Köşe Yazarları

Galiba orada hakikaten hiçbir şey göründüğü gibi değil







Ben siyasetin bilimini yapmadım. Sadece yanı başımda yaşanan siyasi olaylara, etrafı ile ilgilenen her vatandaş kadar kendimce yorumlar yaptım. Gazze’de yaşananlar hakkında da bu şekil ve anlayışla yorumlarım oldu geçmişte. Genellikle insani yorumlardı bunlar. Kanın akmasını ve ölümlerin durdurulmamasına kızan yazılar da yazdım.




Birkaç hafta önce Başaran Düzgün gazetemizde “Türkiye ve Katar’ın Durumu” başlıklı makalesini okuyuncaya kadar bizim medyanın bize gösterdiği anlattığı hikâyeler, haberler üzerinden yaptım hep Gazze hakkında yorumlarımı. Ama Başaran arkadaşımı okuduktan sonra biraz irkildim. Farklı düşünmeye başladım. Zira söz konusu makale, bir yazara atıfta bulunarak “Gazze’de hiçbir şey göründüğü gibi değil” sözleri ile bitiyordu.
O sıralarda da televizyonlar adeta canlı yayın yapıyorlardı. Gazeteler de İsrail’i lanetleyen makaleler diz boyuydu. Sosyal medyada ki paylaşımlar tıklanma rekorları kırıyordu. Her şey ortada gibiydi. Peki ama bu şartlarda bizim göremediğimiz neydi? Bu soru aklıma takılınca biraz araştırmaya koyuldum.
Sonunda dünyanın gaz ve petrol yataklarına gösteren bir haritaya ulaşınca, tabiri caizse kafamda ki ampul bir anda yandı. Olay, aslında savaşan tarafların bize göstermek istediği gibi, ne bir İsrail’i koruma olayı, ne de Filistin’in kurtuluş savaşı değil arkadaşlar. Olay bariz bir “GAZ” savaşıdır.
İsrail besbelli ki, kuzeyinde Lübnan ile yaşadığı denizdeki sınır sorununu, güneyinde de yaşamak istemiyor.
Söz konusu haritaya iyice bakıyorum. Orta Doğu’nun en zengin gaz yatakları İsrail kıyılarında görünüyor. Ama bu kıyıların bir kısmı da resmen Gazze kıyılarıdır. Yani çıkarılacak gazın bir kısmı onlarındır. İsrail ve ortakları bunu kabullenemiyor anlayacağınız. Onun doğal müttefiki Amerika Birleşik Devletleri’ni ve Araplara güvenmeyen Avrupalıları da arkasına alarak gazı sadece kendi pazarlamayı planlıyor.
HAMAS ise bunu farkında. Normal şartlarda böyle bir savaşa girmek akıl harcı değil. Siz karşınızdakine göre sıklet olarak bu kadar küçükken onunla vuruşmaya girmek normal değil. Bir şekilde oturur şartlarda esner, uygun bir anlaşma yapar dayak yemekten kurtulursunuz. Ne var ki HAMAS buna hiç yanaşmıyor. Bence bunun iki sebebi var. Birincisi İsrail’in, şu anda yapılacak bir anlaşmayla, gazdan onlara pay verme niyeti olmadığını biliyor. İkincisi bu savaşla İsrail hatta Yahudi düşmanlığını körükleyip iktidarını perçinliyor. Bu iki olgu arkasına geçip uzun süreli bir direnişle kendi hedeflerine ulaşmayı başarmayı umuyor.



Peki ya Türkiye? Galiba çok büyük bir kumara oynuyor. Gaz sadece İsrail’e kalırsa ortak çok. Amerikalılar, Avrupalılar ve başta Mısır olmak üzere Araplar bir şekilde pay alacaktır. Ama ya zar düşeş gelir de HAMAS kazanırsa? O zaman en büyük destekçiye de pastadan sağlam bir dilim düşecektir şüphesiz.
Kısacası yanı başımızda çocukların insanların patır patır öldüğü bu savaşta bence de Başaran Düzgün’ün dediği gibi “Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir”… Savaş bir kendini kabul ettirme ya da kurtuluş savaşı değil bal gibi de ekonomiktir.
Tanrı, Kıbrıs’ın çocuklarını Afrodit Gazı’nın şerrinden korusun…

İsrail doğal gaz haritası

ANLAYAMADIKLARIM
Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüz bine yakın insanın oy kullanma hakkı olduğu saptanmış. 2011 genel seçimlerinde Tunceli de elli bin seçmenle iki vekil, Bingöl ise yüz elli bin seçmenle üç vekil çıkarmıştı. Bu durumda hâlâ daha TBMM’ye iki vekil gönderme hakkımızı neden talep etmeyiz? Anlayamadım.

VE ŞİİR…
Bu haftaki şiirimiz bendenize ait.

ESKİ BAYRAMLAR
Nerede o eski bayramlar
Diye hayıflanır adam,
Aslında her bayram ona sanki zül
Farkında zira her bayram etrafından eksilen var
Özlüyor o eski günleri
Şimdi olmayan amcayı, teyzeyi
Gittiği kapıları zaman, kapadı yüzüne
Vazgeçti, isyanı var, çıkmıyor artık.
Yalnız bekliyor öylesine evinde.
İç çekiyor arada, dalıp dalıp
Nerede o eski bayramlar
Diye hayıflanıyor.

BİR KİTAP…
Bu hafta Bir kitap bölümünde sizlere Gabriel Garcia Marquez’in “Benim Hüzünlü Orospularım” adlı romanını tanıtacağım. Aslında roman meraklılarının çoğunun okuduğuna emin olduğum bu kitap 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü kazanan yazarın, uzun bir ara verdikten sonra yayımladığı roman olarak bilinmektedir. Kitabın kahramanı doksan yaşına gelmiş ve o güne kadar sadece parasını ödeyerek kadınlarla birlikte olabilmiş bir gazetecidir. Bir kez evlenmeye teşebbüs etse de korkup kaçmış hep bekar yaşamıştır. İşte böyle bir adam doksanıncı yaşına bakire bir fahişe adayı ile girmeyi planlar. Geç kalmışlık, Aşk, pişmanlık, korku ve daha birçok karmaşık duygunun iç içe geçtiği toplam yüz on sayfalık bu romanı, İspanyolca aslından İnci Kut tercüme etmiştir. Can Yayınlarına aittir.

Objektifimden









Başa dön tuşu