Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC Önce AB’nin Üyesi Olmalı..

Varna’daki “AB-Türkiye” müzakeresi tahminleri yanlışa çıkarmadı! “İlişkiler ve olagelen sorunlar yönünden bir şey değişmedi! Hatta anlaşıldı ki ne AB Türkiye’yi üyesi yapmaya ne Türkiye AB’nin üyesi olmaya hazırdır. Zaten izlediğimiz kadarıyla  Türkiye için de böylesi beklentiler yok, sadece vizenin kaldırılmasını istiyor.

TABİ AB sınırları içindeki pek çok ülkeye Türkiye’nin açık ara üstünlük farkı attığı bir gerçektir. Buna karşın “hristiyan kulübü” olan AB’nin  İslam aleminin en güçlü ülkelerinden biri haline gelmeye başlayan Türkiye’ye uzak durması da  yadırganmamalıdır.

Ancak Varna sonrası açıklamasında  Binali Yıldırım’ın AB-TC ilişkilerini ortaya koyduğu şu cümlesi çok önemlidir:

“…AVRUPA’nın güvenliğinin Türkiye’den, Türkiye’nin güvenliğinin Suriye ve Irak’tan geçtiğini Avrupalı dostlara bir türlü anlatamıyoruz!..”  

       TC-AB ilişkilerinin önemini vurgulayan bu üç dört kelimelik cümle, doğrusu ya bende dünya kadar çağrışım yaparken,  düşüncelerimi bir anda  adadaki Türk-Rum ilişkilerine çaktı. Şöyle ki:

Bizim  de Güney Rum Devleti ile “tek devlet” olmaya ihtiyacımız yoktur.  Hatta “çözüme” de ihtiyacımız yoktur. Çünkü 1974 Barış Harekâtı, adada etnik ve dini kökenleriyle Türk-Rum devletlerini yarattı. Bu her yönden  olması gereken en güvenli çözümdü.

Buna karşın  Güney ile çözüme ulaşamadık. Çünkü “iki ayrı devlete dayalı çözüm” yerine, eşyanın tabiatına zıt bir süreçte iki devleti harmanlayıp “tek  devlet” haline getirmeye çalıştık!  Oysa:

       BİNALİ Yıldırım’ın tespitini ada gerçeğine indeksledik miydi görüyoruz ki  “Güney’e gerekli olan  varlığı ile güvenliği sadece üyesi olduğu AB ile Yunanistan’dan  değil, Türkiye’nin garantisindeki KKTC’nin  varlığı ile güvenliğinden de   geçer.”

Asıl  “güvensizlik” 2014’den beridir ayni adada ayni coğrafyayı iki ayrı devlet olarak paylaşırken, Güney’in AB üyeliğinin Kuzey için tehdit unsuru olarak kullanılmasıdır.

Kısaca bu adanın çözüme değil.. KKTC’nin de AB üyesi olmasına ihtiyacı vardır. O zaman çözüm çok daha kolay olacaktır…

**********

1 TEMMUZ YEREL SEÇİMLERİNE HAZIR MIYIZ?

Ve kararı verdiler 1 Temmuz günü “yerel seçimler” gerçekleşecek!

Çok mu önemli? Hatırlarım bir önceki yerel seçim arifesinde, “dur bakalım borcun içine batmış belediyelerimize kim hangi cesaretle aday olacak” diye düşünüyor, düşüncemi de “köşemden” ayazlatıyordum! Meğer düşündüğümüz  gibi değilmiş! Nitekim:

       Gördük ki “talibi” sandığımızdan daha çoktu!

“Heyecanı” beklenenin üzerindeydi!

Uğruna sürdürülen “kavgası” beterinceydi!

Vaatleri” ise siyasi partilerin genel seçimlerdeki vaatlerinin kat kat üzerindeydi!

Ve anladık! Bu ülkede “makamlar” iş yapmak, başarmak için değil; fantaziyalı oluşta fantaziya satmaktır! Statü meselesi!

DENECEK ki “peki belediyeler borç batağı içindedirler diye seçimlerini mi ilga edelim? Kapılarına kilit mi vuralım? Yoksa “inadına iddia ve azimle  “kurtarmanın” seferberliğinde “Başkanlığına” talip mi olalım?”

Haklısınız! Bu gemiyi yüzdürürüm diyenler her zaman olacak! Hatta “borçlarını azaltan belediyeler de olacak belki!

FAKAT verilen hizmetlerin yetersizliği ile kentlerimizin gitgide yaşanamaz duruma gelmelerinin önüne kimseler geçemeyecek!        Hızlı büyümeyi göremeyip uygun “imar iskân” politikaları oluşturamayanların…                Çarpık yapılaşmaların önüne geçemeyip Rum’dan kalan yollara bir yol daha ekleyemeyenlerin..                                      Günahlarının kefaretini  nasıl ki şimdi bu kentlerde yaşayan insanlar trafik hercümerci, pislik, gürültü, dağınıklık ve akşamların karanlıklarıyla  ödüyorlarsa; bundan sonra da ödemeye devam edecekler!

YA gelip giderlerken  suçlu sandalyelerine  çoktan oturmuş olan  “Belediye Başkanları” neyin kefaretini ödediler neyin kefaretini ödeyecekler?

Hatırlayacaksınız:  1914’ün  29 Haziran’ında şimdilerin Başbakanı Tufan Erhürman’ın da aralarında bulunduğu bir ekip tarafından hazırlanan ve halkın referandumuna sunulan “21 maddelik Anayasa değişikliklerinde” Belediyelerle ilgili şu değişiklik de vardı:

“…119. Maddede yapılan değişikle belediye organlarının hukuka aykırı işlemleriyle belediyeyi, bütçesinin en az onda biri oranında zarara uğratması halinde görevden alınmasının yolu açılmış olacaktır.

       BÖYLESİ ve benzer müeyyideleri, şimdi de koyun bakalım 1 Temmuz’a giderken! Tek bir belediye başkan adayı bulabilecek misiniz?

Aksine kıyametler kopartılacak ve denecek ki karşı çıkışla,  “ne yani hem borcun  harcın içine batmış belediyeleri kendimizi  yakmak pahasına ateşlerine  atalım, hem de kurtaramazsak cezalandırılıp kapı önüne konalım!..”

UZUN  lafın kısası: Ne yardan ne serden vazgeçiyoruz! Çapımıza bol gelen “devlet olayı” içinde ufalanıp gitmek pahasına, tüm kurumlarıyla ve bir tamam her türlü makam ve nimetini tepe tepe kullanmaya çalışıyoruz.

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (ŞU KABLO MESELESİ!)

Gene ve aynen TC’den akacak suyun arifesindeki tartışmalar  nedeniyle gözümün ninnisi nasıl kaşınıyor idiyse, şimdilerde de  aynen öylesine kaşınıyor!

Geçen gün  Nami de “eğer daha ucuza mal olacaksa kabloyla   gelsin” dediydi. Çünkü TC’den elektrik akımı gelecek dendiği günden beridir pahasıyla, bu kez de TC’ye kablo  ile bağlanacağımızın korkularını  yaşatan “müzmin muzırların” sesleri hiç kesilmedi!

Merak etmeyin! Ve inanın “içeride” birbirimize attığımız kazıkla, yarattığımız pahaya; dıştan gelecek hiçbir “yatırım ve enerji” yetişemez, asla geçemez!