Köşe Yazarları

KINA


Lefkoşa Surlariçinde Kirlizade Sokak ile Haydarpaşa Sokağının birleştiği noktada bulunan Haydarpaşa Camii, çok eski bir Latin inanç yeriydi.

Haydarpaşa Camii bu yapıdan dönmedir!

Avusturyalı Arşidük Louis Salvator 1872 yılında kış mevsiminde Kıbrıs’ta bulunmuş, Lefkoşa’yı da adım adım gezmişti.

Yazarlığı yanında ressamdı da Salvator ve sehpasını Lefkoşa’nın bazı yerlerine kondurup seçtiği manzaraların resimlerini yapmıştı.

Bazan bir mezarlığın (Yani Cami Mezarlığı), bazan bir kilisenin (Catherine Kilisesi), bazan bir sokağın resmini…

O dönemin Lefkoşa’sı kerpiç ve sarı taştan yapılardan ibaretti.

1940’lı yıllarda olmalı beton denilen yapı malzemesi Kıbrıs’a girdikçe, en başta Lefkoşa bu çirkin yapılaşmadan payını almaya başlamıştı.

Lefkoşa’yı yakından bilenler bilirler ki, surlar içinin güney kesiminde beton yapılar daha çoktur ama kuzeyinde de yok değildir.

Kent korunma kapsamında olmadığı için birçok eski yapı yıkılarak beton evler ve iş yerleri inşa edilmişti.

Bu gelişme Lefkoşa’nın her iki kesimi ta ki koruma altına alınsın sürüp gitmiştir…

Lefkoşa’nın kuzeyi yanılmıyorsak 1980’li yılların sonunda çıkarılan bir yasa ile sözde koruma altına alınmıştır, ne var ki buna uyan kim.

Hani o yıllarda Girne Caddesi’nin üzerindeki sarı kesme taştan bir yapı olan ve bir bankaya ait olan muhteşem yapının yıkıldığı dönemler…

Hani Mağusa yolundaki tren istasyonun yıkıldığı dönemler…

Günümüzde o yıkılıp da yerine yapılan beton yapıların önüne kim sehpasını koyar?

Böylece bazı sokaklar ve yapılar yapılan resimlerde kalır…

O Latin yapı yani Catherine Kilisesi kadınlar manastırıymış bir zamanlar.

Salvator bu yapının yerini “Bedestan’dan 200 adım ötede…” şeklinde tarif etmişti.

Lefkoşa Türk Lisesi binasının yapılmasına, yani Hadarpaşa Camii’nin önündeki Turizm Bakanlığı binalarının yapılmasına henüz vakit vardı.

Çevrede bugünkü görünümündeki yapılaşmalar daha az olmalıydı.

Bu yüzden Catherine Kilisesi muhtemelen bir meydana kondurulmuş gibi görünüyordu.

Zaten, Lefkoşa’nın geniş yol, cadde ve meydanları Osmanlı döneminde yerini dar sokaklara bırakıyordu.

Birbirine sokularak yaşayan Müslüman kesimin buna rağmen pencerelerini kafes pencere yapması anlamsız gibi gelirdi insana çünkü avlular birbirine bakar; birbirini kucaklardı, pencereler kafes olsa ne çare!

Fakat şuna da dikkat çekmek lazım, Venedik sokakları Lefkoşa sokaklarından daha dardır…

Her şey daha sonra değişecekti.

O dar sokaklara motorlu araçlar girecek; evlerde tango müzikler dinlenecek; daha ileri yıllarda bambaşka bir hayat kucaklayacaktı Lefkoşa’yı; Kirlizade Sokakta da,  Victoria Sokağında da, Baf Sokağında da ve her sokakta mini etekli kızlar dolaşacak, uzun saç bırakan delikanlılar olacaktı.

Siz istemeseniz de hayat sizi değiştirecekti!

Saçını uzattı, eteğini kısalttı diye kızlı erkekli öğrencilerin disipline verilmeleri bugün için gülünç ve anlamsız kalmıyor mu?

O zaman, yarını düşünürken geçmişe de bakmalı insan…

Salvator’un adaya geldiği yıllarda kadınlar tırnaklarına oje sürmüyor, saçlarını kuaförde yaptırmıyorlardı ama kına yakıyorlardı elbette.

Şimdi de kına yakılıyor!

Fakat Lefkoşa için!

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı