Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs Rumlarının nabzı…

Mülkiyet konusuna daha girilmeden, Kuzey’den ve Güney’den çeşitli sesler çıkmaya başladığını, kamuoylarına da sadece birtakım “iddialar” sızdığı için, ortalığın karıştığını sürekli yazıyoruz.
Bizim tarafta malum, kesin anlaşma karşıtı olan bir kesim var. Demokratik hakları. Kendilerince ideolojileri ya da mevcut durumu koruma güdüleri var. Saygı duyuyoruz…
Bir başka kesim de, satır aralarının derdinde. Bir anlaşma olacaksa, yaşayabilir olsun diye çaba gösteriyor. Kendince düşünce üretiyor, medyadan ya da sosyal medyadan duyuruyor düşündüklerini.
Bazen suları bazen de havayı bulandırmakla suçlansa da, bu kesim, masadaki görüşme heyetine aslında katkıda bulunmaya çalışıyor…
Dün Sayın Cumhurbaşkanı’na yazdığımız mektupta da bunu anlatmaya çalışmıştık.
Nitekim gelen mesajlar, aynen bizim düşündüklerimizi teyit etti.
Birçok arkadaş, “Bizler de anlaşma istiyoruz, Akıncı’ya onun için oy verdik. Ancak endişelerimizi söylediğimizde, kınanıyoruz, çözüm istememekle suçlanıyoruz… Bunu hak etmiyoruz… Tartışalım, hep beraber” diyorlar…
Haksızlar mı..?
Müzakere ekibinin içinde çok deneyimli insanlarımız da var. Bunu biliyoruz. Bu bizim bir nebze olsun içimizi rahatlatıyor. Ancak yine de şeytanın ayrıntıda gizli olduğu; elli yıllık bu müzakere sürecinin dantel gibi dokunan bir diplomasiyle oluştuğu; her söylenenin, her kayıt altına alınan ilkenin bir nedeni bulunduğu unutulmasın istiyoruz…
Bakın, Cyprus Mail’de önceki gün iki makale yayınlandı. Bir tanesi Loucas Charalambous’un, diğeri George Koumoullis’in…
Her ikisi de, Kıbrıs konusunda anlaşma yanlısı olan, yıllardır bunun gerekçelerini ortaya koyan objektif yazarlar…
Haralambous, kendi liderliklerini, esas çözüm planıyla uğraşmak yerine, taktik manevralarla işi götürmekle suçladı. Bunun da ret cephesinin eline, propaganda malzemesi verdiğini belirtti. Örnek olarak da Anastasiadis’in durduk yerde mülkiyet konusunda konuşmasını gösterdi.
Yazar, göçmenlerin tümünün geri dönmesinin mümkün olmadığını, zaten çoğunun öldüğünü, geriye 25 bin kişinin kaldığını, bunların çoğunun da mirasçılar olduğunu yazdı. 74’ün gençlerinin bugün yetmişli yaşlarda olduğu varsayımıyla, bunların dönmek istemelerini hayal olarak niteledi.
Yazı yayınlandığı anda, derhal feci bir eleştiri bombardımanına tutuldu. İnsanların ölüp ölmemesinin, mülkiyet hakkını etkilemeyeceği, bir çok Rum gencinin, her ne şartta olursa olsun, Kuzey’deki mallarına dönmek istedikleri duyuruldu. Hatta Haralambous’a “bey” diyerek, onu Türk yanlısı göstermeye çalışanlar, zekasına söz söyleyenler oldu…
Bu, Güney’deki kamuoyunun nabzını görebilmek açısından önemliydi…
Diğer yandan, George Koumoullis ise, Kıbrıs konusunda anahtar rolü oynayan etkenin, tarihin tahrif edilerek anlatılması olduğunu savundu. Buna birçok örnek verdi. Ama en çarpıcı olanı, 74’te eğer Türkiye gelmemiş olsaydı, Kıbrıs’ın Yunanistan’ın bir parçası ve darbecilerin kurbanı olacağını, gençlerin bunu bilmediklerini yazmasıydı. Bunları söyleyenlerin belli bir kesim tarafından, “sadece Yunanca konuşan ama yurtsever olmayanlar” olarak suçlandıklarını belirten Koumoullis de, yine bize Güney’deki tartışmaların işaretlerini verdi… 
Her iki yazardan da, Güney’deki komşularımızın neler düşündükleri hakkında çok şey öğreniyoruz.
Orada da insanlar, bizdekine benzer ayrışmalar, tartışmalar yaşıyorlar.
Demek istediğim; bu iş sonunda referanduma gidecek. Orada da, burada da endişeler var, korkular var, insanları korkutmaya hazır kıtalar var…
Yapılması gereken, aklıselimle hareket etmek. Toplumların çoğunluğunun kabul edeceği bir yol bulmak.
Kolay değil, zor… Öyle olmasa, çoktan biterdi. Önemli olan halkların desteğini alarak son noktaya varabilmek. Onun için de insanları ötekileştirmeden, seslerine kulak vermek gerekiyor…

