Köşe Yazarları

Kıbrıs siyasetinde “yeni” bir şey yok!











Sonuçta gönlümüzdeki aslanın değil, kafa tasımızdaki beynimizin sesini dinleyeceğiz. Bileceğiz ki “politika” akıllı insanların harcıdır. Akıl ise bir “düşünce” akt’ıdır.. Sürdürülen politikalar ne kadar doğruysa düşünceler de o kadar doğrudur!




BU yargı Annan planı için söylenemez ama! Çünkü “Türk Rum halklarını  bir federal sistemde barışçı çözüme  hazırlayabilecek en kötü plandı!”  Yıllarca sürecek mal mübadeleleri,  siyasi eşitliğe nanik çeken kusuru ve Rum’dan yana yontulup yeniden yapılanmış şekliyle kabul görmüş olsaydı; tutun ki bir kez daha Türk-Rum çatışmalarına neden olacaktı! Buna karşın “federasyon” aşkıyla yanan Türk halkının  “evet”ini almayı başardıydı!



…2004’ler referadumunun üzerinden 15 yıl   geçti.. Kıbrıs’ta hâlâ çözüm odaklı “nasıl bir federasyon”  arayışları sürdürülmektedir!  En son  “Crans Montana’da masaya yatırıldı ama.. Ne diyelim, kısmet değilmiş!      Buna karşın şimdilerde yine tek çözüm seçeneği olarak önümüzde duruyor.

ÇİPRAS’ın TC’i ziyaretinde işte bu “federasyon” tezi bir kez daha “nasıl olmalı” sorusuyla gündeme geldi ki Erdoğan bunu kesin bir ifadeyle,  “siyasi eşitlik üzerine kurulmuş federal sistem” olarak ifade etti..

Anladık ki uzun süredir (her halde KKTC Ankara mutabakatı sonucu olmalı) Akıncı’nın da savunduğunca eğer Kıbrıs’ta federal bir çözüm  ikame edilecekse “mutlaka siyasi eşitliğe” dayalı olacaktır..

TABİ Anastasiadis’in “azınlıkların çoğunlukları yönettiği nerede görüldü” dediğine nazire çözümün mihenk taşına vuracak “siyasi eşitlik” üzerine bir federasyon o kadar kolay olmayacak.

Çünkü “siyasi eşitlik” sadece kurucu devletlere kendi içlerinde değil, uluslar arası ilişkilerde de  özerklik tanıyacaktır..

OYSA Rum tarafı “Türkiyesiz bir Kıbrıs” çözümünü hedeflemektedir! Peki “öyle bir federasyon mu olacak?”  Dün, mümkün değildi! Fakat “bugün” Ortadoğu’daki olağanüstü durumlar nedeniyle hiç mümkün değildir!

ÇİPRAS’a gelince: Yorumlamaya çalışsak da  TC ziyaretine yönelik haberleri  değerlendirdiğimizde görüyoruz  ki Kıbrıs sorununun çözümüne  hazır değildir..  Bu nedenle olmalı  BM’ler kararlarının uygulanmasına  atıf yaparak kendini dışta bırakıyor.. (Devam ederiz.)                                  **********

“İŞLERİMİZE” BAKMAKTA ÇOK GEÇ KALDIK!

Erdoğan Çipras görüşmesinden  de anlıyoruz ki Türkiye ile Yunanistan arasında “oluşmasını” umut ettiğimiz  “iki ülke dostluk ve işbirliğine uygun ne siyasi ne de sosyoekonomik ortamlar vardır!”

İki ülke tutun ki Kardak kayalıkları sorununda kaldılar! Kıbrıs sorununu aşamadılar!  Batı Trakya Müftülüğüyle Heybeliada Ruhban Okulu sorunlarını çözemediler, falan…

Dolayısıyla Kıbrıs’ta da  ne el sıkışacakları bir “barışçı çözüm” olasılığı söz konudur ne de Türk-Yunan dostluğuna yönelik umut vardır!  Uzlaşmaları zaman alacaktır!

