Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kırk yıldır süregelen hesaplaşma: (İntikam alma duyguları yine depreşiyor!)

AB Kıbrıs Türk halkını mı yoksa Türkiye’yi mi cezalandırıyor! Tam kırk yıldır Kıbrıs Türk halkı bu adada AB tarafından işkence görüyor! Yoksa şu nedenden dolayı mı?               1974’de iki günlük savaşın ardından Birinci Barış Harekâtı Cenevre’deki müzakereler nedeniyle ateşkesle sonlandırılır. Müzakerelerde başarı sağlanamazken zaman geçer ve 13  Ağustos gününe gelinir.   TC’nin Dışişleri Bakanı Turan Güneş artık “Ayşe’yi tatile çıkartacak”  ki İngiltere Dışişleri Bakanı Gallaghan ikinci harekâtın başlayacağını ya sezmiş yahut istihbaratını almış Güneş’e şöyle der:  “Mr. Güneş  bu sözlerimi unutmayın. Bugün Kıbrıs ordunuzun esiridir. Yarın ordunuz adanın esiri olacaktır!”
NE DERSİNİZ?  Yoksa ayni zamanda Kıbrıs’ın garantörü de  olan İngiltere ile AB aradan kırk yıl geçmesine karşın hâlâ Türkiye’nin Kıbrıs’ta “mağluplar” gibi başını önüne eğerek çekip gitmesini mi umuyorlar!  Dolayısıyla Rum halkının Kuzey’e dönmesini mi umut ediyorlar!   Yoksa müzakereler bunun için mi her daim başarısızlığa uğramaktadır?
BUNLARI DÜŞÜNMEK HAKKIMIZDIR:  Çünkü İngiltere  Yüksek Komiseri’nin,  “Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoların kaldırılması gerekir” lafına karşın     Rum tarafında tek bir kişi çıkıp da  “evet doğrudur.  Adada barışçı çözüm istiyorsak Türk halkının da bu adada yaşam hakkı olduğunu kabul etmeli, ekonomik ambargoların kaldırılmasına hem güven yaratıcı önlemler hem de çözüme katkısı nedeniyle sırt vermeliyiz”  demedi!
Oysa böylesi bir jest söz konusu olsa  “ekonomide Avrupa’ya açılım yapacak olan Kıbrıs Türk halkı için Türkiye’nin adadaki varlığı ile güvencesi stratejik önemini yitirir  dolayısıyla  çözüm için anlaşabilme umutları artardı!
HAYIR RUM TARAFININ İSTEDİĞİ  BU DEĞİLDİR:  Çünkü gözlediği çözüm  Türk tarafının adada siyasi ve sosyo ekonomik yönden güçlenmesi  de değildir.  Dolayısıyla asıl önemli olan kendi “gücüdür!” O gücünü Kıbrıs Türkü üzerinden Türkiye’yi cezalandırmak için kullanacağı siyasi zemini  yaratmaktır. Nitekim:
RUM SÖZCÜ HRISTODULİDİS BAKIN NE DİYOR: “AB Hukuk Servisi ile AB Parlamentosu Hukuk Servisi, Kıbrıs Cumhuriyeti AB Komisyonunun,   Türk tarafının Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile   ilgili yaptığı önerisinin yasal olarak hatalı olduğu konusundaki görüşünü destekliyor…”
Hristodulidis arada  Anastasiadis’in müzakerelerde GYÖ’ler çerçevesindeki önerilerini de hatırlatıyor: “Maraş’ın iadesine karşılık doğrudan ticaret ve Türkiye limanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılması…”  Tabii  sonuçta şunu ekliyor:  “Doğrudan Ticaret Tüzüğü asla uygulanamaz!”
KISACA HEP ALMAK ÜZERİNE:  Şu veya bu nedenle  “bir” verecek, Kuzey’den “on” alacak! Üstelik  ödün verme konusunda “ilk adımı”  Türk tarafı  ve TC atacak ki  “işgalci oluşu ile  Kuzey’i gasp ettiğini” kabul edecek hukuki  zemini yaratırken tongaya bassın!   
Ne diyoruz? Bu Rum kafası ile çözüme ulaşmak,  (bir gün daha  geçiyor)  yazık ki mümkün değil!
    **********        Güney’den himmet bekleme modası! (Gafletin sonu yoktur!)
Güney’in Kuzey’e Türkiye üzerinden baktığı bir gerçek!  Zaten söylüyorlar: “İşgal altındadır!” Belki artık Kuzey’e dönemeyeceklerinin idrakine varmışlardır ama şimdilerde de  “hem tüm adayı kapsayacak egemenlik hakkına”  dayalı hem de ““Kuzey’den ne kadar toprak kopartırlarsa  o kadar kârdır” stratejisi ile sarılı bir çözümün fırsatını yakalamaya çalışıyorlar!  Üstelik bu fırsatın  “gelmesini”  beklemek yerine siyasi ve ekonomik taktiklerle  kendileri yaratmaya çalışıyorlar. Şöyle ki:   
Bir: Kuzey’e  yönelik ambargoların devam ettirilmesi ile!
İki: Türkiye’nin AB ilerleme başlıklarını veto etmekle!
Üç: Adadaki Türk halkını elden geldiğince AB dışında tutmaya çalışmakla! 
Dört: Türkiye’yi her vesile ile Avrupa İnsan Hakları mahkemesine şikâyet edip mahkûm ettirmekle!
Beş.  Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölgeler yaratıp adanın  tek devleti olduğunu Türkiye’ye de kabul ettirmeye çalışmakla!
Altı.  Kuzey’deki yandaşlarının da desteğini alarak Türkiye’yi Kıbrıs Türk halkı indinde  “istenmeyen ve adadan gitmesi gereken işgalci konumuna düşürmekle!”

