Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs sorunu katmerleşiyor: (Sorun üzerine sorun ulanıyor, müzakereler değer kaybediyor!)

Daha önce de yazdık. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arayışları ile sondajlarını Kıbrıs siyasi sorununun önüne koymak politika açısından “uygunsuz” bir zemin yarattı! Sorunun müzakeresi “esasından” çıkartılıp “gaz paylaşımı” tartışmalarına dönüştürüldü! Ve siyasi sorunun çözüm ağırlığı “gaz paylaşımına” yıkıldı!
Nitekim Güney ile Yunanistan “Münhasır Ekonomik Bölgemiz bizimdir, hiçbir güç bu konuda bizi engelleyemez” derken, KKTC ile Türkiye de “hayır çıkacak gaz ve sismik araştırmalarda en az Güney Rum Yönetimi kadar hem araştırma hem de pay hakkımız vardır” demektedirler…
Geçtiğimiz gün Lefkoşa’ya gelen TC’nin AB Bakanı Volkan Bozkır da Kıbrıs siyasi sorununu AB bünyesine taşımak amacında şu açıklamayı yapıyordu:
“…AB ülkeleri ile birçok temasımızın olacağı yoğun bir takvime giriyoruz. Kıbrıs müzakere süreci ve Türkiye’nin AB müzakere sürecindeki son durumumuzu gözden geçirmek ve atacağımız ortak adımları saptamak üzere adaya geldim… Rum Yönetimi Kıbrıslı Türklerin haklarını dikkate almayarak doğal kaynaklarla ilgili çalışmasını sürdürmesi hem haklılık ilkesine hem de uluslar arası hukuka aykırıdır. KKTC’nin talebi devam ettiği sürece Barbaros sismik araştırma gemisi Doğu Akdeniz’de çalışmalarına devam edecektir.”
Bu arada Volkan Bozkır, TC’nin “AB üyelik ilerlemesinin başlıklarını” açmak için Kıbrıs müzakere süreci unsurlarının aktarılmasını 8 yıldır kabul ettiremediklerini hatırlatıyor ve ekliyordu: “Biz bütün fasılları açtık. 14’nü tamamladık. 17 başlık ise siyasi nedenlerle bloke ediliyor…” (Zaten Davutoğlu da bu son gelişmeler dolayısıyla bugün Yunanistan’a resmi ziyaret gerçekleştiriyor…)
DURUM ORTADA: Bir yandan Doğu Akdeniz’de gaz arayış ve paylaşımlarından kopan papara, öte yandan Kıbrıs sorunu nedeniyle TC’nin AB’de bloke edilip açılmayan “ilerleme başlıkları” ve gitgide “ötelere düşmüş” müzakereler süreci!
Yani artık sorun tam bir karmaşaya döndü! Kıbrıs siyasi sorununun önüne Türkiye’nin AB müktesebatına uyumu da kondu, Doğu Akdeniz’deki gaz da kondu… Bundan sonra eğer Anastasiadis sağlık afiyetine kavuşur ve yeniden müzakerelere dönerse sadece Kıbrıs siyasi sorununun çözümü değil, işte o yukarıda sıraladığımız AB ve gaz gibi konular da masaya konacaktır!
KORKUMUZ ŞUDUR: Bu kadar yayılıp dağılan sorunu “Kıbrıs” odaklı çözüm haline dönüştürmek hiç de kolay olmayacaktır bir, çözüm olsa bile böylesi karmaşık ve çıkarların çoğullaştığı ortamda istenilen çözümün dışına düşeceğiz iki!

