Gözler kulaklar İsviçre’de, bekliyoruz.
Havadis’in Mont Pelerin’deki temsilcileri Hüseyin Ekmekçi ve Mete Tümerkan’ın canlı yayınlarıyla, anında kulis bilgilerine ulaşıyoruz. Bir umutlanıyoruz, bir umutsuzluk basıyor.
Acaba diyoruz, gerçekten olacak mı? Onun için mi bu ara vermeler, danışmalar, telefon trafikleri?
2 günlük zirvenin neticesi, sanırım ben yazımı gazeteye gönderdikten sonra netleşecek…
Bu arada dünyanın olaya nasıl baktığı, en çok merak ettiğim konuların başında geliyor.
Annan Planı döneminde birebir masada, olmadı mekik diplomasisinde olan İngiltere, ABD, AB ortada pek görünmüyor.
Anavatanlar, merkezlerinde, on call durumdalar.
Bu kez daha önceki süreçlerde görülmediği şekilde Yunanistan çok fazla devredeyken, Türkiye eskisine oranla daha mesafeli…
Acaba Cumhurbaşkanı Akıncı ile her olasılık için yanıtları birlikte hazırladıkları için olabilir mi?
Dedim ya, ilgili uluslararası çevrelerin ne düşündüğünü de net olarak anlayamadık pek.
Gerçi, daha önce de süreçleri canı gönülden destekler göründükleri halde, sonradan, tavşana kaç, tazıya tut dedikleri ortaya çıkmıştı ve o zaman da “Kıbrıs’ta statükonun devamı işlerine geliyor” demiştik.
Acaba hala öyle mi..?
Hürriyet’in Washington Temsilcisi Tolga Tanış’ın 16 Kasım’da yazdığı yazı, bu konuda ilginç ipuçları taşıyor. Tanış, eski bir gazeteci. Yoruma değil, habere önem vermesiyle bilinir. Öyle komplo teorilerinin falan da içinde değildir.
Bir denklem kuruyor. ABD-Türkiye arasında Reza Zarrab, Suriye’de savaşa daha aktif katılım ve bunların Kıbrıs’la ilişkisi… Diğer başlıklar konumuzun dışında, ancak bakın sonuçta Kıbrıs için ne diyor;
“Kıbrıs’ta iki toplum lideri bu hafta sonu İsviçre’de müzakereleri sürdürecek. ABD, BM’deki görev değişiklikleri ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde 2018’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle çözümün yıl sonuna kadar yetiştirilmesi planlanıyor.
Obama Yönetimi’nin Kıbrıs dosyasına bakan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın görevini bırakacak olması da önümüzdeki iki ayı daha kritik bir hale getiriyor.
Üst düzey bir Amerikalı Hürriyet’e ‘Türkiye’nin adadaki 38 bin askerine başka yerde ihtiyacı var. Örneğin Suriye’de’ diyerek Obama Yönetimi’nin Türk askerinin adadan çekilmesini savunduğunu üstü kapalı biçimde belirtti.
Ancak tazminat konularında ise Washington, Türk tarafına destek vereceğini söylüyor.
ABD Başkanı Obama da, Yunanistan ziyaretinde Kıbrıs konusunda önümüzdeki dönem gelişmeler olabileceğini belirterek, ‘Önümüzdeki haftalar, aylarda bu konunun çözülmesi için bir pencere olduğunu düşünüyorum’ dedi”.
Buna göre ABD’nin çıkarı, Rum-Yunan tarafının Türk askerinin adadan çekilmesi talebiyle tam uyuşuyor. Nedenleri farklı olsa da, sonuç aynı. “Kıbrıs’tan çık, Suriye’ye gir” gibi bir şey…
Diğer taraftan, bir anlaşma durumunda, Türk tarafının en zorlanacağı konu olan tazminatlarla ilgili de Türkiye’ye havuç göstermiş oluyor. Tabii haber doğruysa…
Obama’nın ne dediğinin pek önemi yok artık. 22 Ocak’ta görevi bırakmadan Kıbrıs konusunu bitirmek istediği de yazılıp çizildi ama, benzer ifadeleri çok gördüğümüzden artık inandırıcı gelmiyor.
Yine de, Türk askerine Ortadoğu’da daha fazla ihtiyaç olduğu gerekçesi yeni…
Tüm bunlar kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklar. Kimbilir daha niceleri var. Ancak bizler bunları bilmediğimizden, dört duvar bir oda ve bir görüşme masasıyla iki lidere bakarak sonuç çıkartmaya çalışıyoruz.
