Bu hafta kamuoyunu en çok meşgul etmeye devam eden konu, Kıbrıs sorununun çözüm sürecindeki gelişmeler ve verilen beyanatlar olmuştur. Çok taraflı olarak gerek Kıbrıs Türk tarafından gerek Rum tarafından gerekse Türkiye ve ABD, AB, Yunanistan yetkililerinin sürece verdikleri olumlu destekler bu defa sürecin daha süratli gelişebileceği ve geçmiş görüşme süreçlerindeki konulara ek olarak enerji konularını da kapsadığı görülmektedir.
Kıbrıs Türk ve Rum Görüşmeciler çapraz olarak 27 Şubat’ta Türkiye ve Yunanistan’a aynı gün ve aynı saatte toplantıya gideceklerdir. Müzakereci K. Özersay’ın beyanına göre de bu toplantılardan sonra Kıbrıs konusunun özü ile ilgili müzakereler başlayacaktır. Birkaç haftadan beri yapılan hazırlıklardan sonra yeni müzakerelerde görüşme sürecinin nasıl planlandığı, kapsamı, hangi konuların ön plana alınacağı, program, gündem ve takvim herhalde açıklanacaktır. Genel mutabakat metni yeterince toplumda tartışılmıştır. Dünyada da geniş bir yankı bulmuş ve çok taraflı destek görmüştür. Geçen haftaki yazımda, geçmiş müzakere sürecindeki çeşitli alanlarda varılan ve varılmayan mutabakatların olduğu (teknik konular dahil) bu çalışma metinlerinin ve mutabakatların müzakere ve çalışma sürecine katkı sağlayarak süratlendirecek bir avantaj olacağını ifade etmiştim. Nitekim K. Özersay da bu hafta yaptığı açıklamalarında aynı hususu ifade etmiştir. Kendisi de bu görüşme ve çalışmalarda vardı ve Rum tarafına eski önerilerinin geçerli olup olmadığını, önceki önerilerinde daha esnek veya daha talepkâr olup olmadıklarını soracaklarını ifade etti. Bu durumda müzakerelerin başlamasında kat edilecek yollar var. Çalışma gündemi ve programı ve diğer konuları ele alış sırası, teknik komitelerin oluşturulması ve konuların özüne girişin ne zaman başlayacağı, merak konusudur. Öyle iki ay, beş ay gibi ifade edilen referandumla ilgili süreler çok fantezi gibi geliyor. Ancak senaryolar nasıl gelişecek göreceğiz. Süratlenmelerin Kıbrıs’taki iki taraftan ziyade, gerektikçe dıştan kaynaklanacağı anlaşılmaktadır.
Şimdi bu süreçte Kıbrıs Türk tarafında birlik ve beraberlik çok önem taşımaktadır. İki toplum dışında çok taraflı başlayan bu müzakere sürecinde, ilan edilen temel prensipler veya çerçeve dahilinde gerçekleşecek al-ver sürecinde Kıbrıs Türk tarafı olarak Türkiye ile birlikte menfaatlerimizi en iyi biçimde savunmak ve sonuçlandırmaya odaklanmak gerekir. Bunun için bütün KKTC yetkililerinin, birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi ve iş birliği içinde sürece katkı koyması, karşılıklı birbirlerine hürmet etmesi ve destek olması, görevleri olmalıdır.
KKTC Dışişleri Bakanı’nın sürece katkı koyması doğal ve kaçınılmazdır. Tüm milletvekilleri, KKTC Meclisi de devrede olmalıdır. Bu hususlar daha evvel olmadı diye şimdi de bu yanlışın devam ettirilmesi düşünceleri, doğru değildir. Tüm dünya Devletlerinin bu konuya yüklendikleri bir durumda, Kıbrıs Türklerinin de bütün makamları, sivil toplum örgütleri ve her bir vatandaşın dahi katkısı çok önemlidir. Kıbrıs’ta yıllarca mücadele ederek yaşayan insanların yaşam biçimini, geleceğini, devletini ve ülkesini şekillendirecek çok kritik ve tüm halkı ilgilendiren hayati bir konudur gündemde olan. Birbirimizi dışlamaya çalışarak hakaret ederek hiçbir yere varamayız. Zaten bir makamın öteki bir makamı dışlama veya yok sayma hakkı olabilir mi?
