Bir zamanlar hekimlerin, sırf piyasada yer tutabilme uğruna birbirlerini kötülediklerini, hatta reçetelerini yırttıklarını işitir şaşırırdık. Bu şaşkınlığımız geçtiğinde, sistemimizde hekime olan güvensizliğin en temel davranış bozukluklarından birinin yapılmaması için çok yoğun çabalar harcamış, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği çatısı altında ciddi bir misyon üstlenmiştik.
Hekimler arasındaki bu yaşanmışlık aslında diğer meslek guruplarının bireylerine de öğretici olmalıydı. Bir mesleğin mensupları birbirlerini kötüleyerek bir yere varamayacağını anlamalıydı. Bunun aksi bir davranış sergilemenin aslında uzun vadede kendi ayağına kurşun sıkmak olduğunu bilmeliydi.
Aleni bir gerçektir ki; Bir berber diğerini kötülediğinde aslında kendini de kötülemektedir. Bir lokanta diğerini karaladığında aslında kendi işini bozmaktadır. Hele hele de bizim gibi ölçeği küçük coğrafyalarda yaşayan, düşük sayılı popülasyonlarda bu kaçınılmaz bir gerçektir.
Umarım son ölü tavuğa tecavüz olayındaki iddia doğru değildir. Bu olay iki lokanta arasındaki rekabetten kaynaklanmamıştır. Zira böyle bir gelişme ülke turizmine olduğu kadar hizmet sektörüne de zarar verecektir. Turizm sektörü diyorum çünkü turistler daha bir kaç hafta önce “köpek eti yeniliyor” diye lanse edilen bir ülkeye gelmeyi istemezler. Hele hele bunun üstüne aynı yerde ölü tavukları da pişirmeden seviyorlar şeklindeki katmerli haberler çıkmışsa tarafımıza bakmazlar.
Gerçi “Köpek yemek olayı” bir kültür olayı olarak bir nebze savunulabilinir. Neticede Vietnamlılar kendi ülkelerindeki yemek kültürlerini, bizden izin almadan, ülkemize taşımazlardı. Bunun bir yere kadar anlaşılması mümkündü. Ama ya ölü tavuk sevmek? Bunun kültürle mültürle savunması yapılabilinir mi? Bu olsa olsa anti sosyal kişilik ile izah edilebilinir.
Kanaatimce bu ülkenin yeme içme sektörü ile ilgili sivil toplum örgütü, olayı araştırır ve bu işte hatalı olanların gerekli cezayı görmeleri için gerekli işlemleri başlatır. Aksi halde ülkedeki lokantalara karşı da ciddi bir güvensizliğin temeli atılmış olacaktır.
Bence bu olayın en kötü taraflarından biri de, başka yerde bir infial yaratması gereken bambaşka bir olayı, göz ardı etmemize neden olmasıdır. Bir köyümüzde on dört yaşında kızın iki olgun yaşta erkek tarafından tecavüze uğratılması başka bir ayıbımızdır. Ne var ki tavuklar bu kızımızdan daha sansasyonel olduğundan, olay ikinci plana itilmiştir.
Bazılarınız şimdi buna da “kültür” diyebilirsiniz. Ama bizim değil bu kültür. Kültür gelenekselleştiği topraklarda kültür olabilir. Bu nedenle Vietnamlılar köpek yiyeceklerse buyursunlar Vietnam’a dönüp yesinler. Küçük kızlarla cinsel temasa girmek, evlenmek isteyenlerde bu kültürü nerede edindilerse dönsünler orada eylemlerini gerçekleştirsinler. Kusura bakmasınlar. Bunlar bizim midemizin kaldıracağı şeyler değil. Bu nedenle yaptıkları eylemi yüreği yiyecek olanların yanında yapsınlar.
Bir de sakın ırkçılık yapıyorsun demeyin bana. Aksine yabancıları severim. Ama bu onlara bizim ruh halimizi bozacak davranışlar sergilemeleri hakkını vermez Ben nasıl yabancı bir ülkeye gittiğimde, onların kültürüne adapte olmaya çalışıyorsa, saygı duyuyorsam, bir yabancının da benim ülkemde aynı duyarlılığı göstermesini isterim. Ve bu adada ölü tavuklarla sevişmek, küçük kızlarla evlenmek, ya da köpek yemek kültürel olaylar değildir.
Adanın kuzeyi anormal de, güneyi normal mi? Onlarda da durum vahim. Üstelik orada olay bireysellikten taşmış. ELAM denilen psikopatlar grubu iyice manyayıp ;Sayın Talat’ın konferansına molotof atacak kadar abuk hareketler sergiledi. Bu hareketlerin büyük yansımaları olması normaldir. Aslında ELAM bir yerde bu davranışı ile Kıbrıs’ın kendine tecavüz etmiştir. Tek teselli olarak Rum Yönetimi’nin, ihbarlara rağmen tedbir almayan polis müdürünü görevden almasını buluyor, bize de örnek olmasını diliyorum.
Anlayamadıklarım
Türkiye’deki seçimlerden arka arkaya sekizinci kez birinci parti çıkan AKP yetkilileri, “Seçim nasıl kazanılır*” diye bir kitap yazmayı neden düşünmezler acaba?
Diyaloglar
– Selam dohtor beyi…
– Selam!
– Vallayi derdime bir çare. Denize düşen yılana sarılır sana geldim.
– Gulp! Nasıl yani? Deniz? Yılan? Ben?
– Evet yavu, o kadar dohtor gezdim bir fayda bulamadım. Seni övdüler sana geldim.
– Neyse. Tamam. Peki ama neyiniz var?
– Aşk olsun dohtor bey. Bir de seni farklı dohtordur diye bana çok met ettilerdi. Yavu dohtor sen değilmin? Derdimi sen söyleyecen, ben bilsem zaten sana gelmem.
– Hayır! Yanlış anladınız. Ben şikayetinizi soruyorum.
– Evet. Şikayetçiyim çok sıra bekledim. Numara almak için sabahın köründen uyandım hastaneye geldim. Ama yinede altı numarayı alabildim. Çok sinirlendim.
– Beyefendi… Anlatamıyor muyum yoksa anlamak mı istemezsiniz. Hastalığınızla ilgili şikayetleri soruyorum.
– Yazıklar olsun dohtor bey. Özel muayehanene gelmedim diye bana böyle davranın değil.
– Ne alaka efendi?
– Ha yahu? Parayı ödesem şirin olacaktın, ama şimdi böyle tabii.
– Bas git.
****************
– İyi günler, ehliyet ve ruhsat lütfen.
– İyi günler, ikisi de yok.
– Neden?
– Sen benim maaşımı bilin. Ehliyet + ruhsatı ödemek için iki ay çalışmam lazım. Oysa bunlar yok diye bana ceza yazacak olsan, onlara ödeyeceğim paranın yarısını vereceğimdir.
– Hesabı geçelim efendim. Ehliyet ve ruhsattan da vazgeçtim. Şu alete bir üfler misiniz?
– Yok üflemem.
– Neden?
– Bu alet alkollü olup olmadığımı ölçmeye yaramaz mı? Gerek yok ben içtim.
– Tamam beyefendi de her halde bira içmişsinizdir diye düşündüm.
– Yok yok sağlam viski içtim. İskoç malt hem da…
– Anladım. Anladım da herhalde bir duble falan içmişsinizdir.
– Bir duble ile doyar insan? Bir şişe taze bitti gardaccığım.
– Git başımdan be.
KARİKATÜR
.jpg)
OBJEKTİFİMDEN- KIRKLAR TÜRBESİ-KIRKLAR
































