Dün “birleşik” kelimesine ifadesiyle lök gibi oturan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunu anlattıktı. Ancak bu Cumhuriyetin güvenliğini sağlayacak bazı anlaşmalar daha yapıldıydı. “Garanti ve Askeri İttifak Anlaşmaları.”
Aslında Londra’daki konferans çok tartışmalı geçtiydi. Hani şimdilerde Cenevre falan diyor ve bir türlü sonuca gidilemediğinden yakınıyoruz; Londra’daki beterin beteriydi! Katılımcılar Türkiye (Adnan Menderes) Yunanistan (Karamanlis) İngiltere (Mac Millan) başbakanları ile Kıbrıs Türk halkını temsilen Dr. Fazıl Küçük Rum halkını temsilen de Makarios’tu.
BUNLARIN içinde en çok canı sıkılanın “Makarios” olduğunu söylemek bile abestir. O yıllarda koyu bir “enosis” yanlısı olan ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için Eoka’yı kurup adadaki İngiliz sömürge idaresine karşı terör hareketi başlatan iki üç kişiden biri ve başı çeken Makarios’tu!
Oysa Zürih Londra Konferanslarına giderken artık Enosis’in sadece hayali kaldıydı! Umulan çözüm ile sağlanmış olanı hem Kıbrıs Türk halkını “cemaat” iken “devlet” esamesine getiriyor hem de rüyasında görse hayra yormayacağı bir gelişme ile Türkiye’nin sadece adadaki garantisini değil, askerini de kabul etmek zorlunda kalıyordu!
İNANÇSIZLIK: Evet bir çözüm olmuş, “Kuruluş Anlaşması,” “Garanti Anlaşması,” “Askeri İttifak Anlaşması” ve “Anayasa”nın altına tüm taraflar imzalarını atmışlardı ama Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti Devletinin yürüyeceğine inanan azdı! İnanmayanlar arasında ben de vardım ve o günkü aklımla tartışırken “siz derdim cumhurbaşkanı Makarios’la yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ün anlaşabileceklerini mi sanıyorsunuz. İlk fırsatta kavga edecekler ne Cumhuriyet kalacak ne devlet!” Aslında tartışmalar daha imzalar atılmadan başladıydı. Rumlar onca kanlı mücadeleden sonra sonuçtan hiç memnun değillerdi. Türkiye’nin garantisine karşın Türkler de böyle bir yapı ile devletin yürüyeceğine inanmıyordu.
EOKACILAR: Zaten görünen köy de kılavuz istemiyordu. Şimdi “bizimkilerin” o günleri unutalım falan dediklerine nanik çeken bir tercihte Makarios peşin peşin 4 Eokacıyı bakan yaptıydı! Mesela Yorgacis’e içişleri Bakanlığını verdiydi. Neden? Hani 1963’de Akritas planı ile o “kanlı Noel” dediğimiz Türklere yönelik saldırılar başladıydı ya işte o planı yapanlardan biri “Akritas” kod adını da alan Yorgacis’ti!
Makarios KC’nin “Enosis” yolunu sürekli açık tutacak 15 maddelik Anayasa değişikliğini 21 Aralık 1963’deki “kanlı noel” saldırılarından kısa süre önce gündeme getirdiydi! İlk isteği “Cumhurbaşkanı ve yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ün veto hakkının kaldırılmasıydı!
Gerçekte bu “veto hakkı” hem Rum hem Türk tarafının başlarının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duruyordu bu nedenle devlet zaten çalışamıyordu!
BİR HATIRAYDI: “Kıbrıs Cumhuriyeti” geldi ve geçti! Acaba ilk çözümsel Türk-Rum anlaşması olarak mı kalacak tarihimizde, yoksa ikinci bir anlaşma daha mı göreceğiz! İşte hendek işte deve diyeceğiz de işte Cenevre! ********** UNUTTUĞUMUZ KARMA ZİRAAT! (İŞTE TÜTÜN!)
“Çözüme odaklandığımız için olmalı” demeyi isterdik ama sorun 42 yıllık! Araya sıkışan müzakereler de ayni sorunu beterince kronikleştiriyor! Sorun şu:
DEVLETİ kuramıyoruz çünkü kurgulayamıyoruz! Kurgulayamıyoruz çünkü ne olmamız gerektiğini düşünmek istemiyoruz! Bu nedenle uzun vadeli ve ilkeli planlar yapamıyoruz! Bunları yapamadığımız için de artık bir “köy” hayatından söz edemiyoruz!
GEÇEN gün Havadis’in manşetinde bir haber vardı. Karpaz Tütünü 13 yıldan sonra dünya pazarına çıktı” diyordu. Bense şöyle diyordum: “İşte karma ziraatın mucizesi!” Ki Güney hâlâ karma ziraat yapıyor, kekik bile ihraç ediyor dış ülkelere.
Kuzey’de ise kırsal kesim bitti! Belki yerine göre sebze meyve üretimleri yapılıyor ama geniş alanlarda arpanın ötesinde hiçbir şey ekilmiyor hatta çiftçiler kendi aileleri için bile! HATIRLAYALIM ama: Yıllar önce bugün tütün ekilen topraklara sısam, nohut, pamuk da ekiliyordu. Hayvan yemi olarak kullanılan burçak, viko, havetta… Köylü birinden kaybetse diğer üründen kazanırdı. Hiç kazancı olmasa kendi aile ekonomisine katkı sağlardı.
O ekimler ne zaman terk edildi bilir misiniz? “Kuraklık primi” icat edildikten sonra! Ki artık çiftçi üründen değil, kuraklık priminden kazanıyor!
SORUN ÇOK: Kırsal kesim boşaldı dedikti! Gençleri köylerinde tutmak amacında mı bilmiyoruz ama ev yapmaları için devlet arsalar dağıtıyor. Fakat evini yapan genç köyünde kalsa bile her sabah kentlerdeki devlet dairelerine taşınıyor hem de ne iş olursa olsun yeter ki adı memuriyet olsun! bir Zaten hepten üniversite mezunu olan gençler toprağı da tanımıyorlar, toprakta çalışmak da istemiyorlar!
Kısaca tarım kesimi de öteki sektörler gibi çözümsüz sorunların sarmalında tutun ki ancak devletin kamburuna tutunabildiğince var!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (VATANDAŞLIKLAR OLAYI NE OLA?)
Vatandaşlık verilmesi olayı artık haberlerin rutini haline geldi. Hemen her gün trafik, uyuşturucu, hırsızlık, vur kaç olayları gibi! Devlet vatandaşlık vermeye doyamıyor. Doyamadığı için de dikkat çekiyor! Nitekim son haber vatandaşlıkların verilmesini engelleyen “sabıka kayıtlarının” silinip onları da vatandaş yapmakmış!
Anlayamıyoruz! Ve mesela diyoruz: Bu vatandaşlıklar Rum nüfusuyla eşit duruma gelmemiz için mi? Yoksa artık tarihi açık seçik bilinen erken seçime mevcut iktidar partilerinin oy potansiyelleri olarak katılmaları için mi?
Hangisi olursa olsun! Üniversiteleri görüyoruz. Daha fazla öğrenci ve kaparozlanacak para derken öğrencileri ve topluma da bulaşan illegal olayları ile nasıl sorun haline geldiler!
Şimdi de “habire vatandaş yapılan insanlardan mı çekeceğiz Allah çektirmesin gayrı derken!
































