Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’de Rum mülkünün tanınması olayı (Uygulaması zor bir sorun!)

(Hasan Özer Avustralya’da yaşayan bir hukukçudur. Bir süre önce mülkiyetle ilgili araştırma ve görüşlerinin giriş kısmını “Köşem”e aktarmış devam edeceğim demiştim. Ne var ki sosyal medyada da yayınlanınca hükmü kalmamıştı! Buna karşın önemli saydığım bazı “başlıkları” aktarmayı yararlı buldum. Onlardan bir tanesi şu: “KKTC’de Rum mülkiyet hakkının tanınması. Uygulamada nasıl bir sonuç doğuracak?” İşte aktardığım bölüm:

“KKTC de Tapu Dairesi’ne giderek mal satın alan bir adam düşünün. Bu güne kadar kendini mal sahibi zannetmekteydi. Bir anda anlaşma yapılacağını ve bundan böyle mal sahibi değil o malda “kullanıcı” hakkına sahip kişi olacağını öğreniyor. Acaba böyle bir olay dünyada nerede, hangi halkın başına gelmiştir? Hemen cevap verelim. Hiçbir yerde. Çünkü bir devletin vatandaşlarına mülkiyet hakkı vermesi, egemenliği ile bağlantılıdır. Bir devletin mülkiyet hakkı tanıyan koçanlarının fonksiyonunu değiştirip bunların sadece kullanım hakkı tanıyan belgeler olduğunu söylemesi egemenliğinden kendi iradesi ile vazgeçmesi anlamına gelir. Bu dünyada görülmüş veya işitilmiş bir olay değildir. Böyle bir olay devletin kendi kendini inkar etmesi veya intihar etmesi anlamına gelir… Bu görüşün devamında ise “aynen Girit olayında görüldüğü” gibi denmektedir.
BU GÖRÜŞ DOĞRU MUDUR? Evet dememek için tek neden yoktur! Fakat bu bizim kendi “ulusal hassasiyetimizden” kaynaklanan görüşümüzdür! O hassasiyet kendi kendimizi aldatmanın üzerine oturur: Şöyle ki:
Bir: Kendimizi devlet sanıyoruz!
İki: Dolayısıyla masaya egemen Kuzey Kıbrıs Türk Devleti olarak oturduğumuz düşüncesindeyiz!
Üç: Zaten federal sistem siyasi eşitlik ilkesinde iki kurucu devletten oluşacağı için müzakerelere başlanırken KKTC’nin devlet olarak kabul gördüğünü varsayıyoruz!
OYSA: Biz Türk tarafı olarak müzakerelere hiç de bu kimlikle başlamadık! Güney Rum Yönetimi ise masaya “tüm adanın tanınmış devleti olarak oturdu!” KKTC ise bu tanınmış Rum devletinin Kuzey’deki haklarını ve mülkünü gasbetmiş işgalci ve illegal kimliği ile oturdu! Yani masa başında bir kez daha kandırıldık!
Ama ne deniyor: Sonuçta iki kurucu devlet olarak Federal Kıbrıs’ı oluşturacaksınız! İyi ama neden Güney AB ve BM üyesi bir dünya devleti iken Türk’ün hatırı için bu siyasi kimliğinden soyunarak cascavlak ortalarda kalsın ki? Nitekim Rum tarafı masaya mazlum ve mağdur devlet rolünü oynayarak ve Kuzey’de kaybettiklerini yeniden kazanmak için oturdu! Türk tarafı da Rum’un hakkını, mülkünü gasp etmiş korsan devlet konumunda!
Bu yanlışı yapmayacaklardı, yaptılar! Masaya Rum’un Kuzey’deki mülkünü teslim etmek için oturdular. Çözüm de ancak bu teslimat bir tamam gerçekleşirse olacaktır! (Yarın da Akıncı’nın açıklamalarına bakacağız.)               
**********     

Akça’nın yakınması! (Ekonomik görünümümüz hiç iyi değil!)

