Dolar, 2 TL seviyesini çoktan geçti. Dün de Euro ilk kez 3’ün üstüne çıktı. Sadece dün, tek bir günde TL’nin döviz kaybı yüzde 2… Sebebi ister ABD’nin piyasada dolaşan dolar miktarını azaltıp, dünyada dolar toplama kararından olsun, ister Türkiye’deki olaylardan etkilensin, ortada ciddi bir gerçek var.
Geçmişte bu tür devalüasyonları birçok kez yaşayan biri olarak, döviz borcu olanların bugünlerde yaşadıkları acıyı bizzat biliyorum…
Bizler burada boğazına kadar dışa bağımlı bir şekilde yaşıyoruz. Belki de dünyanın başka hiçbir ülkesinde olmadığı kadar anormal bir ortamda… Kendi paramız yok, gelirimizin yüzde 60’ı Türkiye’den. Birinci ticaret ortağımız da Türkiye… Bu durumda “Yapabileceğim bir şey yok” diyenleri dinlemek istemiyorum. Mesela Türkiye’de bundan bir süre önce yapıldığı gibi, yabancı paralarla faturalandırmanın yasaklanması bir çare olabilir. Türkiye yapabildiğine göre, böyle bir karar liberal ekonomi kurallarına aykırı bir korumacılık değil, neden burada da yapılmasın? Evler, arabalar, hatta yedek parçalar TL ile satılmasın..?
Deniyor ki, “İş adamları da alımlarını dövizle yapıyor, onların zararı ne olacak.” Ticaret yolunu bulur. Önemli olan maaşlı ve ücretlilerin gelir kaybını önlemek. Belki fiyatlar artar, belki faiz bir miktar yükselir ama kriz vatandaşı bu ölçüde etkilemez. Unutmayalım ki, bu değer kaybı, TL yaptığımız tüketimin üstüne de aynen zam olarak yansımakta. Akaryakıt da dövize bağlı, elektrik de, hatta girdilerin döviz olmasından dolayı, bu ülkede üretilen domates bile…
Geçmiş hükümetler devalüasyon durumunda maaş artışı verebiliyordu. Bugün böyle bir durum da yok. Sonuçta geçmişte de yaşadığımız gibi, bu tür olaylar, borçların ödenmemesine kadar varıyor ve felaket katlanarak büyüyor. Unutmayalım, bizim lisanımızda “dövizzedeler” diye bir kavram bile var. Geliri beklentilerinin ötesinde azalan yurttaş, önce borçlarını erteliyor. Tüketimini kısıyor. Bunun piyasaya vereceği zarar çok daha büyük. Kısacası dövizdeki artış, ekonomide daha büyük çöküşlere, ekonominin kilitlenmesine neden olabiliyor…
O halde hükümetin lüzumsuz başka konuları, çekişmeleri bir kenara bırakıp, ekonominin bütününe bakması, alım gücü sıfırlanma noktasında olan vatandaş için ne yapabileceğini düşünmesi gerek…
OKUR UYARIYOR:
Sucuoğlu fotosu ile
Sayın Moreket;
UBP Milletvekili Sayın Faiz Sucuoğlu televizyon ekranlarında ve gazetelerde şöyle diyor, “Kamuya son alınan 363 kişinin işten durdurulmaması için mücadele edeceğiz. Eğer işten durdurulma olursa yapılan bu hareket vicdansızlık olur”muş. Yıllar önce üniversitede master, doktora eğitimi yapmış kişilerin kamuya alınmamaları ve halen işsiz olmaları vicdansızlık değil mi? Kamuya son alınan kurultay memurlarının kariyeri, tahsil seviyeleri, hangi sınavları geçtiler, yabancı dil seviyeleri ne, işe alınanların yüzde kaçı yabancı dil biliyor? Sayın Sucuoğlu lütfen bunları açıklasın. Kendisine telefonlar geliyormuş ve işten durdurulurlarsa, ev kirasını, araba taksitini, elektrik ve su faturalarını