Şarkısı da var:
“Koklamaya kıyamamam benim güzel manolyam…”
…
Manolya çiçeği hakkında çeşitli rivayetlerin olduğu söylenir.
Bir zamanlar Çin’de bu çiçeği sadece imparatorun kendisi kullanabiliyormuş, o kadar kıymetli olduğundan.
Başka bir söylentiye göre manolya ağacını diken çok geçmeden aşık oluyormuş…
…
Çiçeğin en önemli özelliği, koklamak için taç şeklindeki yapraklarına burnunuzu dayadığınızda hemen soluvermesiymiş.
Zeki Müren bir şarkısında “Koklamaya kıyamam, benim güzel manolyam” sözlerini boşuna söylememiş anlaşılan…
…
Koklayınca solan çiçek olduğuna göre, koklayınca açan çiçek var mı?
Hani güneşi görünce açan çiçekler gibi.
Eğer varsa, aşka davet eden çiçek bu olmalı…
…
Nisanın ilk haftasına girildi fakat havalar parçalı bulutlu.
Güneşe baktığınız anda soluyor sanki!
Bu bulutlar nisan bulutları değil, kıştan kalma.
Nisana girilmesine rağmen yağmurlu günler sürüyor, bu yağmurlar “nisan yağmuru” değil, kıştan kalma.
Kış hükmünü yitirse de, bahara usulca sokulmuş durumda…
…
Bir çiçeği kokladığınızda soluyor olması, barışı düşleyenlerin düşüne benziyor!
Buralarda barış denilen çiçek, onu özlediğiniz anda soluyor! Ya da ha oldu ha olacak denildiği anda göçüp gidiyor!
…
Her şeyin bir sonu vardır.
Her çıkışın bir inişi olduğu gibi.
Ama zaman geçer bazı şeyler unutulabilir.
Unutulan şeyler tutum ve davranışlara da yansıyabilir.
Çoktandır sevinci, mutluluğu yaşamayan biri birdenbire bunu yakaladığında ne yapacağını şaşırmış olabilir; davranışları ile bunu nasıl belli edeceğini bilemeyebilir.
Böyle bir his olmalı, Türkiye’de yerel seçimlerin ardından sevincini nasıl göstereceğini şaşıran insan sayısı az değil.
Bunlardan biri de yazar Yılmaz Özdil.
Şöyle yazmış:
“Oturuyorum, olmuyor,
Ayağa kalkıyorum, olmuyor,
Nasıl seviniyorduk biz yahu?”
…
Şair Süleyman Uluçamgil bir şiirinde,
“Ben aşık olduğumda ellerimi ayaklarıma göre uydurmasını şaşırıyordum” der.
Cümle satırı satırına böyle olmasa da özü budur.
Bu şiir aşkın gücü karşında insanın ne hale düştüğüne dair bir örnek sadece.
Sarsıntı geçiriyor şair; şiir de sarsılıyor…
…
Sevinç, mutluluk ve aşk yakalanabilir; sürdürülmesi zordur…
…
Manolya çiçeğinin duyarlılığı, koklamaya karşı direnç göstermesi olsa gerek.
Kokusunu kimselere vermek istemiyor!
Kokusu alındığı anda, alındığı yerde soluyor…
…
Çiçeklerin duyguları yoktur ama duyarlılıkları vardır:
Açılacağı zaman açılıyor, koku vereceği zaman veriyor, büyüyeceği zaman büyüyor, solacağı zaman soluyor.
İnsanların duyguları vardır ama bu duyguları nasıl kullanacaklarıdır sorun.
Çoğu zaman yanlış kullanılır…
…
Manolya kokusunu vermek istemiyorsa istemiyor!
İnsanoğlu bunu bilmesine rağmen, koklayarak onu öldürüyor!
Duyarlı bir sanatçının uyarılarına rağmen:
“Koklamaya kıyamam, benim güzel manolyam…”
































