Köşe Yazarları

Kıbrıs’tan Doğu Akdeniz’e taşan yeni sorun! (Dün sorunumuz tekti şimdi ikilendi!)


Rumcada “ölmek var dönmek yok” gibilerinden bir deyim var mı bilmiyorum. Fakat kalp kapakçığı ameliyatına giderken bile “Türkiye münhasır Ekonomik Bölgeden gemileri ile birlikte çekilmeden müzakereler başlamaz” diyen Anastasiadis’in “inadına” baktığımda, aklıma bu laf geliyor!
Tabi siyasi soruna kendi adamızdaki lokal anlaşmazlıklar prespektifinden de bakamıyorum! Artık Kıbrıs da “Ortadoğu’nun baş belası” olan petrol ve gaz gibi “enerji” odaklı (henüz savaş değilse bile) “kavga ortamlarının” içine girdi!
Düşünün bir yanda “taraflar” çözüm için müzakereler yaparken öte yanda Doğu Akdeniz’deki “hidrokarbon” yatakları için müzakereleri de berhava eden kavgalara giriyorlar! Kısaca Kıbrıs siyasi sorunu yanına “enerji” sorununu da aldı! Dün “bir derdimizle bir çözümsüzlüğümüz” vardı bugün “iki derdimizle iki çözümsüzlüğümüz” var! Gelin de “Kıbrıs’ta çözüm olacaktır” deyin! Türk Yunan savaş gemileri ile sismik araştırma gemileri Doğu Akdeniz’de seyrederler, Rus, İsrail, Mısır güçleri de dolanıp dururlarken, zaten “ne müzakeresi” diye sormaz mısınız?
VENİZELOS NE DEDİ? Kıbrıs Türk ve Rum liderlikleri arasında süregelen sürtüşmeye geçen gün Yunan Dışişleri Bakanı Evangelos Venizelos da katıldı! Ayin için gittiği Türkiye’de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüştü, ardından da ortak basın toplantısı yapıldı. Tabi Kıbrıs konusu baş gündemdi! Nitekim Venizelos “Doğal gazın Kıbrıs Cumhuriyetine ait olduğunu, elde edilecek gelirden Türklerin eşit ve dengeli şekilde yararlanacağını” söyledi. Ve müzakerelerin yeniden başlaması için “Türkiye’nin MEB’ye iki destek gemisi ile birlikte gönderdiği sismik araştırma gemisini geri çekmesini istedi, Türkiye’nin uluslar arası kuralları çiğnediği” iddia etti!
ÇAVUŞOĞLU’NUN ÖNERİLERİ: Yunan Dışişleri Bakanı Venizelos’a cevaben Mevlût Çavuşoğlu  ise Müzakerelerin yeniden başlaması ve Doğu Akdeniz’deki sorunun giderilmesi için şu önerilerde bulundu.
“Eğer Doğu Akdeniz’deki arama çalışmalarını durdurursanız biz de durdururuz… Doğal gazı arama çalışmaları için gelin ortak bir şirket kuralım…”

Görülüyor ki KKTC-Türkiye ve Güney Rum Yönetimi ile Yunanistan odaklı “siyasi sorun” artık Kıbrıs sınırlarını aşmış, kapsamına “Doğu Akdeniz hidro karbon yatakları ile sondajlarını da alarak Münhasır Ekonomik Bölgeler sorunları haline de gelmiştir…
OYSA BİZ NE BEKLİYORDUK? Kıbrıs’ta iki halkın anlaşamadığı bu ortamda Türkiye ile Yunanistan’nın devreye girerek ve Kıbrıs’taki Türk Rum halklarına telkinde bulunarak siyasi çözüme yardımcı olmalarını! Oysa bu kez kavga Türkiye ile Yunanistan platformlarına da taşındı!
SEVİNEMİYORUZ: Çözüm için iki devletli bir federasyon yanlısı da olsam! Rum tarafından kaynaklı bu tip anlaşmazlıkların KKTC”nin Kuzey’deki kalıcı devlet iddiasına her gün bir perçin daha attığına da tanık olsam, sevinemiyorum! Üstelik Rum tarafının bu tip siyasi tutumlarının bizi hem kendi içimizde kendi kaderimize daha çok sahip çıkmaya itmesine hem de Türkiye ile daha sıkı ilişkiler kurmamıza neden olmasına karşın sevinemiyorum!
ÇÜNKÜ: Bu adada barışçı çözüm içinde Güney Rum halkı ile yaşamak zorundayım.. Oysa şu anda bu kez de Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan’ın koparacağı bir kıyametin başımıza yağacak felâketler olasılığı ile korkuyorum ve sadece Allah muhafaza diyorum!  
**********
Muhaceret Yasası da tamam (Kendimizi bir kez daha “Kıbrıslılık” güvencesine aldık!)

