Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRISLILAR BELİRLEYİCİ DEĞİL, SEYİRCİDİR.

Toplumlararası görüşmeler, uzun bir süreden beri devam etmesine rağmen, bu yıl, çözümün mümkün olabileceği sık sık vurgulanmaktadır.
Bu vurgunun nedeni, Orta-Doğu ve Akdeniz’in büyük güçler tarafından yeniden dizayn edilmek istenmesidir.
Tarihi, bir hikaye değil, mevcut güçlerin uzun vadeli çıkarlarına yönelik  bir mücadele alanı olarak görmeye başlarsak, Kıbrıs Sorununu da, daha gerçekçi analiz edebileceğiz.
İngiliz Emperyalizminin Kıbrıs’ı Osmanlılardan kiralamasının hikayesi , Birinci Dünya Savaşıyla birlikte yeni şekil alır.
Osmanlı İmparatorluğu, İngilizlerin bulunduğu kanatta değil, Almanların bulunduğu grupta savaşa katılır
Zamanın  güçlü imparatorlukları iki tarafa ayrılarak savaşta yer almışlardır:
Birinci Grup, İTİLAF DEVLETLERİDİR: Birleşik Krallık, Fransa Cumhuriyeti ve Rusya İmparatorluğu  İkinci Grup İTTİFAK DEVLETLERİ’dir: Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veİtalya Krallığı
Bu ittifaklar yeniden yapılanmış İtalya, İtilaf Devletleri’nin tarafına geçmiş ve yeni devletlerin savaşa girmesiyle genişlemiştir.  Osmanlı İmparatorluğu Almanların yanında savaşa girerken, İtalya Krallığı'nın İtilaf Devletleri'ne geçmesinin asıl nedeni Fransa Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık'ın İtalya Krallığı'nın kendi saflarında savaşa girmesi halinde , Osmanlı İmparatorluğu'ndan toprak vereceğini söz vermesidir.

Savaşın sona ermesiyle büyük emperyalist güçlerden dördü; Alman, Rusya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları tarihe karışmıştır. Bunlardan Alman ve Rus imparatorluklarının halefleri çok büyük toprak kaybı yaşamış; Avusturya-Macaristan ile Osmanlı imparatorlukları ise tamamen parçalanmışlardır.
Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma sürecinde, Mustafa Kemal ve arkadaşları Anadolu’da kurtuluş savaşına girişirler.
Kurtuluş Savaşıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, özellikle İngilizler Orta-Doğudaki enerji kaynaklarını denetlemek ve kontrolü ellerinden bırakmamak için, Arap topraklarında, Parça Devletler kurarlar…
Türkiye’nin çok istediği, Musul ve Kerkük bölgesi Türkiye topraklarının dışında tutulur.
Kurtuluş Savaşında, hedeflenecek sınırlar olarak ilan edilen Misak-ı Milli belgesinde, Kıbrıs adası, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında TUTULUR.
1923’te ise,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu sağlayan LOZAN ANTLAŞMASIYLA
Kıbrıs Adasının  İngilizlere ait olduğu kabul edilir.
Bu antlaşma’ya göre isteyen Kıbrıslı Türkler, Türkiye Cumhuriyetine göç edip, Türkiye Kimliğini alabileceklerdir.
Göç etmeyip adada kalanlar ise, İngiliz Vatandaşı olacaklardır.
Osmanlılar 1878 de, Türkiye ise 1923’te, daha büyük çıkarlar için Kıbrıs adasını İngilizlere devretmişlerdir.
Türkiye’nin 1955lere kadar da, Kıbrıs Sorunu diye bir sorunu olmamıştır.
Enosis hareketiyle birlikte, İngilizler, Türkiye’yi yeniden Kıbrıs Sorunu içerisine çekecek bir politika izleyerek, 1960 antlaşmalarıyla, Türkiye’ye ada üzerinde GARANTÖRLÜK hakkı sağlamışlardır.
Bugün yapılmakta olan toplumlararası görüşmelerde, DIŞ DİNAMİKLERİN  BELİRLEYİCİLİĞİ gözden kaçırılırsa, gerçekçi analizler yapılamaz.
Kıbrıs, yine merkezinde ABD ve Batı’nın  ENERJİ POLİTİKALARININ esas olacağı yeni bir düzenlemeye uğrayacaktır.
İngilizler de, adadaki üslerini koruyacak bir çözümü destekleyeceklerdir.
Tarihi ve Coğrafi gerçekler dikkate alınmadan, sadece Kıbrıslıların belirleyici olacağı bir çözüm, öyle görülüyor ki, yakın bir zamanda mümkün olmayacaktır.
Çözüm, esas olarak dış güçlerin  bölgesel çıkarlarını düzenleyecek bir ayardan başka birşey olmayacaktır.Bu ayarda, ne yazık ki, Kıbrıslılar esas olarak seyirci koltuğunda oturacaklardır.