Kendisi KKTC’den ayrıldı ama gölgesi hâlâ Lefkoşa payitahtının üzerinde. Belli ki Sn. Akça’nın canını fena sıktılar. Nitekim dün neredeyse Havadis Gazetesi’nin manşetinden fırlayıp bazılarının boğazlarına sarılacaktı! Nitekim Sn. Halil İbrahim Akça’ya atfen Havadis Gazetesi’nin manşetinde “Program var uygulama yok” vurgulaması vardı! Ki görevi süresince Akça, KKTC-TC Mali ve Ekonomik Protokolü’nün uygulanmasının savunuculuğu yapmış, reformların tamamlanması için çalışmıştı. 2014 EKONOMİ RAPORU: TC Lefkoşa Büyükelçiliği’nin hazırladığı derli toplu ve tabi çarpıcı bir rapor. “2014 yılında beklenen ekonomik iyileşme gerçekleşmedi” deniyor! Oysa bu dönem “sürdürülebilir ekonomiye geçiş” olacaktı!
2014’ü bir gün nasıl hatırlayacağımı bilemiyorum: Fakat Mali ve Ekonomik Protokol ile “kaçınılmaz özelleştirmeler” konusunda ne kadar çok değerlendirmelerde bulunduğumu (doğru veya yanlış) iyi hatırlayacağım. Bir de kapısına en çok siyah çelenk konan Büyükelçi sıfatlı “ben sizin IMF’nizim diyen Sn. Akça’yı… Ve hayıflanacağım: “Acaba Mali ve Ekonomik protokolü uygulamış olsaydı KKTC kazançlı mı çıkacaktı?” Bu fırsatı kullanmadık ve 2014’ü kaybettik. İşte “rapordan” bazı rakamlar: 2014 TC yardımları 893 milyon TL. Yüzde 17.9 işsizlik! Enflasyon yüzde 6.5 KKTC’nin borcu 675 milyon TL. İstihdam 103.149 kişi. Turist 1 milyon 366 bin 0.77 kişi.
Minnacık bir KKTC profili! Kırk yıl sonra ne nüfusumuz ne bütçemiz ne turizmimiz falan, böyle olmamalıydı! Ve olmasaydı böyle, şimdi Rum ensemize basamaz, boğazımızı sıkamazdı! Ne de üç dört Maronit özerklik isterken Türk mahallesinden dünyaya çağrıda bulunarak Rum tabası olma dileğinde bulunurdu! Kısaca zamanı çok fena harcadık!       
**********

Kısaca takıldığım: (Belediyeler tuvalet bile yapmadılar!)

Geçen gün ayaküstü bir kısacık sohbette sanatçı arkadaşım feryat eder gibi söylediydi. “Çok üzülüyorum. Kırk yıldır bu memlekette hiçbir şey yapmadılar. Hatta tuvalet bile!..
Geçmiş yıllarda Erdoğan, KKTC’yi ziyaretinde Mağusa’ya da uğradıydı. Lala Mustafa Paşa Camisi’ni ziyaret ederken tuvalet ihtiyacı için girdiği o yüz karamız abdesthaneyi görüp pis kokularını soluyunca hemen, “yapın şunlara adam gibi bir tuvalet” dediydi! Caminin arkasındaki o modern tuvalet TC tarafından Erdoğan’ın emri ile yapıldıydı. Belediyelerden söz ediyorum: Kırk yıldır “battık, mahvolduk” oyunu oynuyorlar! Ve tuvaleti bile Türkiye’ye yaptırtıyorlar! “Pardon” diyeyim. Mağusa Belediyesi Glapsides Plajı’nın girişine köprü yapıyor! Ki insanlar ayakları plajın kumlarına bile basmadan köprüden geçip sahile insinler! Ha sahi, Mağusa kanalizasyonu lağım kokularını yaymaya devam ediyor, susuzluk öte yandan!