Bildiğiniz gibi, eğer bir aksilik olmaz ise, önümüzdeki nisan ayında cumhurbaşkanımızı seçmek üzere sandık başına gideceğiz…
Bildik birkaç isim dışında, yeni bir isim yok. Hatta onlar bile henüz adaylık için konuşmayı uygun bulmuyorlar veya konuşmak için henüz erken olduğuna inanıyorlar. Hani haksız da sayılmazlar. Siyasette 24 saatin bile ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, Nisan ayına kadar derelerin altından daha çok sular akacağını tahmin etmek güç değil.
Kimin aday olup olmayacağı, Anayasa’mızda açıkça yazılmıştır. Bu şartlara haiz her Kıbrıslı Türk’ün aday olma hakkı vardır… Sonuçta gönlümüz kimden yanaysa, kime inanmışsak oyumuzu ona vereceğiz…
Neredeyse her yıl bir seçimin yapıldığı ülkemizde, doğal olarak seçmenler de “seçimkolik” olup çıktılar. Toplum olarak seçimle yatıp, seçimle kalkar olduk. Ülkede seçim havası olmadı mı, bizim de havamız olmuyor. Kahveler daha sessiz, partiler daha tenha oluyor. Adeta seçim, bizim yaşam tarzımız…
Her neyse konumuz biz değil, Nisan ayında yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimleri ve muhtemel adaylardır. Aslında hepsi de sizlerin de duyduğu veya “olabilir” dediğiniz isimler. Yani şimdilik pek öyle sürpriz isimler yok henüz. Derviş Eroğlu, UBP ve DPUG’nin adayı. Seçimlerde yeniden aday olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Yoksa hem 2013, hem de son yerel seçimlerde ismi bu kadar öne çıkmaz, kendine göre birtakım düzenlemeler yapmazdı. Sonuçta belli bir hedefiniz varsa, siyasette her şey mübah ve oyunu bu kurallara göre oynayan kazanır…
Gelelim bir diğer isme, Mehmet Ali Talat. O da, en az Derviş Bey kadar hevesli olsa da, Derviş beye sahip çıkıldığı kadar, kendisine sahip çıkan bir parti yok. CTP’de belli bir kesim tarafından adı zikredilse de, hiç de küçümsenmeyecek bir kesim tarafından kabul görmüyor. İşte bu ikilem nedeniyle partide kafalar biraz karışık…
Yine CTP içerisinde öne çıkan iki isim daha dillendiriliyor. Bir tanesi Başbakan ve CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu. Ancak son yerel seçimlerde üç büyük ilçede kaybedilen seçimler, Özkan Yorgancıoğlu’nun adının da gündemden düşmesine neden oldu. İkinci isme gelince, o da Meclis Başkanı Sibel Siber. Özellikle geçiş hükümetinin Başbakanı olarak toplumda ciddi bir sempati topladı ve seçimlerde önemli bir oy oranına ulaştı. “Partili” olmayışının yanı sıra, kadın olması da büyük bir avantaj olabilir. CTP içerisinde az konuşulsa bile Sibel Siber ismi, toplumun her kesiminden oy alabilecek birisi olarak öne çıkıyor…
Solun bir diğer adayı ise, yerel seçimlerle birlikte ismi yeniden gündeme gelen, özellikle de LTB seçimlerinde Mehmet Harmancı’nın kazanmasında bire bir çalışan Mustafa Akıncı. Uzun süre siyasete ara veren Akıncı’nın, Lefkoşa’da elde edilen başarıyla birlikte yeniden siyasete dönmeye ve adaylık konusuna sıcak baktığını biliyoruz. Mensubu olduğu partinin oy oranına baktığımızda, Akıncı’nın bu yarışa oldukça geriden başlayacağını söyleyebiliriz. Lefkoşa’daki başarıyı ada geneline tahvil etmek bence yanlış olur. Akıncı ancak solun ortak adayı çıkarsa, yani günün moda deyimiyle “çatı adayı” olarak çıkarsa şansı artabilir…
Ve özellikle Toparlanıyoruz Hareketi ile adını tüm ülkede duyuran, Türk görüşmeci olarak müzakere heyetinde yer alarak daha da bilinen bir isim haline gelen Kudret Özersay…
Özersay’ın adaylık konusuna sıcak baktığı yönünde bazı açıklamaları olsa da, ben bu görev için henüz erken olduğu kanısındayım…
Zaten arkasında parti desteği olmayan, seçimlere sıfırdan giren birisinin, bu kadar politize bir ülkede kalitesi ne olursa olsun kazanma şansı olacağına inanmıyorum…
Bugün için benim kafamdaki isimler bunlar. Ama dedim ya, siyasette 24 saat çok önemlidir diye. Bir de, son yılların popüler söylemi konjonktürün, nisan ayına kadar nasıl bir seyir izleyeceğini görmek lazım.
Son yerel seçimlerde seçilen sürpriz adaylara bakın. Birçoğu, özellikle partilerin kendi içlerindeki çekişmelerin sonucu olarak, yani konjonktürel olarak seçildiler. Normalde kazanması sürpriz olabilecek bazı kişiler, açık ve gizli ittifaklar sonucu kazandılar.
