Köşe Yazarları

KKTC SENDROMU






Kuzey Kıbrıs’ta, dıştan bakıldığı zaman anlaşılamayan birçok farklı yapılar ve davranış biçimleri oluşmuştur. Bu davranış biçimlerini analiz etmeden, toplumun davranışlarını anlamak mümkün değildir.




İnsanların  1974’tten beri kendi kendine yetecek bir ekonomi inşa edemeyen  POLİTİKALARI yeniden seçmesi, gelecek kuşaklara enteresan inceleme konuları verecektir.



Kuzey Kıbrıs insanının davranış biçimlerini etkileyen en önemli dinamik, Rum mallarının yağmalanması sürecidir.

İktidara yakın olan bireyler bu yağma sırasında tarlalara evlere ve daha sonra devlet dairesinde işlere ulaştılar. Bu politikalara karşı çıkanlar ise, esas olarak toplumun dışına itilmeye veya göçe zorlandılar.

Günümüzde, Rum mallarını yağmalamak  devam ederken, Türkiye’den gönderilen kaynakları yağmalamak ve belirli çevrelere rüşvet vermek hala etkili silahlardır.

Birçok insan, bunca yağma ve rüşvete rağmen, Kuzey Kıbrıs’ta güçlü bir ekonominin ve adil bir sistemin kurulamamasında esas sorumludur. Bu sorumluluğun yarattığı suçluluk, farklı şekildeki STOCKHOLM sendromuyla benzerlik göstermektedir.

Stockholm sendromu,   rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan bir terimdir.

Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom, ismini 1973 yılında  İsveç’in başkenti Stockholm’da yaşanan bir olaydan almaktadır.

Banka Soyguncusu  tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler.

KKTC Sendromu ise, çocuklarının ve kendi geleceğinin ne olacağını düşünmeden, küçük menfaatler karşısında iktidarlara yaklaşmak ve zamanla o iktidar çevrelerinden bağımsız yaşanamayacağını savunmak şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Bugün 150 veya 200 TL gündelikle yaşamaya zorlanan birçok insanın , döviz bazında aldığı günlüğün karşılığının 10 veya 12 Euro seviyesinde olduğunu düşünememesini başka bir yolla izah etmek mümkün değildir.

Kurulan bu düzenle , çalışan insanların Kuzey Kıbrıs’ta evlatlarına bir gelecek vermeleri mümkün değilken, kendilerinin milliyetçilik aşkı görünümünde, kendilerini zora sokan iktidarlara bağlılığı ancak Stockholum Sentromu ile olan benzerliğiyle açıklanabilir.

Dünyadaki en önemli kural, değişimin her alanda kaçınılmaz olduğudur.

Kendi çıkarlarını, toplumun çıkarlarından önde gören zihniyetlerin de kaçınılmaz olarak yıkılması  süreci,  bir müddet sonra  kesinlikle başlayacaktır.

Kuzey Kıbrıs’ta ekmek mücadelesi ,   bir müddet sonra psikolojik  travmaların da sorgulanmasını tüm kitleler arasında yaygınlaştıracaktır.

Tarihte geriye doğru bakıldığında, toplumların değişiminin, barajda biriken suya benzediğini, barajların da dolması durumunda, mutlaka taşacağını göstermektedir.

Sistem için, varlığını artık sürdüremez noktası hızla yaklaşmaktadır.Bunu KKTC SENDROMU da engelleyemeyecektir.

 





Başa dön tuşu