Güvenlik ve garantiler hassas konu…
Güvenlik, asker; garanti, müdahale hakkı…
Adanın askersizleştirilmesi, çok kez gündeme geldi. Hatta Annan Planı’nda somut bir şekilde, yıllar içinde 1960’daki sayıya düşeceği belirtilmişti. “Türkiye işgalcidir”, “adanın tamamını ister”, temelinde şekillendirilen Rum ezberi, Annan Planı’nın ortaya çıktığı son aşamada bozuldu. Çünkü Türkiye, tedrici çekilmeyi kabul etti. Ellerinden önemli bir malzeme alınmış oldu…
Düşündüler taşındılar, bu kez ilerlemeyi nasıl engellerler diye, bu sefer garantileri buldular. Nasıl olsa Türk tarafı kabul etmez diyerek buna sarıldılar. “AB garantisi” falan diye dillerine dolamış olsalar da, mevcut üçlü garanti sistemi, Annan Planı’nda bile aynen kalmaktaydı…
Hoop, yine şaşkınlık. Türk tarafı, özellikle de garantör güç olan Türkiye, yeni bir garanti sisteminin konuşulabileceğini söyleyince yine yaya kaldılar. Uluslararası aktörlerin bu açılıma ilgisini görünce de, asker, garanti konularının zamana yayılabileceği açıklamaları yaptılar ki, suçlanmasınlar…
Eğer anlaşmaya gerçekten niyetleri olsaydı, yani eğer Anastasiadis, halkının bunca yıl talep edilenlerin bir bir kabul edilmesiyle ‘evet’ diyeceğine inansaydı, bu iş biterdi. Demek ki, o noktaya hala gelmediler.
Bu sefer de, garanti sisteminin konuşulacağı toplantıya tüm uluslararası aktörlerin katılmasını sağlamaya çalışmaktalar. Şanslarını fazlaca zorlayarak…
Kıbrıs’ın geleceğinin sadece Kıbrıs’ın halklarını, ya da garantörleri ilgilendiren spesifik bir mesele olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak, Çin’den Rusya’ya, Fransa’dan Almanya’ya ve ABD’ye kadar bölgede çıkarı olan herkesi, işin içine sokmak demek, en basit ifadeyle, sorunu daha da karmaşıklaştırmak demektir. Çözüleceği varsa da çözülmez.
İşte geçmişte Filistin, Irak, Afganistan ve şimdi Suriye meseleleri, bu aktörlerin birbiriyle çıkar çatışmalarının sonucunda yanmadı mı..? Ya bu ülkelerin halkları..? Barışı, çözümü ağızlarına alamayacak durumdalar. Kışkırtmalarla birbirlerini katletmiyorlar mı..?
Burnumuzun dibinde savaşın en acısına karar verenlerin, Kıbrıs adasını bir yangına çevirmeyeceğinin garantisi ne peki..? Kaldı ki, bu sayılan taraflar, Kıbrıs konusunda asla tarafsız olmamışlardır…
En azından bu adada 74’den beri çatışma yok. Neredeyse bir anlaşmanın eşiğine gelinmişken, pişmiş aşa su katmak değil mi bu..?
Eğer gerçekten niyetleri bir anlaşmaysa, taraflara dıştan destek verir, imzaların atılmasını sağlarlar. 5’li konferans yapılır, gerçek söz sahipleri kararını verir, onlar da teşvik eder, kolaylaştırır…
Mehmet Ali Talat da BM Güvenlik Konseyi’nin garantör olması olasılığını güzelce özetlemiş; “Rumlar neden bunu yapıyor elbette ki Türkiye’nin garantörlüğünü sonlandırmak ve güvenlik konseyini garantör yapmaktır, güvenlik konseyinin garantör olması Kıbrıs’ı Suriye’ye çevirir”. Ve devam ediyor, bu baskı altında taraflar kendilerini rahat hissetmez, çöküş olursa da, çok kötü bir çöküş olur.
İstenen bu mudur..?
Değilse, derhal bu çabadan vazgeçilmeli…
Ama eğer ısrar devam ederse, bir kez daha anlayacağız ki, ne muhataplarımız, ne de uluslararası camia Kıbrıs’ta barışı istemez…
Onların çıkarlarının, kendi çıkarlarıyla örtüştüğünü sanan Rum-Yunan tarafı da çok büyük bir günah işler… Hele de artık Kıbrıs da enerji konularına bulaştıktan sonra, çıkarların iç barışta olduğunu görmek gerekir… Malum, bir ülkede içte yara varsa, kaşıyanı çok olur…
Rum halkının da, katı milliyetçilik gözlüğünü bir an için çıkartıp, gözlerini şöyle doğuya doğru çevirmesi ve bu adanın nasıl bir felaketin eşiğinde olduğunu görmesi gerekir….
YERİN KULAĞI VAR
KİM BU UZMANLAR:
Son günlerde Türkiye’deki bazı köşe yazarları yıllardır görmezden geldikleri KKTC aşığı oluvermiş bir anda. Her gün sayfalarından Kıbrısla ilgili yazılar döşeniyorlar. Kim veya kimler tarafından buraya davet edip ağırlandıkları bilinmese de, özel üretim malzemeleri kullanarak, yalan yanlış yazılar yazıyorlar. Hatta bir tanesi o kadar ileri gitmiş ki, Akıncının görüşme heyetinde Rum tarafından maaş alanlar olduğunu söylüyor. Türkiye’deki ucuz iç politika kavgaları, buralara da sıçradı. Birileri de bunun üstne balıklama atlamış, onları kullanıyor… Modası geçmiş işler, inandırıcılığı da yok.
