Spordan da Sorumlu Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, dün, spor yazarları ile bol bol polemiğe girdiği bir basın toplantısı düzenledi.
1 saat dinledim.
Özeti şuydu:
“TFF’yi biz çağırdık. O da sorunu çözmek için FIFA’ya başvurdu… Açılacak şubenin tek bir amacı vardır. O da BAL Ligi’ne giden futbolcuların bedelsiz transferini önlemek ve KKTC kulüplerini mağdur etmemek…”
Olay bu kadar basitse sorun yok.
Ama ne diyor Başbakan:
“TFF FIFA’ya siyaseten içeriğini kabul edemeyeceğimiz bir mektup gönderdi…”
“E açıkla” dendiği zaman da başbakan şu cevabı verdi:
“Açıklayamam, siyasi skandal olur…”
Peki, ne var bu mektubun içeriğinde?
Başbakan, sır gibi sakladı, “siyasi skandal olmasın” diye…
Serdar Denktaş da içeriği açıklamadı…
Hasan Sertoğlu da…
Çok merak ettim…
“Nedir içerikte, siyasi anlamda skandal olan…”
Başbakan haksız değil.
İçerikte ne diyor biliyor musunuz?
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının futbol faaliyetlerinin daha yakından kontrol edilmesi ve geliştirilmesi…”
Ofisin amacı bu…
Dünya, Türkiye’nin üzerine, “Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus taşıyorsun, nüfus aktarıyorsun, bu savaş suçudur” diye gidip, sırf bu yüzden, Türkiye milyonlarca Euro tazminatlarla boğuşurken…
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun, “Yahu BAL Ligi’ne futbolcularımız gidiyor, ülke futbolu için bu tehlike. Bu sorunu çöz” diye adaya çağırdığı Yıldırım Demirören, adeta buraya “sömürge” muamelesi yapıyor.
Maalesef, Yıldırım Demirören, “anlamadığı bir sorunu çözmek” için ancak, bu kadar adım atabildi.
KTFF’yi muhatap alsa…
Eminim, KTFF, kendi binasında TFF’ye ofis bile verir.
Yeter ki, olay doğru zeminde konumlandırılsın.
Serdar Denktaş, “ofisin tek görevi BAL Ligi’ne giden futbolcuların yetiştirme bedeli” dese de…
Demirören, baya, “Kuzey Kıbrıs’ta futbol oynayan TC vatandaşları” için FIFA’dan izin istiyor.
Basit bir sorun…
“TC- KKTC düşmanlığına” kadar geldi.
Türkiye futbolunda, “aldığı her işi yüzüne gözüne bulaştırmakla meşhur” Yıldırım Demirören’den sorun çözmesini isterseniz…
O da bu kadar çözer…
“Çözülmemek üzere…” düğüm atarak…
Ha ne derler bir de…
“Kılavuzu garga olanın…”
//////
İki güzel insan…

Eşim de beden eğitimi öğretmeni.
Bu kesimin “kendisini mesleğine verdiği zaman neler çektiğini” çok iyi bilirim.
“Cuma gecesi çocuklara sen bakacaksın” dedi.
“Neden?” diyecek oldum…
“Harika hocanım ve Ayşen hocanım emekli oldu, veda yemeği yapacağız” dedi.
Tepkim net oldu:
“Harika hocanım emekli olacak, hem Ayşen hocanım? Hayatta emekli olmazlar…”
1991 yılında part time olarak gazeteciliğe başladım.
O yıllardan itibaren de, okul sporlarını hep yakından takip ettim.
Bir de geceleri, köye gidemediğim zaman, Lefkoşa’da yapacağım en eğlenceli şey, salonlara giderek maçları izlemekti.
Basketbol…
Voleybol…
Ve 1993 yılından itibaren KKTC’de ivme kazanan hentbol…
O zamanlarda tanıdım ikisini de…
Harika Kral ve Ayşen Kaplan olarak tanıdım, şimdi Ayşen Rüstem Yılmaz…
Biri voleybolda, diğeri hentbolda…
Sabah atletizmde çocuklarla, akşam büyük takımları ile salonda…
Küçüğe, büyüğe sporu öğrettiler.
Ayşen hocanımı çok yakından tanımadım ama…
Hep uzaktan seyrettim, azmine, başarısına, çabasına ve her şeyden önce özverisine hep hayran kaldım.
Ya Harika…
Adı gibi…
“Yengemiz” olur…
Larnakamızın gelinidir aynı zamanda…
Benden daha eskiler, çok sayıda öğretmen ismi sayabilirler.
Ama, benim, Harika hocanıma ayrı bir parantez açma hakkım da var sanırım.
Düşünsenize…
İskele’de başladı, Lefkoşa’da devam etti.
Binlerce öğrenci geçti elinde…
Yüzlerce sporcu.
Ne güzel insan…
“Emekli olacak” diyorlar ya…
Vallahi yalan.
Rahat durursa, ben adımı değişirim.
Bu ülke sporu Harikasız olmaz.
Harikasız, “harika bir spor” olamaz.
Zaten o da sporsuz olmaz.
Büyük emek verdi.
Güzel izler bıraktı.
Kamudaki öğretmenlik görevini noktalıyor.
Ama bu hikaye de burada bitmez kanımca.
İyi ki sizleri tanımışım.
İki güzel insan…
Öğrencileri ile vedalaştılar…
Öğretmen arkadaşları ile vedalaştılar…
Ama sporla asla…
Sporcuları ile asla.
Dün, liseden öğretmenim olan Nilgün Ecvet Orhon’un sosyal paylaşım alanında ikisinin resmini görünce, bir anda aklıma gelenleri paylaşmak istedim.
İnsana dair o kadar çok başarı hikayesi var ki bu ülkede…
Harika ve Ayşen’in hikayesi de mutlaka yazılmalıdır.
































