Uzun yaz aylarının ve bayram tatilinin verdiği rehavetten sonra, tatil modundan sıyrılacağız yeni haftayla birlikte. Yedik, içtik, gezdik. Kısacası uzun tatilin tadını çıkardık kendimizce. Hükümet, muhalefet, herkes vatandaşlarla birlikte tatil yaptı.
Artık iş zamanı.
Gündemde bekleyen onlarca sorun ve icraat, yeni dönemle birlikte yine toplumun gündemini işgal edecek. Özellikle Ekim ayında Meclis’in açılmasıyla birlikte, o alışık olduğumuz sahneler, iktidar ile muhalefet arasında yaşanan ama pek de bir işe yaramayan tartışmalar, yine hayatımızın bir parçası olacak…
Geçen süre zarfında, iç meselelerden çok Kıbrıs konusunu konuşup tartıştık. Meclis’in açılmasıyla birlikte en çok tartışılacak konuların başında yine müzakere sürecinin olacağını söyleyebiliriz. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, önceki akşam televizyonlardan yayınlanan programda gazetecilere söyledikleri, ardından New York ziyareti ve oradaki üçlü zirvenin ardından söyleyecekleri, Kıbrıs’ın tamamını yeni bir tartışma ortamına taşıyacak…
Mevcut hükümetin görüşme masası ve Akıncı’yla ilgili düşünceleri belli. Temkinliler, endişeliler… Ancak onlar endişelerini dile getirdikleri anda, iş sanki bir provokasyona dönüyor. Statüko lobisi bayrağı alıp ortaya çıkıyor. Yıllardır kurulan çarpık düzenden nemalananlar, böyle günleri dört gözle beklerler… Tarafsız görüş sahiplerinin bile, özellikle Türkiye ile ilişkiler, Kıbrıs Türk halkının hassasiyetleri konusunda doğru bir çizgi izlediği konusunda hemfikir oldukları Cumhurbaşkanı’nı şu anda istifaya davet edenler bile var… Bir cinnet hali resmen…
Sonuç olarak önümüzdeki aydan sonra Kıbrıs konusu yine kamuoyunda en çok tartışılacak konuların başında olacak ama, umarım hakettiği gibi objektif bir şekilde değerlendirilip, halka anlatılır. Önyargılarla değil……
İç Siyaset De Hareketlenecek…
UBP-DP hükümetinin Kıbrıs konusundaki duruş ve görüşlerini biliyoruz… İç konularda da tam bir “dayatmacı” politika sürdürüyorlar. Halka rağmen, inadına…
Bir gecede türlü gerekçelerle hükümetten dışladıkları CTP’nin kendilerine fren olmasına zaten uzun süre dayanamayacakları belliydi. Düşünebiliyor musunuz, istihdam yapamıyorsunuz, yandaşlara menfaat dağıtamıyorsunuz, ülkenin sahillerini birilerine peşkeş çekip siyasi rant elde edemiyorsunuz…
Böyle bir hükümet modeli hem UBP’nin, hem de ortağı DP’nin yapısına ters…
Neredeyse yaptıkları her icraat, aldıkları her karar, ya mahkemelik oldu, ya da büyük toplumsal tepkilere neden oldu…
Koordinasyon Ofisi, Muhaceret Affı, Girne Emirnamesi, İthal mallar üzerine konulan %3’lük fon, seyrüsefer harçlarına getirilen aflar ve Bakanlar Kurulu kararıyla golifa gibi dağıtılan vatandaşlıklar…
Tüm bunları beş ay gibi kısa bir sürede başardılar!…
Sırada Türkiye ile imzalanan yeni ekonomik prtokolün hayat geçirilmesi, takvime bağlanan icraatların yapılması var. Ticaret Odası bir İzleme Komitesi kuracağını ve Türkiye ile imzalanan programın uygulamasını takip edeceğini açıkladı. Şu ana kadar hükümet, takvimin çok gerisinde. Yetişebilecek performansı gösterdikleri de söylenemez. O yapısal Dönüşüm Programında yazılanların çok dışında işlerle uğraşmaktalar. Sivil toplum örgütleri, sendikalar tetikte bekliyor.
Sonuç olarak, sonbahar hem iç, hem de dış politikada önemli olaylara gebe.
Biran evvel tatil modundan çıkıp, biraz da ülke sorunlarına eğilmelerini beklemek, ölü gözünden yaş beklemek mi olur acaba?
