Siyasi Partilerimiz geçen yıllar itibarıyla sadece yıpranmadılar. Anlamlarını da yitirdiler! Koalisyon hükümetlerine katılmayanının kalmadığı dolayısıyla kolaylıkla hükümet olabildikleri süreçlerde fakat ayni “koalisyon” ahkâmlarında sürekli törpülenip kan kaybetmekle kalmadılar! Siyasi partiler olarak ciddiyetleriyle işlevlerini de kaybettiler!
KISACA siyasi partiler “koalisyonlar hükümetleri” içinde eriyip giderlerken mesela öteden beri siyasetin öncülüğüyle bayraktarlığını yapan UBP de nasibini alanlardan oldu!
Hatta öteden beridir sürekli “muhalefetin keskin kılıcı gibi UBP’nin ense kökünde duran CTP de ayni “koalisyonlar” ahkâmlarında sıradanlaşmakla kalmadı “ideallerini de yitirdi!
Kİ artık bu ülkede anlamını ve işlevini çakan ne sol partiler vardır ne de sağ!..
…BENİ bu düşüncelere sevk eden geçen haftanın sonunda gerçekleşen DP’nin 12. Olağan Kurultayı oldu! Ki vakti zamanında UBP’den kopan bazı milletvekillerinin “9’lar hareketi ile oluşturdukları” bir partiydi..
Demokrat Parti o yılların siyaset arenasında ve UBP saflarında at koşturan Salih Coşar, Hakkı Atun, Taşkent Atasayan, Serdar Denktaş gibi milletvekillerinin kurdukları bir partiydi.. Hatta partinin kurulmasından az bir zaman sonra bir Akşam Mağusa’ya gelmişler beni bir akşam yemeğine çıkarmışlardı ki sordukları şuydu: “Evet UBP’den ayrıldık ama seçimlerde DP olarak şansımız nedir?”
Çok basit ama doğru olduğuna inandığım bir cevap verdimdi. “Sn. Denktaş sizi desteklerse ilk seçimde UBP’yi devirirsiniz…” Belki deviremediler ama DP-CTP Koalisyon Hükümetini de kurdular, Hakkı Atun Başkanlığında siyasete ses soluk da kattılar.. ***
NERDEN NEREYE? İşte bu DP’nin geçen Cumartesi Olağan Kururultayı vardı. Nisap olmadığı için yapılmadı! Oysa kağıt üzerinde 3 bin üyeli bir parti olarak görülüyormuş..
Öylesi bir partinin bu ülkede “koalisyon Hükümetlerine” katılma şansı bile kalmamışken hâlâ siyaset sahnesinde varlık savaşımı vermesi de bir kadersel şansızlık olmalıdır!
Ki diğer siyasi partilerimiz de artık birbirlerinden farklı değillerdir.. UBP ile CTP dışında etkinlikleri ile işlevlerini koruyabilen siyasi partilerimiz kalmadı!
ÇÜNKÜ “kör olasıca” dediğimce şu “koalisyon” ve “hükümetleri” var ya.. Siyasi partileri törpüleyip kemirip önemsizleştirmekle kalmıyorlar…
O Koalisyon Hükümetleridir ki sayelerinde memleket “bozuk düzenlerin” iflah olmaz labirentlerine düşürülüyor!
ÇÜNKÜ her Koalisyon ortağı parti, ayrıca partilileri ile ayrı bir Hükümet haline gelebiliyor! Ve ne oluyor? “Mütegallibe” dediğim bazı insanlar “iş, aş, makam, kazanç” sağlamak yollarında helalleri de olsa çoğuna haram olan, koalisyon hükümeti ortaklarının açtıkları kapılardan geçerek “makamlar” kapabiliyor, özel işlerini yapabiliyor, haksız kazançlar elde edebiliyorlarken, memleketin dirlik ve düzenini de tarumar edebiliyorlar. Sırf kendilerine olanak sağlayan Koalisyon ortağı siyasi partiler sayesinde! ÇOK kısaca ülkede sadece kanun dışılık artmıyor. Ahlâki değerler de körletilip dejenere ediliyor.. Yazık ki işte bu “kişisel çıkarlar” uğruna devlet düzeni çiğnenirken, bunun aracısı da tefecisi de koalisyon hükümetlerini oluşturan siyasi partiler oluyor!
ÇÜNKÜ artık sandıklardaki tek bir oyun kaybı ile kazanımı bile partiler için çok önemli oluyor..
Ki dünkü yazımda “Başkanlık sistemine” geçelim derken bunları da düşünüyordum..
***
KISACA TAKILDIĞIM: (ÇEKİN ELİNİZİ AYFODİ’DEN!) Çocukluğum eskiden Krikya değimiz köyde geçti.. İkinci Dünya savaşında Mağusa Limanı Alman uçakları tarafından sürekli bombalandığı için İngiliz Vali can güvenliği sağlamak için Mağusa’daki ailelerin istedikleri Köylere taşınmaları emrini verdiydi. (Sadece kadınlar çocuklar ve yaşlılar.) Zaten geriye kalanlar liman işçileri yahut zaptiye dülger demirci gibi meslek erbabı erkeklerdi..
BEN de annemle Krikya’ya (Kilitkaya) gitmiştik. Çocukluğum Kilitkaya’da geçti.
…GEÇEN gün bir günlük gazetemizin manşetinde bir haber ve haberle birlikte yakınma vardı! “Kilitkaya ve Büyükkonuk’tan da görülen Ayfodi Dağına Kıymayın” diyordu.. Çümkü bu iki köyden tas gibi görüldüğünce üzerindeki beyaz ve kocaman kaya kitlesini “taş ocağı” yapmak istiyorlarmış!
ANLAŞILMAZ bir hoyratlıktır! Bu ülkede bir “iş” yapılırken kesinlikle o işin neden olduğu türlü çeşitli zararlar söz konusu olur!
BEN o tepeye çıkanlardan biriyim. Yukarıdan aşağıya baktığınızda şahane bir manzarası vardır.. Taş ocağı gibi bir daha yerine koyamayacağınız hafriyatla tepenin o yekpare kayasına kıymak “yazıktan” da öte bir doğa cinayeti olacaktır!.. EVET bu ülkenin “taşa” da ihtiyacı vardır.. Fakat kim bilir kaç asırdır yerli yerindeki bir tepenin hem de Rumların kutsalı olan bir tepenin, tüm güzelliği ile görkemini teşkil eden o kubbemsi ve yekpare kayayı patlatıp çatlatıp kim bilir kaç yıl sürecek bir tüketimle ortadan kaldırana kadar parçalayıp ufalamak… Allah indinde de kabul edilemez dine imana da sığmaz. Kaldı ki memleketin doğasıdır söz konusu olan… Umut edelim ki Ayfodi’ye dokunulmaz!
VE NOT: Hükümetin memlekette yapacak hiç başka işi kalmadı, Ayfodi Tepesinden indi Özel televizyonların peşine düştü! Sn. Başbakan Üstel her halde şöyle düşünmektedir. “Ben bu memleketi adam edeceğim görsünler Başbakan kime derler!”
