YERİN KULAĞI VAR
SÖZ HAKKI KİMİN:
Ekonomik sıkıntı tavan yaparken, dövizin yükselişi önlenemezken, üstüne bir de sıcaklardan bunalan vatandaş, şimdi de oturduğu evin mülkiyet hakkının ilk kimde olacağını tartışmaya başladı. İlk söz hakkı evin ilk sahibinde mi olsun, yoksa 41 yıldır içinde oturan, tamirini yapanda mı olsun? Toplum resmen ikiye bölündü. Kimisi ilk sahibi derken, kimileri de 41 yıldır oturanın hakkının ne olacağını soruyor. Mülkiyet konusunda söz hakki ister şimdiki kullanıcında, ister mal sahibinde olsun. Unutmamamız gereken esas mesele, sonucu parası olanın belirleyeceğidir. Yani işin açıkçası, mülkün sahibinin kim olacağını, o malın fiyatı belirleyecek…

DENETİMİ OTOMASYONLA SAĞLAMAK:
Hür-İş’ten Yakup Latifoğlu’nun söylediği çok önemli. Ekonomide kaçağın bu kadar yaygın olmasında en büyük etken, mali denetimin tam olmaması. Devletin otomasyonla, tek bir vergi numarası üzerinden tüm şirketleri, muhasebe kayıtlarını, vergilerini, yatırımlarını, personel hesaplarını izlemesi Türkiye’de uygulanan çağdaş bir yöntem. Madem ki en büyük sorunumuz devletin hak ettiği gelirin yüzde 60’ını “kaçak” yoluyla kaybetmesidir, demek ki, öncelikle kaynak ayrılması gereken konu budur. Adam gibi proje ile yola çıkılsa, kaynak bulmak da, gerekli bilgi birikimine ulaşmak da zor olmasa gerek. Yeter ki niyet olsun…
ACEMİCE:
Turizm Bakanı Faiz Sucuoğlu son önerisini yaparken, konuyu turizm çevreleriyle ya da hükümetle paylaştı mı bilmiyoruz. Paylaşsaydı, dezavantajlarını da görecekti. Efendim Bakanımız, Türkiye’den gelen turistlerin günübirlik turlarla Güney’e geçmesini önerecekmiş. Rum tarafının, ekonomisi düzelsin diye bunu kabul edeceğini düşünüyormuş. Adam üç kuruş için kapılarını 80 milyona açar mı? Hele de bu göç çılgınlığında. Diğer taraftan, zaten gün 24 saat otellerde vakit geçirip, çarşıya bile inmeyen turist, bu kez parayı Güney’e akıtınca, bizim bundan karımız ne olacak? Zaten aldıkları bir hellim, onu da o taraftan almayacaklar mı? Sayın Bakan, sansasyon medyasına malzeme olmuş, o kadar…
DAU MI EDELİM:
Çalışma Bakanlığı’nın ülkeyi etkisine alan aşırı sıcaklar nedeniyle, 12.00 -16.00 saatleri arasında dışarıda çalışma yapılmasının yasaklanmasının ardından, 4 gün boyunca yapılan denetimler sonucu tespit edilen 13 kaçak işçi için, 4 işverene toplam olarak 108,875.00 TL idari para cezası kesilmiş. İyi de bu sıcaklar olmasaydı, denetimler de yapılmasaydı, bu kaçak işçiler nasıl tespit edilecekti? Hani şimdi, ‘iyi de bu sıcaklar geldi de denetim yapıldı’ diye dua mı edelim…
OSAM’DAN İKNA TURLARI:
DAÜ Rektör vekili Necdet Osam, Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst’ün koltuğa oturduğu ilk gün, bazı isimleri görevden alarak, bakanın tepkisini çekmiş, hatta bakana “kafa tutmaya” bile kalkışmıştı. Şimdi ise görevden alınma korkusu ile bakan Dürüst’e methiyeler düzmeye, “ele ele vererek kurumu ileriye taşıyacaklarını” söylemeye başlamış. İleriye taşımaktaki amacı DAÜ’yü 3. sıraya indirmekse, aman kalsın, daha da dibe batırmayın…
GERİYE DÖNÜK ARAŞTIRMA TALEBİ:
Geçmiş dönemde DPUG’ye, şimdi de UBP’lilere bağlı bakanlıklarla ilgili olarak, geriye dönük araştırma yapılacağı öğrenildi. DPUG’lilere ait bazı bakanlıklarda hala ödenmemiş ciddi rakamlarda izaz ikram kalemleri dikkat çekiyor. Bu ve buna benzer bazı harcamalarla ilgili olarak ciddi iddialar var. Bu nedenle, Sayıştaylığın araştırma yapması için bakanların talepte bulunduğu gelen haberler arasında… 

ZİRVEDEKİLER
Ahmet Yeşilada: Hah, işte budur. Dün gazeteniz Havadis’te müthiş bir haber vardı. Süt üreticisi Ahmet Yeşilada, “SÜTEK aradan çekilsin, ben sütümü kendim satmak istiyorum, müşterim de var” diyordu. Bizim de söylediğimiz o. Kimse kimseye satış garantisi vermesin, hele de devlet. Her ürün kendi liberal rekabet ortamında, alıcısını bulsun. Böylece devlet SÜTEK denilen kamburdan da, destek, sübvansiyon derdinden de kurtulsun. Süt satışı yapmak hala bu devirde, devletin işi mi Allah aşkına…
DİPTEKİLER
Uyuşturucu İlleti: Özellikle gençlerin her geçen gün daha fazla uyuşturucu batağına sürüklendiği KKTC’de, rehabilite açısından henüz somut bir adım atılmış değil ne yazık ki. Kullanım yaşının 13’lere kadar düşmesi, ülkedeki tüm kesimleri tedirgin ediyor etmesine de, ne yazık ki bu konuda somut politikalar üretmek yerine, biz hala tespit aşamasındayız…