Ve şüphesiz gördüklerimiz, sağlıklı yorum yapmamızı engelleyecek kadar yüzeysel…
YERİN KULAĞI VAR
AHKAM KESİYORUZ:
Şimdi sade bir vatandaşın yaptığı yorumları anlayabilirim de, yıllardır siyasetin içinde bulunanların ortada belli birşey yokken açıklamalar yapmasına anlam veremiyorum. Serdar Denktaş, “ortada harita olmasa bile Rumlara verilecek toprağı biliyoruz. Buralara 80 bin Rum gelecek” açıklamasını niye yaptığını bilen var mı? Ya bizim bilmediğimiz şeyleri biliyor, ya da bizim gibi o da ahkam kesiyor…
ALET OLUYORUZ:
Biz buradakilerine kızıyoruz ama, Rumların da bizden kalır tarafı yok. Her iki tarafta da olmadık haritalar, AB’nin dağıttığı sözde euro iddiaları gibi, türlü spekülatif haberlerle kafası zaten karışık olan vatandaşın, kafasını daha da karıştırmaya çalışıyorlar. Bu da, her iki taraftaki çözüm karşıtlarının ekmeğine bal sürüyor. Zaten onların da istediği bu değil mi..?
HOŞ OLMADI:
Hafta sonu düzenlenen “okuluma dokunma” mitingine iki bakanın katılması dikkatlerden kaçmadı. İnsanlar istedikleri eyleme katılma ve destek vermekte özgürdür ancak, bakan konumunda iseniz bunun geçerli bir nedeni olmalı. Hele de mahkemede olan bir konudaki eyleme katılmanız hiç doğru değil. Bunun bir siyasi baskı olarak değerlendirilebileceğini bilmeniz gerekirdi. Ha, geçen akşam çözüm istemiyle yürüyenlerle birlikte olsaydınız, bu eyleme katılmanızı da bir gerekçe olarak gösterebilirdiniz. Bence oy uğruna yaptığınız bu davranış hoş olmadı…
YETKİSİ YOK Kİ:
Türkiye Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Güney Kıbrıs’ta büyük kuraklık olduğunu söyledikten sonra, “Kıbrıs’taki doğal kaynaklar bakanı aradı. O taraftan da talep var. Bunu ne yapalım diye sordu. Hükümet meselesi, benim çözeceğim mesele değil. Onu pazartesi günü Bakanlar Kuruluna aktaracağım” dedi. Herhalde arayan Güney Kıbrıs bakanı değil, bizim Nazım Çavuşoğlu olsa gerek. Anlaşılan suyun mülkiyet ve işletmesinde söz sahibi olamayan KKTC; böyle bir talep karşısında da insiyatif kullanamamış. Ne yazık…
ÖLME EŞEĞİM ÖLME:
Dövizdeki dalgalanmanın nereye gideceğini gördükten sonra yapılabileceklerin değerlendirileceğini kaydeden Maliye Bakanı Denktaş, “dalgalanma durulduktan sonra duruma göre alınabilecek önlemlerin alınacağını” söyledi. İyi de, bu gidişle dövizdeki dalgalanmanın durulacağı yok gibi. Ondan sonra önlem alsanız bile kimsye faydası olmayacak. Vatandaş için, iş işten geçmiş olacak…
HAZIR MIYIZ?:
Ülkemize okumak için gelen üniversite öğrencilerinin sayısının 100 bine dayandığıyla övünüyoruz ama, kimse bu ülkenin şartları, alt yapısı buna müsait mi diye sormayı akıl etmiyor. Peki bu gelen öğrencilerin sorunlarıyla birlikte geldiklerini, bu sorunların var olan sorunlarımızı daha da artırdığını göremiyor muyuz? Ama öyle bir toplum olduk ki, para gelsin de nereden ve nasıl gelirse gelsin diyoruz. Her köşe başına bakkal gibi üniversitelerin açılması, eğitim kalitesinin yerlerde süründüğü hiç umurumuzda değil. Paragöz bir toplum olduk çıktık…
ZİRVEDEKİLER
Dr Salih Miroğlu ve Özker Özgür: Farklı siyasi görüşlerde olsalar da, farklı kulvarlarda koşsalar da, her ikisinin de ülkelerine olan sevgisi inkar edilmez bir gerçek. Her ikisi de demokrat, hoşgörülü ve kalpleri insan sevgisiyle dolu kişilerdi. Bugünkü siyasetçilerin onlardan alacakları çok dersler var. Siyaset dünyasının bugünkü seviyesizliğine bakarak, onları saygı ve özlemle anıyoruz…
DİPTEKİLER
Gerçek Dışı Propaganda: Hafta sonu İlahiyat Koleji konusunda düzenlenen eylemi tam olarak anlayamadık. İşin gerçeği, okulun müfredatı Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği müfredata uygun değil. Bunu da mahkeme teyid etti. Yapılması gereken, okul KKTC topraklarında ve Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde olduğu için, resmi müfredata uydurulması. Anlaşılan, veliler buna da karşı. Ama bunu söylemek yerine, “okulu kapattırmayız” propagandasına başvurmuşlar. Böyle bir şey mi var? Türkiye basını da hemen üstüne atlamış. Başlıklar “KKTC’nin Tek İlahiyat Kolejinin Kapatılması Girişimlerine Mitingli Tepki” şeklinde. Burası kimsenin babasının çiftliği değil. Herkes yasaya, kurala uyacak. Görmezden gelen Eğitim Bakanıysa, bu halk onu da deşifre edecek, yasaya dönmesini sağlayacak. Gerekirse yine mahkemeye gidilecek. Bu kadar…
