nasıl ödeyeceklerini soruyorlarmış. Aileleriyle birlikte, yurt dışına gideceklerini söylüyorlarmış. Sanki daha önce bu ülkede kimse işsizlik nedeniyle yurt dışına gitmemiş gibi, şimdi kalkıp ekmek paralarıyla oynamak yanlışmış diyorlar. Peki ama, diğer işsiz olanların ekmek parasını nasıl sağladıklarını düşündüler mi? Yıllar önce üniversite, master, doktora eğitimi yapmış olanlar işe alınmazken, liseyi yeni bitirenlerin “kurultay delegesi, örgüt başkanı, partili, seçimlerde UBP bayrağı astı, seçimlerde parti için çok uğraştı, konvoya katıldı” diye kamuya istihdam edilmeleri hangi vicdanla bağdaşabilir? Örgüt başkanları işe alınacakların listelerini kendileri hazırlayıp, bu insanların haksız yere işe alınmalarını sağladılar. Tüm bu işlemler, dönemin Başbakanı İrsen Küçük’ün müsteşarı Hüda efendinin bilgisi dahilinde gerçekleştirildi.
Sayın Sucuoğlu o zaman çıkıp bu halka, “İşe alırken biz kimsenin eğitim durumuna bakmayız, işe alınmak için tek kıstas, örgüt başkanı veya partili olması yeterlidir” desin. Bizde bilelim ki çocuklarımızı okutmak için tonlarca para harcamayalım. Çünkü hem bu gençlere, hem de türlü zorluklarla okuttukları çocuklarının emeklerine yazık…
(Bir Okur)
YERİN KULAĞI VAR
SİZ OLSAYDINIZ İNANIR MIYDINIZ:
Hem Başbakan, hem de Maliye Bakanı son bir haftada belki de onlarca kez, KTHY eski çalışanlarının alacaklarının bir kısmının, “yeni yıldan önce” ödeneceğine dair söz verdiler. Daha dün bu sütunlardan ödemenin “zor” yapılacağını yazdık diye tepki de almıştık. Ancak hesap ortadaydı. Ya memurun maaş ve 13. maaşları ödenecekti, ya da KTHY çalışanları. Hükümet üç beş yüz kişi yerine on binleri memnun etmeyi tercih etti. Onlara da, “15 Ocak’ta kesin” sözünü verdi. Bu durumda siz olsaydınız bu söze inanır mıydınız..?
HÜKÜMET KRİZ MASASI KURMALI:
Yılın son günlerinde dövizde yaşanan artışlar, birçok ürünün dövize endeksli satılmasından dolayı hem bireysel, hem de toplumsal olarak ekonomik hayatı olumsuz yönde etkiliyor. Ekonomistlerin, dövizdeki artışın daha da aratacağı yönündeki öngörüleri, birçok vatandaşın dövize bağlı borçları nedeniyle sıkıntıya düşeceğinin göstergesi. Buna karşı elinde hiçbir enstrümanı bulunmayan hükümetin, oluşturacağı kriz masasıyla, birtakım tedbirler alması ve toplumsal bir çöküşün önünü alması kaçınılmaz olmuştur…
HAFTAYA ZAM BOMBARDIMANI:
Zaten otomatiğe bağlanan zamlar, dövizdeki anormal artış ile bir kez daha gündeme geldi. Hafta başından itibaren akaryakıt ve tüp gaza yeniden zam geliyor. Özellikle akaryakıta gelecek olan zamla birlikte birçok ürünün de zamlanacağı iddia ediliyor…
DP-UG’DE UZLAŞI SAĞLANDI:
Parti içinde büyük kavgalara neden olan DP Tüzük Kurultayı bugün tekrardan yapılıyor. Son tüzük kurultayına damga vuran genel sekreter Bengü Şonya ile uzlaşıldığı ve bugünkü tüzük kurultayında bir sorun yaşanmayacağı ve tüzük değişikliklerinin sorunsuz olarak kabul edileceği öğrenildi… Yalnız Serdar Denktaş UG derdinden yine kurtulamayacak, zira şu sıralar da UBP’ye geri dönüşleri konuşulmakta.