YAZA SEÇİM VAR:
UBP-DP hükümeti her ne kadar ‘seçim yok’ dese de, yaptığı istihdamlar, tayin ve terfiler olası bir seçimin habercisi gibi. Kooperatife, Vakıflara, DAÜ ve daha birçok kuruma yapılan istihdamların başka gerekçesi olamaz. Göstergeler, 2017 yazında bir seçim olabilir diyor. Sonuç mu? Çok sürpriz sonuçlar gebe bir seçim olacağını söylemek yanlış olmaz…
ADRES YANLIŞ:
Son günlerde CTP Genel Başkanı Erhürman ile HP Genel Başkanı Özersay arasındaki karşılıklı suçlamalar dkkat çekiyor. Mevcut hükümetin ekmeğine yağ süren bu tartışmaların her iki tarafa da fayda değil zarar verdiğini görüyoruz. Yapılan ankatlere göre belki de iktidar ortağı olabilecek olan bu ikilinin, birbirlerine karşı söylemlerindeki seviyeye biraz dikkat etmeleri gerekir diye düşünüyorum…
İSTİFA EDERMİŞ:
Çalışma Bakanı Ersan Saner, çalışma saatlerini Ticaret Odası’yla danışarak düzenlediklerini söylüyor. Allah Allah, Ticaret Odası, bu karara uymayacağını açıklamadı mı? Sonra, istifa etmekten çekinmeyeceğini de söylüyor. Ne boş laf… Koskoca KTHY battığında istifa etmeyen Bakan, şimdi mi istifa edecek… Bir sürü mağdur, bir sürü yıkıntı arkada kalır, unutulur, o yine seçilir. Sıkıntı yok. O da bunu çok iyi biliyor…
BIRAK DA BAŞKASI SÖYLESİN:
“AB’de görev yaptım. Kamuda görev yaptım. Yabancı dilim var. DAÜ’de 10 yıl okudum. Vakıfta görev yaptım. Eşim 13 yıldır DAÜ’de. Faydam olacağını düşünüyorum. Başvuranlardan daha fazla katkım olacağına inanıyorum” diyor, DAÜ Genel Sekreterliği için adı geçen Anıl Kaya. Keşke o göreve layık olduğunu kendisi değil de başkaları söyleseydi. Hatta bu işin siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmadığını da söyleyebilseydi…
EKONOMİ CAN ÇEKİŞİYOR:
Öyle görünüyor ki, 13. maaşlar da çarşıya ilaç olmayacak. Umutlarını maaşlara bağlayan esnaf, sadece bayram ve yeni yılda yapılan alışverişlerle değirmenin dönmeyeceğini söylüyor. Yaklaşık on ay sinek avladıklarını belirten işyeri sahipleri, onüçüncü maaşın da yıllık zararlarını karşılamayacağını belirtiyorlar. Hükümetin ekonomik konularda daha ciddi kararlar üretmesini bekleyen esnaf, bu yılı zararla kapattıklarını ve 2017’nin daha da zor geçeceğini söylüyor…
BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ İLGİ ÇEKMİYOR:
Eskiden bütçe görüşmelerini ilgiyle izlerdim. Acaba muhalefet hangi konuları gündeme getirecek, bilmedğimiz ne öğrneceğiz diye. Artık hiç ilgimi çekmiyor. Neden mi? Yürütmedekiler de, yasamadakiler de, yani iktidar da, muhalefet de, bir seçim dönemi içinde bir çok kez iktidara geldiler, onların milletvekilleri o makamlarda çok kısa süre önce oturdular. Her şey hafızalarımızda öyle taze ki. Eğer bugün ülke yönetiminde sorun varsa, bu hepsinin ortak kabahati…
ZİRVEDEKİLER
Güzelyurt Belediyesi: Belediye bu yıl yılbaşı kutlaması yapmama kararı almış. Çok da iyi etmiş. Bir gece için onbinlerce lira harcanacak, bölge insanının kaçta kaçına hitap edecek? Etse ne olacak? Oysa o parayla herkese yarayacak küçük büyük bir şeyler yapılabilir, ne bileyim, devam eden projelere aktarılır. Belediyelerin durumu ortada. Umarım diğerleri de bu karara uyarlar…
DİPTEKİLER
Saygı Öztürk: “Sözcü gazetesi yazarı Öztürk’ün eline bir valiz malzeme vermişler anlaşılan, sansasyona devam ediyor. “Adada yürütülen müzakerelerdeki gelişmelerden kaygı duyan uzmanlar, ‘Sunulanlar Annan Planı’nın bile çok gerisinde. Bunlar teslim şartlarıdır. Mülk ve toprak konusundaki düzenlemeler adayı savaşa sokar’ dedi. Müzakere heyetinde deneyimsiz isimler var. Bazılarının Rum Kesimi’nden maaş aldığı anlaşıldı. Heyettekiler değişmeli…”. merak etmesin bu Kıbrıs Türkü de, o uzmanların kimler olduğunu iyi biliyor…
































