Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS BÖLGEDEN AZADE DEĞİLDİR: (KARIŞANI KARIŞTIRANI DA HER ZAMAN OLACAKTIR!)

Uzunca süredir Suriye’den kaynaklı bölgedeki savaş ve siyasi gelişmeleri de izleyerek diyoruz ki “Kıbrıs Güney’i Kuzey’i ile bu felâket dolu bölgenin dışında değildir.” Zaten  konum itibarıyla  tarihi boyunca da olmamıştır.
Dolayısıyle müzakereleri ve olası çözümü önce bölgedeki Kıbrıs’ın siyasi ve askeri konumu ile görüp değerlendirmek gerekir.  Çünkü çözüm  Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu’nun söylediği gibi “adadaki iki özne arasında Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında sağlanacaktır” yargısına sığacak  siyasi özelliğini  çoktan aşmıştır. Bunun somut ispatı da Burcu’nun geçtiğimiz günlerde Anastasiadis’in, “eğer Türkiye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmazsa biz de AB’ye vizesiz girme kararını veto edeceğiz” açıklamasına tepki göstererek  “hiçbir zaman dolaylı unsurların ana unsurun önüne geçmemesi gerektiğini” söylemesidir çünkü geçmeye başlamıştır!  Nitekim Burcu devamla şöyle diyor: “Sanki Kıbrıs sorunun çözümünü bir başka mecralarda başka şeylerle ilişkilendirerek yeniden düzenleme ortamı yaratılıyor gibi bir düşünce içine girilmemeli…” “Kıbrıs sorununun öznesi Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlardır…”
DOĞRUDUR: Barış Burcu’nun hemen ardından bu kez de Cumhurbaşkanı ayni doğrultuda bir açıklama yaparak şunları söylediydi: “Kıbrıs’ın çözüm yolu Brüksel’den değil, Lefkoşa’dan geçecektir. Çözüm sürecinde Kıbrıs Türk halkının devre dışı kalacağı bir durumu hayal edenler ancak hayal görürler…”
Tabi hayal edip hayal görecek olanlar Güney Rum liderliği olarak işaret ediliyor ve Anastasidis’in Kıbrıs sorunu üzerinden Türkiye ile didişirken “müzakereleri” olumsuz etkileyecek olaylar yaratmaması için (dolaylı) uyarıda bulunuyor…
Ne var ki 11 Şubat 2015’de masaya oturulurken her iki taraf da AB’nin müzakerelere direkt müdahil olacağını biliyorlardı. Nitekim oldu!       Artı istense de Türkiye ile Yunanistan’ı  en basitinden garantiler konusu nedeniyle sürecin dışında tutmanın mümkün olmayacağı da biliniyordu.
Artı: Rum’un Doğu Akdeniz’deki gazı nedeniyle Türkiye’nin müzakerelere ve sonuca bigane kalamayacağı da biliniyordu!
Artı: Güney’in İsrail, Rusya ve Mısır ile ikili anlaşmaları yanı sıra askeri tatbikatları nedeniyle bölgede Doğu Akdeniz’de baş rol oyunculuğuna heves ettiği de açık seçik ortadadır!
Artı. Suriye dolaylarından sıçrayacak bir kıvılcım Kıbrıs’ın başını da belaya sokar!
DEMEK İSTEDİĞİMİZ: Kıbrıs çoktan beridir yedi kocalı Hürmüz’e dönmüştür! Keşke “Türk ve Rum iki ana özneden ibaret olsaydı…”
Mümkün değil. Çözümden sonra da mümkün değil! Nitekim olası çözümde Kıbrıs Türk halkı Güney’deki Yunanistan’a tahammül etmek zorunda kalırken, Güney Rum’u da Kuzey’deki Türkiye’ye tahammül etmek zorunda kalacaktır! Çünkü çözüm olsa da ne Yunanistan çıkacaktır Güney’den ne Türkiye Kuzey’den! (Pekala o  tahammül gösterilebilinecek midir)
KISACA. Tüm bölgeyi de gözeten fonksiyonel bir çözüm  olmazsa, Kıbrıs’ta barış da olmaz zaten  varılan anlaşmayı uygulama fırsatı bile bulunamaz!                  **********      KKTC AĞIR VE AKSAK! (İŞLER YÜRÜMÜYOR!)