Pekala kuzey cephesi bu taktiklere nasıl cevap veriyor? (Türkiye dışarı Rum içeri!) Önceleri  masum sayılacak bazı güven yaratıcı eylemler sahneye kondu!  

Mesela:           Kuzey’de iki halkı en azından şenlikli ortamlarda  buluşturalım düşüncesinde Gladaklizmo panayırları yaptılar!
Sonra Maraş’ı ekonominin paketine sardılar, “Rum’a iade edersek en azından yeniden imar edilirken “işçilerimiz  yönünden kazancımız”  olur dediler!  (Yeter ki  bu adadaki Türk halkı asla Rum’un işçisi olmaktan kurtulmasın!)          Bu Maraş’ın iadesi  olayını perçinlemek için de Kuzey’deki kiliseleri Rumların ayinlerine açtılar…
Baktılar ki Maraş dedikleri Türkiye askerinin kontrolünde, iadesi falan olacak iş değil, bu kez de “KOP’u keşfettiler! 
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı önüne gelene meydan okuyup haşlayarak Kıbrıs Türk futbolunu KOP sayesinde UEFA’lı falan yapmayı vaat etti tabi sorunda KOP’un kazığını yedi! Fakat gafını anlamadı!  
Nitekim Geçtiğimiz günlerde KOP yine sahneye sürüldü: Bu kez bizim bazı futbolcularımızı ayartıp TC’nin Bölgesel Amatör Liginde oynatılmasına kızan Futbolla ilgili yetkili ve sorumlularımız  işaret parmaklarını Türkiye’ye uzatarak “aklını başına al bu tutumundan vazgeçmezsen aha biz de KOP’a gireriz”  diyerek tehdit salladılar!
Tabii artık Türkiye’yi hedef alan günlük açıklamalara ve etki tepkilerde geliştirilirken  Güney’e bile reva görülmeyen,  özellikle seçilmiş ağır kelimelerle suçlamalar ve hücumlara  hiç değinmiyorum!  Buna karşın üstteki yazımdan aktardığım ifadelerimi tekrar etmek gereğini duyuyorum:  İşte o uzun cümle:        “Rum tarafında tek bir kişinin, “evet doğrudur adada barışçı çözüm istiyorsak Türk halkının da bu adada yaşam hakkı olduğunu kabul etmeli, ekonomik ambargoların kaldırılmasına hem GYÖ’ler hem de çözüme katkısı nedeniyle sırt vermeliyiz” dediğini gördünüz mü?”
PEKALA BİZ NE YAPIYORUZ?  Hangi olaya kızılsa,  hangi sorunla canlar  sıkılsa   Güney’e sığınmak,  oralardan himmet beklemek Kıbrıs Türk halkı saflarında yeni bir trend haline getirildi?  Ki  “ezeli ebedi düşmanları olan Türklere karşın;  Rumların o Türklerin bu kadar kendilerinden yana  barışçı insanlar  olabileceğini görmeleri,   her halde kutsanacak bir olay olmalıdır!  Çünkü Rum’un Kuzey’den beklediği tek bir gözdür!  Oysa Kuzey ikisini birden veriyor!
NELER OLUYOR BİZE? Çok amiyane ifadeyle evet, “insan İmama da  kızar oruç da bozar!”  Fakat Türk’ün adını bile aforoz eden Güney Rum’una karşın, Türkiye’yi sürekli şikâyet ve hücumları ile şaibe altına sokmaya çalışan  “bazı  insanlarımızın”  artık neyi amaçladıklarını anlamakta zorlanıyoruz.  Çünkü  bu eylemsel tepkilerin  endazesi çoktan kaydı!
Atalasa horozları gibi ortalarda dolanıp barış adına  kabara kabara ve ibiklerini sarkıtıp Güneyde fink atarlarken kendilerini  “halk kahramanları” ilan edenler,  müthiş bir yanılgı içindedirler! Asla “halk” olamadıkları için! 
NOT: (BİR DÜZELTME)  Dünkü Köşem’de  “üretileni ihraç edemiyoruz” başlıklı yazımda  “Örsan Öymen” yazdım. Doğrusu “Onur Öymen” olacaktı. Düzeltir özür dilerim. E.Ç.