Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’İ YENİ NESİLLERİMİZE DEVREDERKEN

Ortadoğu’da nüfusları kat katımızı aşan Türk toplulukları vardır. Irak’ta, Suriye’de mesela..

Hiç  bir Türk topluluğu ne bizim kadar özgür ve egemendir ne devlettir!

Bölgemizde, orta Asya ve Uzakdoğu’da  milyonlarca Türk soydaşa karşın eğer Kıbrıs gibi küçük bir adada “özgür ve egemen devlet” iddiasında üstelik tüm Türklük dünyasının anavatanı olan Türkiye’nin güvencesinde varsak, bunu ilahi talih olarak kabul ederim..

Ve hep şöyle derim: “İyi ki varsın Türkiye..”

Ve “şükranlarımı sunarken de  şöyle düşünürüm: “Ya  Türkiye olmasaydı!”

Ki tüm Kıbrıs Türk halkının bu soruya şu veya bu nedenlerle Türkiye’ye yönelik ne denli sitemkâr olursa olsun dosdoğru ve hakçasına cevap vermesini dilerim.

***

GÖREVİ YENİ KUŞAK DEVRALACAK: Bu “yersiz” gibi görülen düşünceyi neden yazımın başına aldım? Bir başka düşünceyi anlatabilmek için!

Çünkü bu adada  bizim kuşağın artık  miadı doldu! Ki bu yaşlı ve hantal kuşak, sadece Barış Harekâtını yaşamadı. İngiliz sömürge idaresini de gördü Eoka terör örgütüyle de çarpıştı.

Dolayıyla şimdilerde ve bundan sonra  memleketin kaderini sürükleyip götürecek olan   bu eski kuşak değildir!                               Çoktan yetiştirip memleketin kaderini kendilerine çoktan teslim ettiğimiz evlatlarımızdır. (Bak:  Bakanlar Kurulu ile Meclisteki vekillere..)

Şöyle böyle kuşaklar arası “farkındalıkları” henüz keskin çizgilerle aşılamaz sınırlar haline getirmediğimiz gerçeklerde, onların bizi bizim  de onları anlamamız gerekir. Yarınlar için bu uzlaşı ve vefaya çok ihtiyacımız vardır. Şöyle ki:

***

YARINLARI BUGÜNDEN KURGULAMALIYIZ: Çünkü ayak seslerinin gitgide daha patırtılı ve daha çok işitildiği bir kaçınılmaz gerçekte yeni bir jenerasyon, “Z kuşağı”  dedikleri  bir gençlik yetişiyor yada yetiştiriyoruz..

Bu genç nesil ne bizler gibi düşünüyor ne de bizler gibi davranıyor.. Ne de siyasi soruna bakış ve yaklaşımları  bizler  gibidir..                                              ***

ÖRNEĞİN: Bizim “şükran” dediğimiz Türkiye’yi onlar demokrasinin miyarı içinde eleştirilerinin  en koyusunda yorumluyorlar!      Odağına Erdoğan’ı koydukları bir Türkiye imajı geliştiriyor KKTC ile bağlantı kurarken, siyasi sorunun çözümüne  genelde “federasyon” tezi ile yaklaşıyorlar.

KKTC-TC ilişkilerini de bu imajla değerlendiriyorlar!

Ve çoktan beridir yetişen bu gençler artık siyasi parti bünyelerinde görüş ve karar mercileri olarak   vardırlar..

Kısaca  bu gençler geleceğin Kıbrıs  siyasi sorununu ne bizim gibi yorumluyorlar ne Türkiye gibi!

***

PEKİ TEDİRGİN Mİ OLMALIYIZ? Yada Kıbrıs Türk halkının gelecekleri açısından kuşku mu duymalıyız.