Yasa tasarıları yahut “değişiklikleri” yasalaştıklarından sonra değil, öncesinde tartışılır! Yani öyle olması gerekir. Oysa bizde teamüldür: Tasarılar Meclis’e gidip yasalaşmadan üç beş ilgili ve yetkili ile bir iki “Köşeciden” başka kimsenin umurunda olmaz! Sonra da çıkan yasalar baş göz yarmaya başlayınca şikâyetlerle feryatlar ayyuka çıkar!
Bu yasalardan birisi de geçtiğimiz hafta kabul edildi. Yabancılar ve muhaceret (değişiklik) Yasa Tasarısı ile Yurttaşlık Yasası…
Bu “yasaları” tabi ki “hukuki” yönleri ile eleştirecek bir “hukukçu” değiliz. Fakat memleketin sosyo ekonomik ve siyasi konumuna yansıyan kurallarına “yanlıştır” diyebilecek kadar yaşadığımız tecrübelerimiz vardır.
Nitekim Çıkan yasalar yine zorluklarla doludur ve bu memleketin yurttaşı olmak isteyen insanlarına “dünyalar kadar güçlüklerle müeyyideler getirmektedirler.”
Mesela bir TC’li insanın bir KKTC’li insanla evlenmesi için üç yıl süreyle beklemesi gerekiyor. Neden? Olmaya ki bu evlilik sahtedir! (Düşünün avuç içi kadar ve 300 bin kişilik KKTC’de insanların evlenmesi, İngiltere gibi seksen milyonluk bir ülkenin muhacereti önlemek için aklına gelmeyen hukuki barikatları koyuyor! Yani hem kendi iç denetim mekanizmalarına hem de kendi KKTC’li yurttaşına güven duymadığını çakıyor!)
ÖTE YANDAN: Bu KKTC’de yabancı yatırımcılar sendromu vardır! Bir yandan ve her vesile ile “gelin yatırım yapın” diye mesela Türkiye’ye çağrılarda bulunulmakta, ondan sonra da yatırım yapmaya gelenleri, geldiklerine de yapacaklarına da bin pişman hale getirmektedirler! Bu konuda bürokratik engellerden yakınmayan tek bir TC’li iş insanı görmek mümkün değildir!
İşte örnekleri: Ercan Hava Alanını Yap İşlet Devret diyerek Taş Yapı’ya verdiler sonra döndüler Şirkete savaş açtılar… Bir süre Merit Otellere de benzer zorlukları çıkardılardı ki Besim Tibuk’u bile çıldırttılardı! Karpaz’da Marina yapan Yahudi’nin arkasına düştülerdi… Zaten turistik oteller, “kumarhaneleri” var diye ellerinden hiç kurtulmadıydı! Falan…
Ha, şimdi ne istiyorlar dıştan gelip yatırım yapacaklardan? On milyon euro yatırmasını! Ki yatırımcı bu kanuni zorunluğu duyduğunda arkasına bakmadan, ayakları kıçına vurarak gerisin geri kaçsın!
ÖTEDEN BERİ “KIBRISLILIK!” Kendimizi nadide Hollanda lalesi gibi korumaya aldık! “Asil Kıbrıs Türk halkı” hem arasına karışacak “alt tabaka” insanların kendi jenerasyonunu dejenere edeceğinden korkuyor hem de bulunduğu coğrafyayı kimse ile paylaşmak istemiyor!
O zaman da ne oluyor? 1960’da nüfusumuz yüz bin falandı! Şimdi nasılsa becerip aramıza katılan TC’den kaydırma nüfusla bile 300 bin kişi ya varız ya yoğuz! Oysa devlet dediğiniz biraz da nüfustur! Biz hâlâ “cemaat” esamesindeyiz!

Bir de Güney’e bakın. Ne Pontuslu kaldı vatandaş yapmadıkları ne Filipinli! Ellerinden gelse uçan kuşları bile vatandaş yapacaklar! Dikkat: “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” diyen, “ırkçılığın” dik alâsını yapan şu bildiğimiz Rum halkından söz ediyoruz! Fakat bu “Rum” bile biliyor ki “nüfus hem ekonomik hem de siyasi yönden kazanımlarıdır..” Nitekim onların AB’de dört bizim iki sandalyemiz vardır!
KISACA: Bir muhaceret ve yurttaşlık yasası daha yaptık.  Ve kendimizi bir kez daha kalın zırhlarımızın içine kapatarak güvenceye aldık! Ki “dıştan geleceklerin şerlerinden kendimizi azade kılarken, asil Kıbrıs Türk halkı olarak kalalım!”

**********
Kısaca takıldığım: (Yağmur yağacak denir güneş taşı yakar! Bilbay Eminoğlu’nun kulakları çınlasın!) Geçen Pazar günü rahmetlik Bilbay Eminoğlu’nu bir kez daha rahmetle anarken, “yahu Bilbay dediydim. Kalk gör! Hani senin derdi davandı! Şu bizim Meteoroloji Dairesi, “falan gün yağmur yağacak” açıklamasını yapar da güneş etrafı yakardı! Yahut güneşlidir derken yağmurlardan evleri seller basar ve sen çıldırırdın ya!”            İşte geçen pazartesi de çınlattı kulaklarını Meteoroloji! “Pazara yağmur var” dedi, avcılar ava insanlar pikniğe gitmekten vaz geçti… Galiba bir ara Karadeniz Derneği de Hamsi gününü yağmur var diye ertelediydi sonra baktı etraf günlük güneşlik Yeniiskele’de yapıverdiydi!
Yani Bilbaycığım senin Meteoroloji Dairesi bıraktığın gibi! Yağmur var der güneş taşı yakar, güneşlidir der yağmurlar yağar!



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı