İnsanoğlu yaptığı işin veya ortaya koyduğu eserin takdir edilmesini, beğenilmesini, övülmesini ister ve de bekler. Takdir görmediği anda da tükenmişlik, özgüven eksikliği veya reddetme baskısı altında tepki gösterir. Böyle durumlarda Kıbrıslı Türkler tepkilerini genellikle; “Hamama git” diyerek belirtir. İşte, bugünkü konumuz da özlemlerimiz ve de meşhur Tantin’in Hamamı cinsinden olan beklentilerimiz. SPA (Salus Per Aquam); “Sudan gelen sağlık” anlamında kullanılır. Şifalı sular ile yapılan bakım, sporda da kendini göstermiştir. Bu durum, son yıllarda imkânlar açısından ülkemizde de özellikle spor veya egzersizseverler açısından bir rutin hâlini almıştır. Antrenman (Antreman değil) sonrası kasılan kasların gevşemesi ve üretilen zararlı asitlerin bedenden atılması masaj, sauna ve bol germe cimnastiği ile mümkün. Haa, bir de işin spor sevmeyenler tarafı var. Onlar da Davidoff puro, Don Perignon şampanya, krem-şanti çilek ve mis kokulu mumlar ve masaj yağları eşliğinde bir fantazi arifesinde bu bakımı sağlayabilirler. Beş duyu organının olumlu bir biçimde tetiklendiği SPA merkezlerine gitme lüks değil, ihtiyaç oldu artık. Koşuşturan hayat içerisinde yer alan marazlarımızdan uzaklaşarak, kaliteli bir yaşam için suyla bakım ve terapi şart. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yaşayan insanların bile bu terapi için zamanları vardı. Bizim hiç mi vaktimiz yok? Teknolojik yaşamla kendimize boş zaman yaratma olanakları giderek artmakta. Bu yüzden “vaktim yok” adlı kuyruklu yalana sarılmayınız. Özlemini yaşadığınız süreçler “e çok özledim” demekle sobelenmiyor . Bu arada “özlemişim” demişken; Herkesin yaşamında bir eksikliği giderme hissi veya bir ulaşılana tekrardan ulaşma hissi vardır. Buna da ‘özlem’ denir. Kimimiz madde özlemi, kimimiz ise mâneviyat özlemi içerisinde yanar tutuşuruz. Naçizane kulunuz bendenizin de bir takım özlemleri var. Neler mi?
* Soğuk ve yağmurlu bir gecede yürümeyi özlemişim,
* Klima çalıştırmadan püfür püfür esen bir pencere kenarında uyumayı özlemişim,
* Kazak, mont, ceket türü giysileri giymeyi özlemişim,
* Kapalı bir havada Büyük Han’da sulu muhallebi yemeyi özlemişim,
* Sağanak yağmur ve fırtına altında bisikletime meydan okumayı özlemişim,
* Islak zeminli bir tepede ATV motosiklet ile mantar toplamayı özlemişim,
* Avcılardan uzak bir köşede ateş yakmayı özlemişim,
* Kırmızı başlı bülbüllerin sesini özlemişim,
* Derviş Yağcıoğlu ile Arasta’da acı bir kahve içmeyi özlemişim,
* Az kara, beyaz ve pencevüşlü ciğer yemeyi özlemişim,
* Eski Lefkoşa Efendileri’nin kahvehanelerde hükümet kurma senaryolarını özlemişim,
* Yeşilırmak’ta uçurtma uçurmayı özlemişim,
* Elye’nin (Doğancı) karpuzunu özlemişim,
* Girne’nin yasemin kokan yat limanını özlemişim,
* Can dostum rahmetli Urcan Vangöl’ü özlemişim,
* Cep telefonsuz bi’hayatı özlemişim,
* Evimin rutin ziyaretçileri kırlangıçları özlemişim,
* Karşılıksız aşkları özlemişim,
* Kardeşim Cevdet’i çok özlemişim,
* Oyna GG’yi kupa kaldırırken özlemişim,
* Çilek reçelli kızarmış ekmeği ve ceviz macununu özlemişim,
* Çocukluğumu özlemişim,
* Şu anda tanımlanamayan ‘forma aşkı’ ile futbol oynayan futbolcuları izlemeyi özlemişim,
* “Köle Isarua tatilde. Bavulumu hazırla Sebastian” modundaki yurt dışı tatillerimi özlemişim. Neyse; “Bana ne be senin özlemlerinden” diyebilirsin değerli okuyucum. Hatta; “Hamama git” de diyebilirsiniz. Haklısınız. Keşke vakit buldukça SPA’ya da gitsem! Nokta…
