YERİN KULAĞI VAR
90 DEĞİL 9 GÜN DE YETER:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, taraflarda karşılıklı niyet ve kararlılık varsa, Kıbrıs sorununun çözümü için 90 günün yeterli olacağını söyledi. Doksan değil, dokuz gün de yeterli aslında ama, niyet ve kararlılık olursa. Kuzey’de o niyet ve kararlılık var gibi ama, Güney için aynı şeyleri söylemek biraz zor…
BİRAZ ZOR:
Rum lider Anastasiadis, Ulusal Konsey toplantısında 53 sayfalık belge ile 16 aylık görüşme sürecini özetlemiş. Buna göre 183 konuda taraflar arasında anlaşmazlık sürüyormuş. 103 konu BM’ye havale edilmiş. Masadaki durum böyle ise, 90 günde bu srunlar nasıl çözülecek?
SOSYALİST HRİSTOFYAS:
AKEL eski Başkanı ve sonradan Cumhurbaşkanlığı da yapan Hristofyas, bir Rum işadamından fena halde menfaat sağlamış. Hemen seçimlerde destek almış, hem de kendi şahsi işlerinin finansmanını yaptırmış. Giderleri daha sonra karşılayacağı sözü vermiş ama, üstüne yatmış. Bu örneklerden etrafımızda çok var, biliyoruz da, hala “sosyalist” olduğunu iddia eden AKEL’in liderinin de bu listeye eklenmesi ilginç oldu…
BÜYÜK PARA:
Kayıt dışı ekonomi zaten büyük bir derdimizken ve biz bununla başa çıkamazken, bir yandan da para sayma makinesinden bile geçebilen sahte paralar üretilip, piyasaya sürülüyor. Piyasada hali hazırda, 100 bin dolarlık sahte para olduğu iddia ediliyor. Yıllardır yakalanıp durduklarına göre, bence miktar daha da fazla. Ve her ne halse, hep kumarhanelerden, gece kulüplerinden çıkıyor. Tanınmamış olmanın nimetlerinden faydalanalım derken, kimse bunu kastetmemişti ama, birileri durumu değerlendirmiş anlaşılan. Her türlü kaçakçılığın, organize suçun merkezi olma yolunda hızla ilerlemekteyiz…
MANEVİ HAYATA SAYGI:
“Manevi Havama Dokunma Platformu” Hz. Ömer Türbesi yakınına casinolu otel yapılması projesini engellemek için, 21 Eylül’de Meclis önünde eylem yapmaya hazırlanıyor… Türbenin hemen yanına yapılması planlanan ve türbeyle mesafesi 50 metreden az olacağı iddia edilen 2 casinolu otel projesi için yeni girişimler olduğunu iddia eden platform, projenin engellenmesini istiyor. Bilmiyorlar ki bizim hükümetin öyle maneviyatla pek ilgisi yoktur. Onlar için maneviyattan çok, maddiyat önemli…
YEMEK YEMEZSENİZ OTURAMAZSINIZ:
Bayram tatilinde Büyük Han’da yorgunluk atmak isteyenler, orada açık tek cafenin insafına terkedildi. Havanın güzel oluşundan da faydalanarak, kahve veya soğuk birşeyler içmek isteyenler, “yemek yemeyecekseniz oturamazsınız” gibi kaba bir ifadeyle karşılaştılar. Biz alıştık bu tarz aşağılanmalara ama, orada oturmak, soluklanmak isteyen tursitlere de aynısı yapıldı. Onlar ne düşündüler çok merak ediyorum…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: “Bu çözüm Federasyon olacak, tek uluslararası devlet, tek egemenlik, Birleşmiş Milletler’e tek üye devlet! Tek merkez bankası… Kurucu devletlerin de güçlü yetkileri olacak, eğitimden sağlığa, kendi polisinden kendi kesimindeki çoğunluğuna kadar…”.
DİPTEKİLER
Sokakta Sorun Var: Bir haftada iki kuyumcu soygunu. Hatta aynı kişiler olabileceği de iddia ediliyor. Bu nasıl bir rahatlık ki, adamlar seri halde soygun yapabiliyor. Kamera görüntülerine rağmen yakalanamayan hırsızlar ve bir kaç gün içinde yeni bir soygun. Şimdi bu güvenlik zaafiyeti değil de nedir? İyi bir sınav vermediğimiz kesin…
