Özkan Yorgancıoğlu hükümetinde de bugünkü Kalyoncu hükümetinde de CTP  “iktidarla muhalefeti birlikte oynamaya devam ediyor! Kanında ve tabiatında diyalektiğin virüsleri dolaşırken başka türlü olmasına da imkân yoktur.
Fakat bir gerçeği fark etmemek  mümkün değildir. Müzmin CTP muhalefet partisinden iktidara taşınan milletvekilleri, kısa süre sonra görüp anlayıp öğreniyorlar ki “Türkiye ile ikili ilişkiler çok önemlidir. Hatta önemli ne kelime elzemdir de!” Tabi böylesi ikrara varmalar, henüz partide iktidarın  makam ve ikballerine kavuşmamış  olan “kaşarlanmış CTP militanlarını ırgalamaz! (Bak, su sorununa!)
Yukarıda çağrışımını es geçemeyeceğim için yazdıklarım “Türkiye’nin dengesinin bozulması bizi zayıflatır”  diyen Başbakan Kalyoncu’nun söylemi dolayısıyladır. Çünkü kim iktidara gelirse gelsin Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığını sürdürmesi için kesinlikle Türkiye’nin her türlü “yardımlarına” ihtiyacı olduğunu görüyor.. Ha bir kesim yahut türlü çeşitli kesimler (ki şimdilerde bazıları AB’nin yuroları ile besleniyorlar,) ortalara atılıp  “Türkiyesiz de olabiliriz” diyebilirler! Oysa çözümden sonra bile olamayacağız!
HATIRLATMAK İSTEDİĞİMİZ: 2016-18  yıllarını kapsayacak Mali Ve Ekonomik Protokolün ne durumda olduğunu bilemiyoruz. Son günlerde “bomba var” diye bavul çanta patlatmaktan fırsat bulup olagelen temasları izleyemedik! Ancak bu protokolden başlayarak “çözümü de kapsamına alacak” bir hazırlık ve “yeniden yapılanma” dönemine girebilmeliyiz? Çünkü artık  yüzümüz bile kızarmıyor çok ama çok ayıp ediyoruz!        Mesela Yol değil  mi yol! İki  üç kilometrelik olanını bile yapamıyor, trafikte yarattığı tehlikesini izale edemiyoruz!
Ve mesela: Kaç gündür ortalıkta bir haber dolaşıyor. Doğa Okulları yani DAİ ve DAK’ın hisseleri Türkiye’de Nişantaşı Üniversitesine devredilmiş! Henüz  doyurucu bir açıklama yapılmadı. (Bekliyoruz!) Fakat her kafadan bir ses çıkıyor ve bu sesler de açıklama olarak kabul ediliyor! Yani kimse ne olduğunu bilmiyor!
Bu ne demektir bilir misiniz? Memleketin “denetim mekanizmaları” çalışmıyor!
Bu ne demektir? Kıbrıs Türk halkı kendini yönetemiyor!
Ne demektir? Kıbrıs’ta siyasi irade yoktur! 
BÖYLESİ DURUMDA: Galiba artık KKTC’ye “öyle yeniden yapılanma” denecek “reformlar” yetmez! Olacaksa Fransız Devrimi gibi olmalı! Yıkacan yakacan yeniden yapacan!
     **********
KISACA TAKILDIĞIM:  (MEMLEKETİN AHVALİ!)           Ne diyorduk? Kuzey Kıbrıs “lalezar” değildir! Ne bölgeden ne de dünyadan tecrit edemezsiniz! Hele 10’u aşkın üniversite açıp  Afrika’dan Asya’dan, Türkiye’den öğrenci gelsin diye yollara düşer sonra da “en büyük biziz” reklamına başlarsanız işiniz bitiktir!
Memleketi “üniversite çöplüğü” yaptık diyor KTÖS. Yalan mı? Bir iki “üniversite” dışında ciddiye alınacak bir teki yok! İki üç odadan ibaret olanı bile var!
Geçen gün Havadis gazetesi konuşturduydu Afrikalı bazı öğrencileri. Çocuklar yollarda bellerde tecavüze uğradıklarını, taciz edildiklerini iddia ediyorlar! Tabi onların arasındaki bazıları da trafik teröründen uyuşturucu ve ötesi tüm pisliklere burunlarına kadar  batmışlar derken,  DAÜ’de bir de Kürtler Ülkücüler arbedesi kopuyor!.. Bu memleketi gerçekten yönetiyor  muyuz?