Her halde gelecek yıl yine böylesi günde 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nın 41. yıl kutlamaları nedeniyle şöyle yazacağım: “Demek aradan 41 yıl geçti. Kırk kere maşallah! Meğer ne de çabuk geçermiş seneler!”
İlk defa bu yıl senelerin çok çabuk geçtiğini anladım. Kırk yıl çok uzun bir süre. Ve bu çok uzun süre içinde Kıbrıs siyasi sorunu hâlâ çözümsüz hâlâ sürümcemede! Neden ama?
Çünkü kırk yıl öncesi 20 Temmuz Barış Harekâtı, kırk yıldır devam etmesine karşılık sonu görünmeyen karanlık bir tünelde el yordamı ile ilerleme sürecine dönüşen müzakereler nedeniyle gitgide amaç ve anlamından, hakkaniyet ve hukukundan çok şeyler kaybediyor!
En önemlisi 1974’ün üç büyük garantör ülkesi olan ve o gün Kıbrıs’a müdahale etme hakkında onay alan Türkiye, gitgide adadaki varlığını izah etmekte zorlanmakta, artık “adada ne işin vardır” diye sorgulanmaktadır!
Çünkü dünün mağdur ve mazlum Türk halkı geçen yıllar itibarı ile suçlu durumuna düşürülürken; dünün saldırgan ve emperyalist Yunan-Rum ikilisi mağdur ve mazlum durumuna geçmiştir!
Haklı olan Türk haksız, haksız olan Rum haklı rolü oynar olmuştur!
Türk halkının hayatına malına, geleceğine varlığına gasp eden Rum; hayatına mülküne gasp edilmişlik iddiasını siyasi kozu haline getirmiştir!
Türk’ü ezen, göçe zorlayan, evini barkını yıkan Rum, geçen kırk yılsonunda bu büyük insanlık suçunu Türkiye’nin üzerine yıkmıştır!
Ve Kıbrıs’a gerçekten barış getiren 1974 Harekâtı, Rum halkının Türkler tarafından göçe zorlanarak topraklarının istila edildiği iddialarında Türkiye’yi suçlu sandalyesine oturtacak tam ters olgulu bir siyasi kriz haline sokulmuştur.
1963 Kanlı Noel’i ile Türkleri kesip biçen, Akritas Planı doğrultusunda soykırıma tabi tutan, adada tek egemen devlet olmak için Türk halkına her türlü mezalimi reva gören Rum, İnsan Hakları Mahkemesinde yargılanıp insanlık suçlarının bile hesabını vermez, kefaretini ödemezken; daha dün Türkiye’yi o mahkeme ile mahkûm ettirecek kadar da siyasi inisiyatif sahibi olmuştur!
PEKALA NEDEN? NEDEN KIBRIS SORUNU BU ÇELİŞKİLİ DURUMA DÜŞÜRÜLDÜ? Tabi bunu sormanın ne yerinin ne de zamanının “bugün” olmadığını biliyorum.
Pekala nedir bugün? Kırk yıl önce kazanılmış bir büyük zaferin yıldönümü mü? Öyleyse gelin o güne bir daha bakalım ve soralım: “Türkiye garantörlük haklarını kullanarak Kıbrıs’taki Türk halkının can ve mal güvenliğini sağlamak için askeri müdahalede bulunurken haklı mıydı?”
Evet haklıydı. Çünkü Yunan Cuntası ile Kıbrıs’taki Enosis yanlılarının Makarios’a yönelik darbe girişimlerinin amacı Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak yani ezeli ebedi ideaları olan Enosis’i gerçekleştirmekti.
Pekala: Eğer Türkiye adaya müdahale etmese Türk halkının adadaki konumu ne olacaktı? En iyimser tahminimizle büyük bir bölümü dış ülkelere yeni göç yolları açarken, diğerleri de talihlerine küskünlükleri ile kala kalacaklardı! Kısaca Rum-Yunan egemenlik sultası altına girecektik!