**********      
Kısaca takıldıklarım: (İktidarın huzuru yok! Halka o huzurun neresini nasıl yansıtsın ki?)

Günlerdir ışığın etrafında dönen sinekler gibi bir iki sorunun etrafında dön baba oluyoruz! Fasit bir daire çiziyor, yediden yetmişe kendimizi çözümsüz kaldıkları için gündemden çekip gitmeyen sorunlara odaklıyoruz!
Nedir bu sorunlar? Askerlik Yasası bir, DAÜ iki, belediyeler üç ve tabii “ekonomik sektörlerin”, “battık” feryatları ile duyurularına karışan eylem ve açıklamaları dört… Cumhurbaşkanlığı için ısınma turlarına başlayan adayların demeçleri ise beş!
BAŞKA? Birinin tartışmaları bıktırıp usandırdığında ötekiler gündeme gelmekte! Kısaca devri aleme çıkmaktadırlar! Neden ama? Niçin KKTC’yi bu kadar kısır sorunların içine kilitlediler? Tek sorumlu hükümet midir? “Ülkeyi yönetmeye talip olmaya devam ettiği sürece, “evet” diyeceğiz! Dolayısıyla sorunlara da hükümetin yanlışları ile eğer varsa “doğruları” açısından bakacağız! Mesela:
NEDİR BU ASKERLİK YASASI? Ki ne İsa’ya yaranılabilindi ne de Musa’ya? Haftalarca tartışması yapıldı. “Vicdani ret” gibi zamansız mekânsız çok ciddi bir İnsan Hakları olayını kapsamına aldı! Uğruna genç insanlar mahkûm edilerek hapse kondu…
Yasaya bakıyoruz: Eğer meslek okullarından mezun olur olmaz müracaat yapılırsa 15 ay değil, askerlik süreleri 12 ay olacak! Diğer liselerden mezun olanlar ise 15 ay askerlik yapacaklar!
Pekala bu ayrıcalık neden? Çünkü meslek okulları mezunlarının hemen memleket ekonomisine katılmaları gerekiyormuş… Hem iş gücü yaratsınlar hem de mesleki alanda boşlukları doldursunlar! Soralım ama:
Bu konuda bir planlama yapıldı mı? Her yıl yüzlerce mezun veren Meslek Okulu mezunlarının nerede nasıl istihdam olanağı buldukları araştırıldı mı? Bu gençlere mesleki yönden “teşvikler” yapıldı mı? Kaldı ki: Bakın şu “esnaf ve zanaatkâr” zümresine. Kaçı meslek okulu mezunudur ki? Bugüne kadar sadece üç beş gençten öte kimseyi ne görebildim ne tanıyabildim… Memleketin zanaat ve sanatı yine o “çıraklık dönemlerinden” kalma usullerle devam ediyor!
Tabii işittiklerim ellediklerim de vardır. Mesela yıllar önce Mağusa Dr. Fazıl Küçük Meslek Okulu’ndan mezun olanları araştırmıştım, kimileri limanda gümrükçü oldulardı kimileri devlet dairelerinde memur… Oysa meslek okulları mesleki ve uygulamalı araç gereçleri nedeniyle giderleri çok pahalı okullardır. Buna karşın bu okullar için harcanan o paralar mezunları sayesinde ne toplum kademelerinde hizmete dönüşüyor ne de katma değer haline geliyor! Aksine, o mezunların kamuda istihdamları nedeniyle dönüp yine devletin bütçesi sağılıyor!
Dolayısıyla askerliklerini 12 aya indirseniz ne yazar? Bu konuda daha önce ne demiştim. Mezun olduktan sonra işsizler kervanına katılmaktansa iyisi mi bırakın da askerlik sürelerini tam tamına doldursunlar, daha mesut olurlar… Diğer soruna geçiyoruz: NEDİR BU DAÜ’DE DÖNEN DOLAPLAR? İnsanlar işlerini güçlerini bıraktılar DAÜ’yü konuşuyorlar! Neden? Rektörle mevcut iktidar anlaşamamışlar!
Yahu: Böylesi devasa bir Üniversitede ne demek “uzlaşmamak!”           Ne demek “senin dediğin değil, benim dediğim olacak” tartışması?          Ne demek senatonun verdiği kararları siyasilerin ellerinin tersi ile itip kabul etmemeleri?
Ne demek mevcut yasaları çiğneye çiğneye üniversiteyi alt üst edecek yeni yasalar icat etmek?
Ne demek “benim dediğimi yapmadığı için Rektör yemek!”
Koskoca bir kampüsün istikrar ve huzurunu bozup tarumar etmeyecek yasaları olmaz mı? “Olanları” çiğneyip çiğnetmeyecek durmuş oturmuş bir köklü geleneği ile kural ve kuramları bulunmaz mı? Dileyenin bir gecede dağıtıp bir günde yeni yasa tasarıları ile siyaset numaraları yapabileceği bir müessese midir DAÜ ki ensesinde poza pişiriliyor? Yazık ki evet öyledir! Uğraşa didine öyle yaptılar! (Ve gelelim Belediyelere!)
NEDİR BELEDİYELERİN DURUMU: Teker teker bağırıyorlar! Battık, bütçemiz giderlerimize yetmiyor! Hizmet veremiyoruz!
Öte yandan hâlâ düşünüyorlar! Bu belediyeleri 28’den nasıl aşağı çekeriz diye! Bir ikisini birleştirdiler ama o günden beridir ne olduklarını bilen yok!
MUHTARLIKLAR SORUNLARI DA YENİ YENİ DEVREYE GİRİYOR: Giriyor da mesela ben iddia ediyorum: Kentlerdeki mahalle muhtarlarını o mahallelerde ikamet eden yurttaşların yarısı tanımaz!  Kaldı ki:  

    Muhtarlar ne yaparlar? Mahalleleri için yollarından sularına, ışıklandırmalardan trafiğine kadar sorunlarla nasıl ilgilenirler?      

   Yetkili ve sorumlulara nasıl ulaşır çözümleri için nasıl çaba harcarlar? (Desek ki hiç!)    

   ****
VE TÜM BU BİLİNMEZLİKLERİN İÇİNDE: Heyamola çekiyoruz!

Hükümetin yaratıp başımıza yıktığı sorunlar nedeniyle huzursuz bir halk durumuna geldik!
İki kişi bir yere gelse ne olacak memleketin durumu diyor! Oysa memleket mazbut! Ne açı var ne sersefil olanı! Ne okulsuzu var ne okuyamayanı! Onca darlığa karşın on üçüncü maaşlar bile veriliyor! Çarşı pazarlar, eğlence yerleri insan kaynıyor…
Fakat huzur yok huzur! Çünkü iktidarın zaten kendisi huzursuz! Halka nesini yansıtıp versin ki?