Köşe Yazarları

KKTC’e yağmur yağdı!







Dünyanın oluşumuna istesek de kafa yoramayacak kadar olduğumuz için olayı Allah’a havale ederek “Allah yarattı” deriz!

Oysa Allah önce kâinatta bir olay yarattı ki dünya eseri olsundu..  İnsana da akıl bahşettiydi ki  dinamosunu çalıştırdığında dünyanın yaratılış nedenini izah edebilsindi!

Bizim için dert olmadığından “Allah yarattı” deyip noktayı koyuyoruz. Neyse ki ama bir kıymet gününde batacağını biliyoruz!

Ha bir gerçeği daha öğrendik ama: Artık biliyoruz ki  bir gün dünyada kopacak o kıyamet günü gelmeden, ilk batacak ülke KKTC olacak! Şöyle ki Yağmurlar sellere, seller nehirlere dönüşecek. Göletler taşacak sular kentleri yutacak.. Kısaca batıp gideceğiz,  emareleri başladı bile!..

NASIL bir vatan yarattığımızı sorup cevap vermek gerektiğinde, yılların kurak çorak adasına fazladan azıcık yağmur yağdı diye nasıl suların altında kaldığımıza bakmak  yetmektedir!

Buna karşın hâlâ “önlemlere” karşı çıkılmaktadır!

Suların toprakta akacak yataklarına bile evler apartmanlar dikildi.. Her yağmur sonrasında  suların altında kalınıyor ama yine de “imar iskân planlarına” karşı çıkılıyor!

Ekilebilen bir karış toprak bile değerlidir. Oysa elde kalan toprakları kurtarmak için çıkarılan “emirnamelere” de karşı çıkılıyor!

KISACA “bereket” dediğimiz yağmurlar  yıllar sonra yağacak oldu, felaket haline geldi! Canlar da aldı mal kayıplarına da neden oldu.

Bir kez daha anladık ki KKTC’i iyi kuramadık! Kaldı ki bu yanlışı değiştirme şansımız da yok! Çünkü bizde TC de olduğu gibi “geri dönüşüm” zaten  finansman da yok!

Bu “büyük hatamızın” faturasını bundan sonra da iklim değişiklikleri nedeniyle belki daha çok artacak felaketlerle ödeyeceğiz.

Ne var ki tüm KKTC’i kapsayacak (zaten küçük bir ünite olarak vardır) “İmar iskân ve Planları yeniden yapılmalı ve ödünsüz uygulanmalıdır. Ne kurtarırsak kârımız olacaktır!                                                                                            **********

ÇÖZÜME ODAKLI EKONOMİ OLMAZ!

ÖNCE siyasi sorunun geldiği son aşamaya bakalım. Fakat hatırlatalım:   “Kimler geldi kimler geçti! Hiç birisi  “benim” gibi çekmedi!”

Nitekim Rahmetlik Denktaş gözü arkada gitti! Son nefesinde bile Kıbrıs sorununu sayıkladı!

Talat o kadar bıkıp usandıydı ki Hristofyas karşısında (saçını başını yolacak şansı yoktu) ama “ne yapayım kendimi Saray önünde asayım mı” diye çaresizliğinin ağıtını yaktı!

Eroğlu Masada Anastasiadis’le kavga ederek görüşüyordu. Bir gün Anastasiadis ne kadar dosya varsa hepsini savurup kaçtı!

Ve sıra geldi Sn. Akıncı’ya! Baktım o da mayna etti! Çözüm kapısını kapatmıyor ama Anastasiadis ile müzakerelerden bir sonuç çıkmayacağını da kabul ediyor. Üstelik artık her iki taraf da “kırmızı çizgili kılıçlarını” çektiler onlarla düello ediyorlar!

KALDI ki ne diyorduk? Türkiye ile Yunanistan arasında belirli sorunlarda  radikal iyileşmeler olmalı ki Kıbrıs sorunun çözüm yolu açılsın.

Oysa Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarıyla Ege denizinde adaları da kapsamına alan “aidiyet sorunları” büyüyor, yeni tehdit unsurları yaratıyorlar!..

BUNLAR biliniyor hiç biri yeni sorun değil zaten sorun da bu oluyor çünkü çözülmeden devam ediyorlar!

Peki bu gidiş nereye kadar? (Ki sorunu Slovakya Büyükelçisi ve bizim Din İşlerinden sorumlu beyefendi ile Baş papas Hrisostomos bile yerinden bir milim oynatamadılar!) Yani anlaşılıyor ki “çözüm umudu” yine vuslata kaldı!..

SİYASİ  soruna yönelik bu hatırlatmayı şunun için yaptım. (Çözümsüzlüğün de çözüm olduğunu kabul ederek artık ayakları yere basan sosyoekonomik potansiyeli yaratmak zorundayız!)

Çünkü  “siyasi sorun” gibi ekonomik sorun da “kısır döngüde” sıkışıp kaldı. Mesela on beş yılı aşkın süredir TC ile imzalanan “Mali ve Ekonomik Protokoller” var.. Uygulanamıyor “yapımıza ters oldukları” bahanesiyle erteleniyorlar! Oysa bizim asıl sorunumuz “toplumsal yapımızın” oturmamasıdır!  Kurumlar açmazı bunun sonucudur.                                                     

MESELA “Toplum çıkarlarıyla Mesleki çıkarları..” Ve “Devlet çıkarlarıyla toplum çıkarlarını,” belirli yasalarla ayni fayda ve kazanımda bütünleştirmeyi hâlâ beceremedik!

Neden bilir misiniz? Ne zaman böylesi kapsamlı  plan programlar yapılmak istense “yapanların” başına yıkılır da ondan! (Bak: Tarım kesimi ile hayvancıların devlet ile olan kavgasına! Yada İnşaat sektörü ile devletin tartışmasına. Ve son zamanlarda Ticaret erbabıyla hükümet arası gerilmelere!..)

BU “kavgaların” yada “tartışmaların” (ki bize çok zaman kaybettiriyorlar) asıl nedeni gelip giden hükümetlerin kafalarındaki “ideolojileri,” hazır iktidara gelmişlerken topluma empoze etmek istemelerinden kaynaklanmaktadır!

Oysa devlet “harmonik” yani ayni makastan çıkmış modeller misali  insanlardan oluşmaz.. Oluşsaydı  zaten devlete ihtiyaç olmazdı! Bu nedenledir devlet tüm vatandaşları için  “eşitlikçi  ve sosyoekonomik düzeni sağlayacak yasaları kurumlarıyla ile oluşur..”

Bizse hâlâ “ne olduğumuzu” araştırıyoruz!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (YAŞASIN REFORMLARIMIZ!)  

Bir Süre önce YDP Başkanı Arıklı, “bize reform diye sunulanlar mevcut yasaların biraz değiştirilip sistemin daha çok deforme edilmesidir” dedi..

DoğRu söze ne denir? Çünkü “reform” köklü, temelden değişimdir. Hatta ihtilaldir! Mesela TC’deki Başkanlık sistemine geçiştir!

Bizse Kıb-Tek’in üçlü tarifesine bile  “reform” dedik! Yaşasın  reformlarımız!

 








Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu