Sürekli olarak pis olduğumuzdan bahsediyoruz. Kimse de çıkıp, “Yok yahu, haksızlık ediyorsun” demiyor. Çünkü gerçekten pislik içinde yaşamaya alıştık ve kirlenmeye de devam ediyoruz.
Oysa kapıyı geçip, Güney’e gittiğimizde ilk söylediğimiz “Niye biz böyle değiliz”…
Sanmayın ki onların belediyecileri 24 saat sokakları süpürüyor. Hatta otomatik yol süpürgeleri dışında, el arabasıyla temizlik yapanı çok seyrek görebiliyoruz. Ama sokaklar temiz. Boş arsalar temiz, kapı önleri temiz. Çöpler gelişigüzel savrulmuyor.
Eski eserler pırıl pırıl. Belediye tuvaletleri bile öyle… Viranelik yok.
E biz onlar gibi değiliz, çünkü biz kirletiyoruz.
Öyle bir kirlilik ki, toplumun neredeyse ruhuna işlemiş. Özellikle de gençler.
Geçtiğimiz gün yeni yapılan bir AVM’nin içinde, kapalı alanda, 30’lu yaşlarda, çocuklu bir anne, yere çikolata paketi attı. Yanındaki, 70’lerinde görünen annesi kendini uyardı ve kağıdı yerden aldırttı. Onun için diyorum, özellikle gençler tuhaf…
Kirlilik, hayatın her alanına sirayet etmiş durumda…
Siyasette kirlilik var. Zaman zaman siyasi rüşvetler, Allah’a şükür artık önü kapanan transferler, seçim kazanma adına dağıtılan menfaatler, kirli ilişkiler, iki yüzlülük, bugün öyle yarın böylecilik, yok mu..? Alası var. Entrika deseniz, dünyanın her yerinde var diyeceğim ama bu başka, bu kirlilik.
Ya trafikteki kirlilik… Beş yıldızlı otellerin kapısında sultaya yatan zabıtalar, kaldırıma park edenleri her gece yazar da, kentin tamamında kaldırımlara park eden araçları görmez. Kentlerde yürünecek kaldırım yoktur. Yapılmaz meselesi değil kastettiğim, varolanın işgali…
Ya çevre kirliliği? Taşocakları mesela…
Ya da sobalarda lastik yakanlar…
Egoz testinden kaçanlar, kamyonlardan dökülen betonlar…
Daha sayfalarca sıralayabilirim.
Gelelim bunları neden yazdığıma. Bir kanıya vardım; tüm bunların nedeni, bence 1974 sonrası ortaya çıkan bir bencillik durumu.
Bizim evlerimiz temiz, arabalarımız temiz, ama biz, toplumun malı olanı kirletmekten çekinmiyoruz.
Benzer değerlendirmeyi Meclis Başkanı Sibel Siber’den de dinledim. Sayın Siber bunu, kaybedilen aidiyet duygusu olarak niteledi. Bir topluma ait olduğumuzu unuttuk…
“Bu toplum biziz, bu çevre bizim, bu siyaset toplum için” yok!
Varsa yoksa, ben…
Sanki sadece kendimiz için yaşıyoruz. Daha çok kazanalım, daha başarılı olalım, ama nerede? Pislik içinde… Önemi yok!
Oysa yokluk yıllarında nasıl da sıkı sıkıya bağlıydık. Toplumun malını gözü gibi korurdu insanlar. Değerlerini de öyle…
Öylesine egoist olduk ki, ortak değerlerimizi bile yitirdik. Sosyal bağlarımızı kaybettik.
Uzmanlar diyor ki, aidiyet duygusunu kaybedenler, giderek agresifleşir ve sadece eleştirirmiş. Hasetleşir, kıskanç olurmuş…
Ne dersiniz bu tespitlere? Üstünde düşünmenin, genel bir temizliğe gitmenin zamanıdır galiba.
Taşını toprağını, değerlerini, çevresini, insanlarını sahiplenmediğiniz bir ülkenin gün gelir, geleceğini sahiplenmekten de vazgeçersiniz.
En sonunda, “kim yönetirse yönetsin” noktasına gelirsiniz.