Eğer 1974’den beridir Kuzey Kıbrıs’ta durum vaziyetlerimiz “öyle geldi böyle gider” tekdüzeliğinden kurtarılmaz…                              Ve artık kanıksanmış “Federasyon-Devlet” gibi çözüm alternatifleri arasındaki gelgitlerle tartışmalarından vazgeçip, “Kuzey’de yurdumuz olan bu Kuzey topraklarına  özgürlük ve egemenliğimizin damgasını basıp tapusunu aidiyetimize kaydetmezsek, 1974 de Rum Yunan milislerinin,  kanlı Eokacı dişlerinden  kurtardığımız varlığımızı;   bu kez  AB ve BM’lerin hakkımızda verecekleri  siyasi kararlarına yediririz!

Biline ki o aşamaya gelir yada getirilirsek,  sonuç  Türkiye’den kurtarılırken Rum-Yunan ikilisine  bağlanan bir Kıbrıs olacaktır! Çünkü bu sorun git gide tatsız bir mecraya doğru sürükleniyor.

***

SORUN Ç0K UZADI! Ki “hata” başında yapıldıydı. Ecevit Türkiye’si 1974 sonrasını “oldu bitti maşallaha” yatırdıydı!

“Biz sizi yedirir içirir, giydirir kuşatır, cebinize para da koyarız” dedilerdi..                 Daha 1974’ün hemen sonrasında serdedilen bu lafları işittiğimde “biz sizden bizi beslemenizi değil, adam olmamıza, kendi ayaklarımız üzerinde durmamıza yardım etmenizi istiyoruz, Kuzey’de bağımsız ve egemen devlet olmak istiyoruz…” Diyerek cevap veriyorduk!

Cevabımız hâlâ  bakidir.. Çünkü:              Bakın bizi nasıl yedirip içirip ayakta kalmamız sağlanıyor:       Anlatımı ve aktarımı aşağıda:                                                                                                ***

KISACA TAKILDIĞIM: (MALİYE BAKANI DURSUN OĞUZ AÇIKLADI!)

Geçtiğimiz günlerde TC’den sağlanan 500 milyon dolarlık krediye ilişkin  eleştiriler yoğunlaşınca Maliye Bakanı Oğuz “işte encamımız” dercesine bu “para akışlarında Ankara ile  KKTC arasındaki protokolü açıklamak zorunda kaldı..

Önce söze,  tartışmalara konu olan bu 500 milyon doların  aslında   geçen günlerde imzalanan 5. Dilim olduğunu söylemekle başladı..

Anlaşmaya göre her 5 yüz milyon dolar  tükendiğinde yeni bir anlaşma imzalanarak yeni bir 500 yüz milyon dolarlık daha harcama yetkisi alınmakta..

“Bu anlaşmalar” diyor Oğuz, “1996’dan bu yana imzalanıyor. 2009’dan bu yana da  5 yüz  milyon dolarlık dilimler için imzalamalar devam ediyor..”

Haa, zaman zaman araya “kredi taleplerimiz” giriyor ki bir süre önce sözü edilen 340 milyonluk kredi açılımı budur, falan..                                                                                                     ***

ANLAYACAĞIMIZLA ANLAYACAĞINIZ:  Mesela diyorum: Böylesi para transferleri yada “mali kaynak” sorunlarını 47 yıldır şu veya bu formülle sürdürmekten usanılmaz mı? Usanmadılar usanmadık mı?

Ki şunu da söyleyeyim: Türkiye’nin en küçük vilayeti Bayburt’tur. Nüfusu galiba 80  bin falandır…

Oraya  da hastahaneler, okullar hatta üniversite yapılır. Hepsi de TC devletinin bütçesiyle gerçekleşir.

Fakat KKTC’nin yaşadığı sorunları Bayburt yaşamaz.. Büyük olasılıkla belediyeleri de bizden çok daha işlevsel ve üretkendirler.

HAYIR yanlış anlaşılmaya, “TC’nin vilayeti olalım bu kısır döngüden kurtulalım” demiyorum.                                                      Fakat söz konusu KKTC’nin kurtuluşuysa,  mali ve ekonomik protokollerden, yıllardır süren anlaşma ve sözlerden vaz geçtik…       Tutun  ki bize Bayburt gibi yaklaşılsın yeter de artar bile…