Bu yaşanan gerçekler de gösteriyor ki   artık KKTC’de son 15 yıldır “oyalama siyaseti” halini almış çözüm odaklı  politikalarla değil, “sosyoekonomik yönden kalkınma hedefli plan ve programlara” yönelmemiz gerekmektedir..

FAKAT bakıyoruz zorunlu dediğimiz böylesi “plan ve programlar “ yerine; o kör olasıca “popülizm hastalığına” kapılmışız ki “hayale” bakın hizaya gelin!

MESELA Güney’e ne kadar çok sınır kapısı açılırsa Kuzey o kadar çok ekonomik kazanca mazhar olacak!”

“Hedefi” de “Türklerin Güney’e değil, Rumların alışveriş yapmaları için Kuzey’e akacakları” düşüncesi üzerine inşa etmişler!

Tabi  insana, “Allah Allah, meğer bu Kuzey dediğiniz neymiş be ağabey ki tanınmış, ekonomisi bizden büyük olan Güney’in Rum’unu bile mıknatıs gibi çarşı pazarlarımıza  çekiyormuşuz!..”

ASLINDA iki halkı  açılan sınır kapılarıyla iç içe sokup “iki bölge mefhumunu” izale etmeye çalışan “neo barışçıların” popülizm kokulu bu gayretleridir ki her gün Güney çarşılarına Türk müşteriler tarafından okkayla  avro bırakılmaktadır!

Gam  değil. Onlar da bizden alışveriş yaparlarmış, hadi öyle olsun!

Ancak  ülke ekonomisini sınır kapılarıyla kevgire döndürerek “KKTC’de ekonomik salâh aramak her halde artık enayilik olmalıdır!”

ÇÜNKÜ bu alışverişlere karşın hem de dövizde sürekli düşüşler yaşanırken bile ne KKTC’de fiyatlar düşmekte ne üretimde artışlar olmaktadır!

Tutun ki meyve sebze TC’den, süt mamülleri ile ötesi bazı gıdalar Güney’den, vaziyetler idare edilirken, “gitgide dibe vuran ve ancak “çılgınlar gibi” ifadesiyle anlatılabilen  “tüketim ekonomisi” içinde boğuluyoruz!

BANA bunları tabi ki Allah söyletmedi! Geçen gün, “yazmalıyım” dediğim halde ötelediğim bir habere tosladımdı. Dipkarpaz Belediye Başkanı Suphi coşkun, “bu bölgede diyordu, İnsanlar eşekler kadar bile önemsenmiyorlar! Sağlık yok, öğretmen yok…” diye de serzenişte bulunuyordu…

hatırlarım Dipkarpaz’da kredi kartını çekecek post bile yok! Elektrik akımı verilmesi gerekiyor, “çevreciler” ne dedilerdi hatırlar mısınız? “Elektrik akımı doğaya zarar verecek!”

Dipkarpaz dediğiniz ise  KKTC’nin sadece kırsalı, yeşili değil.. Yatırımlar yapılsa  Kıbrıs’ın meyve sebze üretim  beldesi olacak.. Bir iki planla “turizm odağı haline gelecek!”

NEDENSE KKTC’nin Batısındaki “Omorfo”ya yıllarca hangi muamele yapılmışsa, doğusundaki Karpaz’a da ayni muamele yapıldı. Yani ne? Her iki yöreyi de “günü geldiğinde ya olduğunca ya da bazı topraklarını Rum’a iade etmek…

On binlerce dönüm arazi bu nedenle yıllar yılı “inkişafa” açılamadan, kalkınma  planları  yapılmadan kendi kaderlerine terk edildi!

Yazık ama: 44 yıl geçti! Hâlâ ayni terane, ayni yokluk ve ayni “tedirgin” bekleyiş…





Başa dön tuşu