Zaman birlik ve beraberlik ve birlikte çalışma ve üretme zamanıdır. Bu halka ve vatana en iyisini kazandırmak zamanıdır. Aksi halde zafiyetlerimizden karşı tarafın yararlanması söz konusu olur. Kilise dahil Rum tarafı birlik içine girmiştir. Her kesimden Konsey ve komisyonlar oluşturulmaktadır. Büyük bir hazırlık içinde oldukları görülmektedir. Birlikten kuvvet doğar bunu unutmayalım. Ve bu kritik aşamada birbirimizi parçalamayalım, devlet kurumları dahil bir bütünlük içinde hareket ve çalışma içinde olmak başarı şansımızı en üst düzeye çıkarabilir. Paramparça olarak hiçbir hedefe ulaşılamaz, zararını halk ve ülke görür, yazıktır.
2- Bu hafta diğer bir konu, TL faizlerinde yapılan artıştan sonra piyasaların iki haftadan beri rahatladığını, TL/döviz kurlarının oturduğunu gördük. Tahvil faizi de aynı. Büyüme hedefi olan ülkelerde, gerekli sermaye temini için faizlerin piyasa koşullarına göre düzenlenmesi şarttır. Gelişmekte olan ülkeler, genel olarak son 6 yıldan beri gelişmiş ülkelerde uygulanan genişletilmiş para politikalarıyla, bol küresel sermaye desteğiyle büyüme sağlamışlardır. Ancak bu ülkelerde ekonomik istikrar için yapısal reformların geliştirilmesi ve cari açığın azaltılarak döviz ihtiyacının azaltılması gerekir. Aksi halde yapısal düzelme olmaz ve dış ticaret açığı ile cari açığın devamı halinde, sürekli dış sermaye ve döviz ihtiyacını karşılayabilmek için faizlerin geçerli seviyede tutulması yani sermaye birikimi için cazip halde tutulması kaçınılmazdır. Öncelikle ithalata dayalı ihracat fasit dairesinden çıkılması ve görünmeyen gelirlerin arttırılması sorunları rahatlatacaktır.
İş kapasitesinin ve verimliliğin arttırılması da esastır. İşsizlik bir ülkede en büyük sorundur. 21 Şubat 2014 geçen gün OECD’nin, “İstekli yapısal reformlar güçlü ve sürdürülebilir büyümeye dönüş yolunu açacak” başlıklı değerlendirme raporunda, özet olarak 2014’de geniş tabanlı toparlanma olacağı”, ancak gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin hükümetlerinin, artık düşük büyüme tuzağına düşme riski ile karşı karşıya olduğunu ve yapısal reformlar konusunda ilerleme ile büyüme ve yaşam standartlarını arttırabileceklerini değerlendirmiştir. Yavaşlayan verimlilik yapısal reform gerektiriyor, bir çok gelişmiş ekonomilerdeki kalıcı yüksek işsizlik fonlara ihtiyaç gösteriyor. Şimdi gelişmiş ülkelerin parasal sıkılaştırma politikaları gelişmekte olan ülkeleri etkilemekte ve kırılganlıklar yaşanmaktadır. Bu ülkelerde de yapısal reformlar gereklidir. Güçlü problemler olduğuna da dikkat çekilmektedir. OECD raporunda kırılgan ülkeler olarak Türkiye, Meksika, Şili ve diğer ülkeler Çin, Rusya, Brezilya olarak gösterilmiştir.
Sayın Babacan ise Avustralya’da G20 ülkeleri toplantısında gelişmiş ülkelerin özellikle ABD’nin alacağı ekonomik ve parasal önlemleri önceden diğer ülkelere duyurması ve ona göre tedbir alınması gereğine işaret ederek, sürpriz yaparak diğer ülkeleri zora sokulmamasını savundu. Finans ve ticaretle birbirine kenetlenmiş böylesine bir dünyada izole bir şekilde yaşanmıyor. Her ülkenin attığı bir adım ötekini etkileyebilmektedir, ifadesiyle sitemde bulunmuştur. Görülen odur ki 2014 yılında küresel ekonomik şartlar, yapısal reformları gerçekleştirecek ülkelere daha fazla istikrarlı büyüme şansı verecektir.

Önceki Haber

























