Kendimizi dünyadaki diğer ülkelerle kıyaslandığımızda doğrusu ya Koronavirüs felaketini büyük oranda en az zararla atlattık diyebiliriz.
Galiba “ada” oluşumuzun da getirdiği avantajla olayı ucuz atlattık.
Ancak “su uyur düşman uyumaz” lafı hâla geçerlidir çünkü bu virüs dediğiniz ne ansızın gökten indi ne de “davetsiz misafirimizdi!”
Zaten varlığını da bir Alman Turist kafilesi ve aralarından bir kadının ölmesi duyurdu..
Neyse ki korkulan olmadı! Hem ölümler hem de vaka sayıları bakımından büyük telefata uğramadan gelip geçecek gibi! “Gibi” diyorum çünkü asıl önemli olan bundan sonrasıdır! Çünkü bu virüsün zamanı geldiğinde çekip gittiğini yada kaybolduğunu bilmiyoruz! Nerede nasıl saklandığını, dolayısıyla meydana çıkma ihtiyacı söz konusu olduğunda nasıl faaliyete geçtiğini de bilmiyoruz…
BU nedenle “dünyada en kolay şey nasihat” etmek olsa da “aman tedbiri elden bırakmayalım hemen yayılıp saçılıp virüs’e faaliyet ortamları yaratmayalım” diyorum. Hem de canım burnumda olmasına, virüsten korunma nedeniyle alınan tedbirlerden dolayı deli danalar gibi sağa sola tos atacak durumlara düşmeme karşın… ***
VE ekliyorum: “Tatar Hükümeti iktidar olalı beridir taş üstüne taş koymamış, Türkiye ile yeniden oluşturduğu iyi ilişkilerle bu zor günlerde KKTC’nin mali sıkıntılarını az biraz karşılamışsa da başta TC ile imzaladığı Mali ve Ekonomik Protokolü de savsakladığı gerçeklerde, henüz “kendini göstermiş” değildir!
Ancak “bu sosyoekonomik başarısızlığına” karşın diyoruz: Hükümet Virüs’ün büyük kayıplara, felaketlere neden olmasını önlemesinin yanı sıra, yayılması ve can kayıplarına neden olmasını da aldığı tedbirlerle doğrusu iyi başardı..
ANCAK ta başında söyleyip yazdığımca bu başarıyı, “ya başaramazsam” korkusu nedeniyle alınan ciddi tedbirler ve uygulamalardaki “kararlı tutumlar” besledi!
(Keşke Hükümetlerin elerinde “yasak” da olsa böylesi sihirli argümanları olsaydı. Belki sosyoekonomik başarıyla, KKTC’nin istikrara kavuştuğunu da görürdük!)
***
DEVLET MECLİSİYLE VARDIR
NE var ki Tatar hükümetinin Koronavirüse karşı sağladığı bu başarısı Muhalefet partilerini memnun etmedi.. Çünkü hem Meclis gerçeği olarak çok dışta bırakıldılar hem de “Meclis gerçeğine karşın, gazetesindeki bir köşe yazarı kadar bile ortaya bir görüş koyamadılar!”
ÇÜNKÜ Tatar Koalisyon Hükümeti başından beridir “ben yaparım olur yada yaptım oldu” politikasında; Koronavirüs olayını kendisi pişirdi kendisi kurtardı, Meclis’teki muhalefet de “Mecliste olmalarına” karşın dışarıdaki halk gibi seyretti!
Yani Tatar hükümeti muhalefeti pasifize etti!
Nitekim dünkü Meclis toplantısında Muhalefet kanadı bu dışlanmanın serzenişlerinde bulunurken, “tahammül sınırlarımızı zorluyorsunuz” diyordu!
Neden? “Tatar hükümeti” Kornavirüs olayının yarattığı “olağanüstü durumu” kendi koalisyon hükümeti için “vatanın kurtuluş savaşı” senaryosunda film yaparken, “Muhalefeti” tümden dışlayıverdi de ondan
***
ASLINDA bu tip İktidar-Muhalefet ilişkilerinin yabacısı değiliz. Çünkü Kıbrıs Türk siyasi partileriyle oluşturulan siyasetler “Liderler, Paşalar” dönemlerinden süzülerek geldiler bugünlere. Ki UBP hâlâ “ben yaparım olur” politikasının, demokrasilerde olamayacağını anlamış değildir! ***
FARKINDAYDIM: Buraya kadar geldikte, “Ulusal Birlikteliğin” bizim gibi henüz siyasi çözüme ulaşmamış toplumlarda ne kadar önemli olduğu da hatırlanacaktır!
Nitekim bu konuda biz Güney Komşumuz kadar olamadık.. Bir “Ulusal Konsey” bile oluşturamadık.. Hatta hâlâ “nasıl bir çözüm” sorusuna ortak paylaşımda cevap bile veremedik!
KALDI ki siyasi Partiler hiyarerşisinde “ulusal birlikteliğe” varalımdı!
Nitekim Annan Planını da kapsamında örneklediğimiz süreçte, halk sandığa giderken “kendi ulusal iradesinde değil, bağlı olduğu yada sempati duyduğu siyasi partilerin görüşünü oylamak için gittiydi…”
Yani “siyasi partiler” arasında sağlanamayan siyasi bütünselliktir ki toplumu da olumsuz etkilediydi.. Nitekim Türk halkı “referandum sandığına” giderken KKTC vatanının ezelden ebede devam edeceği bir “devlet mefkûresini” değil.. Güney’deki Rum toplumunun çoğunluk azınlık esasında yöneteceği bir federal çözüme “evet” dedirtildiydi! Ki her an darmaduman olması rizikosunda..
HA ne diyecektik. Birlik beraberlik ve ilkeler önce Meclis’teki siyasi partiler arasında tesis edilir.. Sonra topluma yansıtılır…
