Nisanda konjonktür, yani iç ve dış şartlar bakalım neyi gösterecek…
YERİN KULAĞI VAR
İDDİALAR DUDAK UÇUKLATIYOR:
Son yerel seçimlerde turizm başkenti Girne ve Çatalköy ile ilgili ciddi iddialar etrafta dolaşıyor. Girne’de seçimlere giren bir adayın, bir başka partinin önemli bir ismine kendisine destek vermesi için yüklü miktarda maddi destek verdiği, Çatalköy seçimlerinde ise bir otelin, bölgenin önemli isimlerinden birisine, seçim çalışmaları için yüklü bir bağış yaptığı iddia ediliyor. Bu sistemle daha nelere şahit olacağız… Adamlar taşeronluk şirketi kurmuş sanki.
ÖZGÜR’DEN SUÇLAMA:
Esnafın uzun süredir beklediği “Bilançoların Güncellenmesi ve Devletin Alacaklarının Hızlandırılması Yasa Tasarısı’nın” Cumhurbaşkanı Eroğlu tarafından Meclis’e iade edilmesi Komite Başkanı Birikim Özgür’ü çok kızdırmış anlaşılan. Özgür, yasanın Cumhurbaşkanı tarafından iadesi ve DP’li vekillerin karşı çıkmasının altında yatan nedeni, “bazı vergi yükümlüleri ile siyasiler arasındaki çarpık çıkar ilişkisine” bağlı olduğunu iddia etti. Hem Eroğlu’nun, hem de DP’lilerin Özgür’ün bu iddialarına verecek bir yanıtları vardır sanırım…
DEVLETİN AYIBI:
Onlarca kadına kucak açan, ülkedeki tek kadın sığınma evi bu hafta kapanıyor. Sosyal Riskleri Önleme Vakfı Başkanı Hatice Düzgün, resmi kurumların ilgisizliğinden dolayı Sığınma Evi’nin kapanacağını açıkladı. Sormak lazım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ne işe yarıyor? Sırası geldiğinde kadın hakları dendiğinde mangalda kül bırakmayan siyasetçilerimiz, özellikle de CTP’liler, sosyal devlet olgusunun tabutuna son çiviyi çakıyorlar….
YENİDEN DEĞERLENDİRİLSİN:
Akıllı Sayaç ihalesinde, kurum ile ihaleye katılıp ekarte edildiklerini iddia eden şirketler arasında karşılıklı suçlamalar sürüyor. Ortam netleşmedikçe, ihaleyi kim alırsa alsın huzur olmayacak. Müracaatları kabul edilmeyen şirketlerin bu konuda bu kadar ısrarcı olmalarının, haklı sebepleri vardır diye düşünüyorum…
TOPTAN İZİNDEYİZ:
Ülke toptan izne çıkmış. Meclis tatilde, vekiller tatilde, memurun çoğu tatilde, öğrenciler ve okullar tatilde. Hükümet zaten bir yıldır hep tatilde. Arada bir akaryakıta yapılan zamlar da olmasa, hükümetin varlığından bile haberimiz olmayacak. Siyasi partiler de izne çıksa, kavgalarından bunalmış olan bizler iyice rahatlayacağız…
BONZAİ’YE DİKKAT:
Ülkemizde özellikle son yıllarda gençlerin müptelası olduğu Bonzai marka uyuşturucu yeniden hortladı. İnsan sağlığına telafisi olmayan zararlar veren Bonzai türü kimyasal uyuşturucuların, Mart 2010’da yürürlüğe giren yasa ile KKTC sınırlarına ithali, imal ve satışı yasaklanmıştı. Ancak yasaya göre bu suçu işleyen suçlulara ise 10 TL para cezası veya 6 aya kadar hapis cezası öngörülüyordu. Caydırıcılıktan uzak bu tür yasalarla bu tehlikenin önüne geçmek mümkün değil, neredeyse imkansız. Hükümet bu konuda daha radikal kararlar üretmeli…
ZİRVEDEKİLER
Erol Şeherlioğlu: “Ülkemizde kaçak yaşayan, burada olduğu dahi belli olmayan insanlar vardır. Öte yandan insan kaçakçılığının olduğu bir ülkeyiz. Kaçak mültecilerin yasa dışı yollardan ülkeye sokulduğu bilinen bir gerçektir. İnsan kaçakçılığı organ kaçakçılığına dönüşmemesi için devlet denetim mekanizmasının çok iyi çalışması gerekmektedir. Yurt dışından gelenlere yasal olmayan ve gizli ameliyatların yapıldığı böyle bir ülkede organ nakli ile ilgili tüm işlemler sıkı denetim altına alınmalıdır”…
DİPTEKİLER
Birleşmiş Milletler: Kıbrıs da dahil olmak üzere, kurulduğu günden bu yana dünyanın dört bir yanında katliamlara seyirci kalan BM, Gazze’deki İsrail katliamıyla özgeçmişine yeni tecrübeler ekliyor. İşte Ruanda, 1994’de kamplarındaki sığınmacıları Hutu’ların palalarına terk edip, kaçtılar. 100 günde 800 bin insan katledildi… 1995’de Bosna, Srebrenitsa. Kendi güvenli bölgelerindeki Boşnakları, Sırplara teslim ettiler. 8 bin Boşnak katledildi. İsrail’in kadın, çocuk, yaşlı, engelli demeden katlettiği insan sayısı bir haftada 200’ü buldu. BM İsrail’e laf ola bir ateşkes çağrısı yapıyor ve seyrediyor. BM’nin neyin bekçisi olduğu artık sorgulanmalı…
































