Gerçekte beklenen olduydu Mont Pelerin’de. Çünkü asıl sorun elbette topraktı. Kim daha çok toprağa sahip olursa adaya o kadar daha çok egemen olacağını biliyordu! Nüsuf ve toprak azaldıkça “egemenlik alanı” da azalmakta! Tabi bu yargımız “Kıbrıs’a özgü bir siyasi değerlendirme. Yoksa Monako da bir devlettir St. Marina da!
Fakat iki ayrı halk tarafından “paylaşım” esası üzerine toprakların yeniden çözümsel bir anlaşmada üleştirilmesi geldi mi gündeme, siyasi sorunun rengi de değişir hükmü de!
Şimdilerde Mont Pelerin’de “toprak sorununa” toslayan müzakeleri “hele bir danışayım görüşeyim, değerlendirme yapayım” diyerek 20 kasıma kadar ertelettiren Anastasiadis işte bu iki ayrı halkın adayı yeniden paylaşımına yönelik Türk önerilerini değerlendirecek.
OLAY ŞU: Yönetim ve Güç Paylaşımında anlaşmak mümkündü: Nitekim uzlaştık diyorlar. (Dönüşümlü Başkanlık hâlâ aşılamamış sorun olması8na karşılık!)
Vatandaşlık, ikamet hakları, siyasi hakların kullanılması konularında da anlaşmak mümkündü. (Bu konularda da uzlaşma sağlandı denmektedir ama AB’nin 4 müktesebatının uygulanması konusu henüz tartışmalı!) Güvenlik konusunda belirgin bir uzlaşı var. Mülkiyet ise Toprağa bağlı bir husus henüz kesin bir uzlaşı sağlanamadı.
VE DANANIN KUYRUĞU: Rum basını müzakerelere ara verilmesinden çok da memnun kalmadı! Bu konuda ima ettikleri “Anastasiadis’in masa başında siyasi iradesiyle inisiyatifini kullanamadığı” yolunda. Pekala neydi Sn. Akıncı’nın toprak konusunda Anastasiadis’i şaşırtan önerisi? Bu konuda açık seçik bir açıklama yok! Ancak Toparğa ilişkin yüzdelik oranlar haberi var. Mesela:
İddiaya göre Sn. Akıncı Kuzey Kurucu devleti için önce yüzde 32 toprak teklifi ile masaya oturmuş! Sonra da çitayı indire indire Güney’e iade edeceği toprak miktarını artırmış! Anastasiadis ise Annan planında Türkler’e bırakılan yüzde 28.6 oranında toprak üzerinden yola çıkarak ve 1974’de göç eden 160 bin Rum’a karşılık 100 bin Rum’un geri dönmesi hesaplarından hareketle bu nüfusa yetecek kadar toprak talep etmiş. Buna ilave olarak da elan KKTC’nin elinde tuttuğu yüzde 54 oranındaki kıyı şeridinden de pay istemiş. Tabi bu da kıyı şeridine bağlı topraklar demek!
Ve ne olduysa son gün olmuş: Sn. Akıncı son gün yeni kriterler ve oranlar konusunda sunumlarda bulunmuş falan… Şimdi Anastasiadis bu sunumu hem Ulusal Konseyi hem de Çipras ile konuşacak. Şimdilerde bilediğimiz bu kadar!
CTP’DE ERHÜRMAN’LI YENİ DÖNEM
Ne kadar beklenirdi bilmem. Fakat dillere pelesenk bu tip Kurultaylarla olağanüstü toplantı sonuçlarına hep “beklenen” kulpu takılır! Oysa siyaset sahnesinde bu laf çok da geçerli değil! Çünkü siyasi platformlardaki böylesi toplantılarda “her zaman kaybedenlerin hayal kırıklıklarıyla hüznü yaşanır!”
Geçen günkü CTP Kurultay’ına önce bu savla baktık ve gördük ki “beklenen oldu!” Son bir iki yıldır, düşmemek için Parti Meclisine tutunan bazı “eski CTP’linin yıldızları da kayıvermiş!”
Sonuçta şöyle diyebiliriz: Sayıları az olmayan kadınların da yoğunluğunca yer almaları gerçeğinde artık Parti Meclisinde “taze kan bir CTP” ve başında da gençlik dalgalarıyla gelen “Başkanı” vardır.
Biliyoruz. Bizim siyasi parti bünyelerinde olagelen bu tip Kurultaylarda izlediklerimiz aysbergin görünen üst kısmıdır. Altındaki devasa dağı görmek herkese nasip olmaz, o beceri partililerle meraklıların işidir!
Nitekim uzun süredir o aysberg’in altında olagelen kökleri Türkiye’deki KÖGEF’e dayanan “alaylı CTP’ler”le “yeni okullu” CTP’ler sürtüşmesiydi! Dolayısıyle geçen günkü Kurultay’da çıkan sonuca şaşmamak gerekir çünkü artık CTP’nin egemeni “okullulardır.”
ERHÜRMAN FAKTÖRÜ. Eğer CTP başkanlığını “alaylılarla” sürdürmek zorunda kalsaydı Erhürman ayak üstünde duramazdı. Şimdi şansı vardır ama! Kendini yenileyen bir CTP her ne kadar tecrübe ile siyasi sorununun bu en kritik dönemlerinde gerekli olan politik becerilerden yoksunsa da tutun ki “inançlarıyla enerjileri” var! Daha önemlisi henüz kaşarlanmadılar! Belki henüz büyük oranda Alavere dalevere ile de tanışmadılar!
Tufan Erhürman son dönemlerde yıldızı parlayan politikacılardan.. Gözümün ucuyla izlediğimce enteklektüel bir politikacı ve siyaseti de bu çerçeve içinde yapmayı seviyor… Oysa Başkan dediğin “otoriter” olması bir yana “muktedir” de olmalı! Bakalım göreceğiz Erhürman ne kadar muktedir olacak? Tabi kendisi ünlü manifestosu ile gelirken parti içinde “bağlayıcı olmayı, birlik beraberliği, ben değil biz denmesini” savunuyor. Ve kesinlikle parti içinde hizibe yer olmayacağının altını çiziyor. Fakat unutulmamalı. İlkeleri koymak kadar onları yaşatmaktır daha zor olan! Kaldı ki bir zamanların “kadro hareketi” yahut klasiklere karışan “politbürolu CTP” artık yoktur! Hatta ne kadar sol olduğu bile tartışılabilir!
KISACA TAKILDIĞIM: (ADI MEYDANA VERİLEN İSMEK KOTAK.)
Yıllardır rahmetlik İsmet Kotak’tan Mağusa belediyesi ile örgütlerinin esirgediği vefa borcunu, Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı gösterdi ve vefası ile gururu da bu alicenaplığıyla aidiyetine kazındı.
Harmancı “büyük politikacı, gazeteci, mücadele adamı, demokrat” dediği İsmet Kotak’ın adını Sht. Albay Karaoğlanoğlu Caddesinde yer alan Meydana verdi. Artık o meydanın adı “İsmet Kotak Meydanı’dır.” Bu vesile ile Kotak’ı bir kez daha rahmetle anarım.
































