KIRK DÖRT YIL SONRA:  (HEP AYNİ TERANE!)

22 Temmuz 2018 Pazar | 08:11
Eşref Çetinel

1974 Barış Harekâtını kırk dört  yıldır “kutlarız!” Niçin?

Çünkü 20 Temmuz 1974’de eğer Türkiye garanti haklarından doğan askeri müdahalesini gerçekleştirmemiş… Rumların kendi bünyelerindeki sorunuymuş gibi kabul etmiş.. Aslında  “Kıbrıs’ın Enosis’le  Yunanistan’a bağlanması hedefinde gerçekleşen Makarios’a yönelik darbe girişimini Barış Harekâtıyla engellememiş olsaydı. Kıbrıs’ta çok daha vahim, çok daha kanlı, çok daha  karanlık yıllar yaşanacaktı…

ZATEN bu nedenledir ki ilk anda Başta Amerika olmak üzere bir diğer garantör ülke olan İngiltere, Türkiye’nin garanti hakkından doğan harekâtına fiili müdahalede bulunmadılardı!

Hatta adadaki Eokacılar’la Yunan askeri juntasını cezalandırıp saf dışına itme görevini,  1. Barış Harekâtına cevaz vererek adeta Türkiye’nin gerçekleştirmesine zemin hazırladılardı..

Nitekim  Türkiye “Barış Harekâtını gerçekleştirmekle hem Yunanistan’daki Junta idaresini bertaraf etti hem  adadaki uzantıları olan “EOKA”cı kalıntılarının belini kırdıydı!

KISACA  Türkiye, Barış Harekâtıyla aptalca darbe yapan Rum-Yunan maceracılarını saf dışına itmekle kalmadı.   Rum faşistleri etkisizleştirerek  giyotinin ucundaki Rum halkını da katliamından kurtardı!

TABİ ki 20 Temmuz harekâtıyla Türk halkı da ilk kez adanın  Kuzey topraklarında ve de Türkiye’nin fiili korumasında özgürlük ve egemenliğine   kavuşurken, devlet oluşunu çakacak siyasi  iradenin de sahibi olduydu.

OLAY her yönü ile “büyük ve tarihiydi.!” Fakat “savaştan ve savaşmaktan” çok daha zor olanı, harekât sonrası devreye girecek siyasi evreleri dikkatlice değerlendirirken adada yeniden hatta küllerinden yaratılacak “Kuzey Kıbrıs Türk halkının”  gelecekte nasıl bir statü sahibi olacağı sorusuna verilmesi gereken cevaptı! Örneğin;

İki bölge gerçeğinde, iki devlet esasında, Kuzey’de yeni bir Türk devleti mi oluşacaktı

Yoksa iki bölge gerçeğinde iki toplum harmanlamasında “federal bir sistem mi?”

Yoksa konfederal sistem mi?

Yoksa hâlâ Rum’un sıkı sıkıya elinde tuttuğu ve en büyük siyasi kozu olan “Kıbrıs Cumhuriyetinin” devamında,  fakat bu kez “iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı bir  federal Cumhuriyet mi?”

Yada Anastasiadis’in dediğince Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmesinden oluşacak bir yeni federalizm mi?  Ki  hem Annan planında hem  Crans Montana’da pişirilip kortarılan çözüm de bu “Kıbrıs Cumhuriyetinin” piçi esamesindeki   federalizmden başka bir şey değildi!

***

…BUGÜN rutine bağladığımca “Pazar Sohbetimdir” deyip hayatın içinden süzdüğüm hatıraları yaşatmaya devam edecektim.        Mesela bilmem kaç kez anlattım ama yine anlatacaktım, “Barış Harekâtının ilk günü Mağusa hisarlarındaki  Yenikapı üzerindeki mevziden Gülseren’deki Rum mevzilerine yüzü aşkın  havan mermisi attığımı..  Kırk üç tanesinin pimini çekmeyi unuttuğum için de patlamadıklarını!. O hikayeyi anlatacaktım işte!.

Yada iki barış harekâtı arasında, taneleri taş gibi nohut yemeğini çiğnemeye çalışırken, kırk drece sıcağın altında, Yeni Limanda içtikleri  soğuk biraların kutularından  küçük küçük tepecikler oluşturan BM’ler Barış Gücü askerlerine,   o soğuk biraların hasretinde salyalarım akarken; hıncımdan ve kahrımdan    kuş lastiği ile taşlar atığımı anlatacaktım!  Ki olay şikâyet üzerine BM’ler Güvenlik Konseyinde,  “Türkler Barış Gücü askerlerine hisarlardan taş atıyorlar” diye görüşülüp, TC’ye uyarı çıkacaktı. Onu da  anlatacaktım!

YAHUT “Mehmedi” anlatacaktım:  İpi koptuğu için bayrak direğinin ucunda asılı kalan Yunan bayrağını nasıl yere atmadan alıp omzuna attığını.. Gönderdeki yerine Türk bayrağını taktığını..  Sonra  direkten kayarak aşağı indikte o Yunan bayrağını, bir ülkenin velev ki düşman da olsa, bayrağı olduğu için yerlere atıp çiğnemeden  nasıl dikkatlice dürdüğünü.. Ve  hemen   komutanına koşarak selamını verdikten sonra  “buyurun komutanım” diyerek adeta bir demek çiçek verir gibi verdiğini..   Anlatacaktım..

OYSA: Kırk dört yıl sonra bile ve hâlâ “nasıl çözüm” sorusunun cevabı peşinde koşuyoruz!   Güney’in  bizi istediği yöne çekip götürmek için  boynumuza astığı “boyunduruğunun” altında hâlâ müzakere masasından  müzakere masalarına taşınıyoruz!  Ve “barış diye kırk yıldır Rum’un insafını bekliyoruz!

Hem de Türkiye’ye, o Barış Harekâtını gerçekleştiren büyük ülkeye karşın… Yazık!..