Ecevit Türkiye’si Kıbrıs Türk halkının bu mezellete düşmesine razı olamazdı adaya askeri müdahalede bulundu. Hem Rumlara barış getirdi çünkü birbirlerini yemeye devam edeceklerdi, hem de adaya! Mal ve can güvenliğini üstlendiği Türk halkını da Kuzey’e çekerek Kıbrıs’ta yeni bir Türk vatanı yarattı…
FAKAT: 1974 Barış Harekâtı’na sağcısı solcusu ile katılıp Rum’a kurşun atanlar, Harekât bittikten sonra da seferberliğe devam edenler, iktidarı muhalifi, zengini fukarası, cesuru korkağı, genci ihtiyarı ile bakın ne yaptılardı?
Kuzey’deki Rum mülkünü yağmalarlarken, alıp satıp, satıp alırlarken, toprak üzerine topraklar ularlarken, puanlar icat edip tapularla maldar olurlarken…
Beklerdiniz ki Türkiye’nin ayaklarımızın altına serdiği bu büyük nimet ve ikballeri, Barış Harekâtı olmasa bir çift potini iki çift yapamayacak fukaralıkla çaresizliği, rüyasında görse hayra yormayacağı kendi egemenlik ve özgürlüğünü, günü geldiğinde “devlet” oluşunu… Tanrının bir lütfu olarak kabullenip “şükür” desindi!
HAYIR ÖYLE DEMEDİ! Rum’un malını tepe tepe yiyip şişinirken, bu sayede cebi para görürken, maldar olur, özgürce soluk alır, kendi devletinin bayrağı ile egemenliğinin tadına ve de demokrasinin tüm örgütsel unsurlarına hukuki dolayısıyla hakiki sahiplik koyarken;
Önce “Türkiye”nin adadan çekip gitmesini istedi!
Sonra paranı istemeyiz, vesayet altında yaşamaya son dedi!
Kurulan devletin tüm makam maaş ve ödenekleri ile ötesi olanaklarından yararlanırken, Rum’la birlikte Korsan devlet” diyerek alay etti!
KKTC’ye sahip çıkmak yerine Kuzey’i “mandıra,” içinde yaşayan Türk halkını da “koyun” esamesine soktu!
Yalanın en rezil söyleminde Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkının asırlarca Rumlarla birlikte kardeş kardeş yaşadıklarını iddia etti, yeni yetişen gençleri aldattı!
Yetmediği yerde Türklük Rumluk yoktur, “Kıbrıslılık vardır” diyerek Türk-Rum Birleşik Devletini savundu, zaten son görüşmelerle de Rum’un adada tek egemen devlet olması yollarını açmak için masaya oturdu!
AB’nin Euro’larının yüzü suyu hürmetine bukalemunlar gibi renkten renge girildi, sahtekârlıkların bini bir paraya gitti!
SONUÇ: Sonuç ortadadır. Artık Rumlar bu adada “Türklerle” kardeş kardeş yaşamaktan söz ediyorlar, hayret! Fakat adayı “ortak yöneticilerle” yönetme koşullarında değil! Çoğunlukları altında azınlık hakları ile! Kendi egemenlikleri altında tek egemen devlet olarak!
ARADAN KIRK YIL GEÇTİ! Sen kırk yılda bir çözüm sağlamazsan, dışındaki AB, Amerika sağlar! Ve bu kez 1974’te Barış Harekâtı için onay veren bu güçler dönerler Rum’dan yana tavır koyarlar!
Bu görüşmelerde bunu görüyoruz. Rum’a cesaret verenler gün gele Türkiye’ye “artık adadan çekil” de diyecekler! Hem de kırk satır mı kırk katır mı istersin sorusuna cevap isteyerek!
TÜM BUNLARA KARŞI HÂLÂ ÇÖZÜM UMUDUMUZ VARDIR. İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin garantisini içeren bir çözüm… Sonuna isterseniz “Federal” koyun isterseniz “konfederal.” Yeter ki bu adada iki ayrı bölgede Rum komşularımızla yan yana yaşarken kendi egemenliğimizin de tadına varalım.
VE BÖYLESİ BİR GÜNDE: İki liderimize, Dr. Fazıl Küçük’le Rauf Denktaş’a ömürlerini verdikleri mücadeleleri sonucunda bize 20 Temmuz’la birlikte bu adada ilk kez özgürlük ve egemenlik bahşettirdikleri için şükranlarımı sunar, tanrıdan rahmet dilerim.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























