Sıcağıyla bedenlerimizi yakarken beyinlerimizi de sulandıran adamız her halde bir cennet değildir!
Zaten olmadığını da bir yandan virüs korkularında titrerken, öte yandan dünyadan tecrit edilmişliğimizle yaşıyoruz.
Ve ithalata dayalı bir ekonomi nedeniyle de yıllar yılıdır kendimizi kendimiz soyup kendimiz kazıklıyoruz!
Nitekim bırakın 1974’ü.. 1963’den beridir bu kısır döngüyü değiştirmedik. Ne Rahmetlik İsmet Kotak’ın başlattığı Kooperatifçilik kampanyaları tuttu ne Salih Coşar ve arkadaşlarının TC ile oluşturduğu serbest kıyı ticaretleri yürüdü.
Ne de gelip giden tarım bakanları memleketin etini sütünü hellimini zeytinini harubunu narenciyesini değerlendirebildi!
Sanayileşemedik de! Çünkü o sanayiyi üzerine oturtacağımız ne bir tarımsal üretim potansiyelimiz oldu ne tekerliği döndürecek bir sistem oluşturuldu!.. ***
UZUN süredir bu düşüncelerimin karamsarlık anaforunda batıp çıkarken yıllar sonra umudu çağrıştıran iki haber geldi:
Birisi Zeytinyağımızın İngiltere’de çok beğenildiydi. Diğeri harubumuzu Türkiye’nin satın almasıydı.. Bunlara yine Türkiye’ye satacağımız elde kalan sütümüzü de eklemek gerek. Kaşkaval dediğimiz ünlü “delikli peynirimizin” üretimini artıracak hazırlıklar yapılıyormuş.
Bunlara karşın bu memlekette Kıbrıs Türk halkı olgunlaşmamış limonların kilosunu hâlâ 25 liradan satın almak zorunda bırakılıyor.. Ki 1974’den sonra elimize geçen Narenciye bahçeleri 80 bin dönümken daha çok artacağına 30 bine düştü.. ***
…ŞİMDİ diyeceksiniz ki sanki varolan sıcaklarla virüsümüz yetmezmiş gibi nerden çıktı bu “zeytin, harup, süt, narenciye olayı?”
Hem de ve tam da Meral Eroğlu’nun “Serdar’a oy vereceğiz” dediği sırada!” Yani bu mu olsun sorunumuz? Ki Sn. Tatar’ı iktidara getirip Cumhurbaşkanı bile yapanlar şimdi yüz seksen derece dönüşle aleyhine karşı cephe oluşturuyorlar? Ş (Bu konuda şunu söyleyeceğinizi düşünüyorum: Hatta söylemişsinizdir bile!) Şöyle ki “eğer Sn. Tatar Resmiye Canaltay’ın Bakanlığını” iki kez pas geçmeseydi Eroğlu cephesinden böyle bir tepki ve karşı çıkış gelmezdi!”
***
HADİ olaya dalmışken yoruma devam edeyim: Eğer UBP’nin oyları parçalanırsa Sn. Tatar 2. Tura bile kalmaz! Bugüne kadar zaten “propaganda yapıyoruz” niyetine dolaylı şekilde Sn. Akıncı’ya çalışıyorlardı” dediğimize nazire alın size Sn. Tatar’a yeni ve en tazesinden bir muhalefet şerhi daha!
BU bir! İkincisi şudur ama: Geçen zaman içinde ve artık “Eroğlu soyadları” ülkedeki seçimlerin kaderini değiştirecek güçte değillerdir. Dolayısıyla ”Sn. Tatar’ın ikinci tura kalma olasılığı hâlâ sürmektedir..” Yanı sıra şunu da vurgulayalım: 2. Tur için yarışacak adaylar arasında eğer CTP’nin blok oylarını alırsa Sn. Tufan Erhürman’ın şansı büyüktür… Ve eklesek: Eğer TC kökenli seçmenleri derleyip toparlarsa Sn. Erhan Arıklı’nın şansını da yabana atmamak gerekir..
Denecek ki Serdar Denktaş’ı nereye koyacaksın?
Bir koltuğa iki karpuz bile sığmazken beş aday’ı nereye sığdıracağız? Sonuçta önce beş parçaya bölünmelerini görmek gerekecek! Bu da bu aday çokluğunda adayların birbirlerine çelme atmalarına bağlı olacak ilk çelme tutun ki Meral Eroğlu’ndan geldi Tatar’a!
***
SADEDE geleyim: Bu toplumda bazı yurttaşlar ve kesimler için hâlâ sürdürülebilen bir başka “seçim görüşü” daha vardır: Meali de “kim isterse seçilsindir!” Galiba ben de onlardan biriyim çünkü şunu düşünüyorum: Eğer zeytinin yağını.. Harubun hayvan yeminden pekmeze, boyadan fotoğraf filmlerine kadar 40 çeşit yan ürünün anası oluşunu.. Değeri sarı altın olarak söylenegelen narenciyeyi.. Türlü çeşitli ve hepsi de protein deposu olan peynirlerinin, hellimlerinin üretimini sağlayan sütünü.. Bu ülkede değerlendirip “ulusal ürünlerimiz” haline getirip ihraç edecek başarıyı gösterecek her siyasetçi; bırakın cumhurbaşkanlığına layık olmayı; krallıklara layıktır krallıklara..
