Sanki o duruma da geldik gibi…
YERİN KULAĞI VAR
BEN BU UZLAŞIYA SEVİNMEDİM:
Gümrük sendikası, Maliye Bakanlığı ile uzlaşmış, eylemler askıya alınmış. Ne yalan söyleyim, sevinmedim. Adamlar yasal olmayan bir eyleme gittiler ve kazandılar. O ek mesai parası haktı ve nasıl olsa ödeneceklerdi. Devletin bizzat kendine zarar verme pahasına yaptıkları eylemse, yasal değildi. Grev değildi çünkü. Ya özel şirketle yaptıkları anlaşma? Sanki ülkenin tek bir giriş kapısı varmış gibi ve de devleti hiçe sayarak? Eğer o vardiya sistemi derhal yürürlüğe girmezse, bir daha da kimse çıkıp, ek mesailerin bütçeyi bitirdiğinden şikayet etmesin. Bakın yönetim aczi, bir kez daha merkezi idareyi ayaklara düşürdü…
AMAN HA:
Alçıtaşı denilen şey, dağların oyulmasına sebep olan madde. Devlet ihracatını yasakladı. Çünkü öyle bir hale gelmişti ki, Rum tarafına en çok ihraç edilen ürün olmuştu. Adamlar kendi dağlarını delip, deşmek yerine bizden alıyorlar, bir de bizi “dağları yokettiler” diye AB’ye şikayet ediyorlardı. Herneyse, şimdi orada çalışanlar işsiz kalmışlar diye feryat etmekteler. Aman ha, sakın kimse geri adım atmayı düşünmesin. İşsizlik kötü, ama dağların delinmesi daha kötü. Onlar başka işler bulabilirler ama dağlar geri gelmeyecek. Bugüne kadar verilen zarar da birilerinin boynunda kalacak…
AKILLARINA GELECEK MİYDİ:
Yıllardır Ercan konusunda pek birşey söylemeyen ve kabullenenlerin, şimdi her gün demeç vermelerini anlamakta zorlanıyorum. Siyasetçisi, sendikacısı Ercan konusunda konuşarak gündem olmaya çalışıyor. Ombudsman Dizdarlı’nın malum çıkışı olmasa, bu arkadaşlar yine aynı duyarlılığı gösterecekler miydi acaba..?
KİM GETİRDİ:
“Dünyanın en pahalı elektriği ile zehirleniyoruz” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AKSA’nın “şalteri indiririm” tehdidi ile isteğini aldığını iddia etti. Kaçımız hatırlayacak acaba, AKSA denen bu şirketin, adaya nasıl ve kimin zamanında geldiğini… Onun için de “adam gibi özelleştirmeler yapın” diye yırtınıyoruz.
BOŞUNA UĞRAŞMAYIN:
Özellikle muhalefet ve sendikalar, suyun yönetimi konusunda, “yap, işlet, devret” modelinin, “özelleştirme” modeli olduğunda ısrar ediyorlar. Özellikle de hükümetin CTP kanadı ise, ısrarla bu modelin “özelleştirme” anlamına gelmediğini savunuyor. Bence boşuna uğraşıyorlar, onların işi eleştirmek, hiçbiri çıkıp da, ortaya bir formül koymuyor. Bildik slogansı laflar. Bence uğraşmaya değmez…
HAYIF ÖLENE:
Önceki gün bir inşaattan düşerek hayatını kaybeden işçinin, çalışma izni olmadığı açıklandı. Tuhaf olan ne biliyor musunuz, bir insana karşılık, ilgili işverene yasanın öngördüğü ceza… Yani beş-on bin lira. İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu yerde bu ne ilk, ne de son olacak…
ZİRVEDEKİLER
Asım Akansoy: “Bir insanın ölümü üzerine söylenecek çok şey yoktur belki… Ama bir insanın ihmal ve kusurlar zinciri üzerine gencecik yaşta hayatını kaybetmesi üzerine söylenebilecek çok şey vardır… Hiçbir mazeret, özür veya temenni yaşanan ayıbı ve acıyı örtemez. Ayıp önce devletin ayıbı daha sonra da sektörün ayıbıdır…”
DİPTEKİLER
Tüketiciler Derneği: Dernek, “Domuz Gribi ve Zika Virüsü Alarmı” nedeniyle hükümetin, Güney Kıbrıs’a geçişleri durdurmasını istemiş. Yanlız anlayamadığım, dernek yetkilileri, hastalığın bizden onlara geçmesinden mi, yoksa onlardan bize geçemesinden mi korkuyorlar… Malum, adamlar tedbirlerini açıkladılar.
