ADAMLAR KORKUSUZ:
Oğuzhan Hasipoğlu, sadece Ertuğrul Hasipoğlu’nun oğlu değildir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın ekibinde bir kişidir. Sebep her ne olursa olsun, evinin kurşunlanması önemlidir. O, “kurşunlanmadı, camım kırıldı” diyor, fark etmez. Bu ülkede çoktandır kendini adaletin yerine koyan birilerinin var olduğunu biliyoruz. İşte daha geçtiğimiz gün Dr. Remzi Gardiyanoğlu’nun vurulması. Bu son olaylar, o birilerinin artık çok daha fazla cesaretlendiklerini gösteriyor. Bugüne kadar benzer olayların kaç tanesi aydınlanabildi, buna bakmak lazım? Bu durumda karanlık güçler de korkusuzca hareket ediyor doğal olarak…
NE EMEĞİ, NE MÜCADELESİ:
Türkiye’den Türk-İş ve KKTC’den Hür-İş sendikaları birlikte toplanmışlar ve Kıbrıs Türk işçilerinin sorunlarını ele almışlar, sonunda da “KKTC’deki emekçilerin umudu olmaya devam edeceklerini” söylemişler. Duy da inanma denir ya, tam o misal. Türk-İş sorsaydı bakalım muhataplarına, KKTC’de özel sektörde kaç iş yerinde örgütlüdürler. Kamu dışında çalışan sayısı nedir, kaç tanesi sendikalıdır, kaç tanesinin sözleşmesi vardır. O rakamları öğrense, bu kadar büyük konuşmazdı. Sendikalaşma hakkı bile olmayan, sözleşmesiz çalışan, kağıt üzerinde hiçbir hakkı olmayan Kıbrıs Türk emekçisinin ensesinden atıp tutarken, insan bir de kendine, ne yaptığına bakacak…
KEDİ OLALI…:
Başta kilise olmak üzere, Rum kesiminde Taşınmaz Mal Komisyonu hakkındaki şikayetler durmak bilmiyor. Başpiskopos, TMK’ya başvuranları vatan haini ilan ediyor, bir başka örgüt Truva Atı diyor… Buna bakarak düz mantıkla, yapılanın bizim açımızdan çok güzel bir iş olduğunu söylemek mümkün. Bugüne kadar onların şikayet ettiği ne varsa, bizim için iyi olmuştur. Kedi olalı, bir fare tutmuşuz demek ki…
ZİRVEDEKİLER
Erk fotosu ile
Kutlay Erk: CTP Genel Sekreteri Erk, “Ülkede işsiz sadece 360 UBP delegesi yakını değil, binlerce işsiz var. Tüm işsizlere fırsat eşitliğinin verilmesi lazım. Geçici istihdamlarla ilgili karar hükümet programında da yazıyor… Serdar Denktaş’a hatırlatırız” diyor. Çok da doğru söylüyor ancak, Serdar Denktaş’ın başında kendisine tam tersini hatırlatıp baskı yapan bir UBP kitlesi var. Onları ne yapacak..?
DİPTEKİLER
Beyin Göçü: Türkiye iş ve işçi bulma kurumu İŞKUR’un web sitesine, 2013 yılında Kuzey Kıbrıs’tan 1922 kişinin başvurduğu açıklandı. 2013’ün 10 ayında 600 bin kişiye iş bulan kurumun, kaç Kıbrıslı Türk’e iş bulduğunu bilmiyoruz. Ancak, başvuruların sayısına bakarak bile, ülkemizden beyin göçünün son sürat devam ettiği anlaşılıyor…
































