Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ketumiyet! (Eski alışkanlıktı, şimdi Akıncı’yı da sardı!)

Nedense “Sn. yöneticilerimiz” seçim öncesi bildirgelerindeki şeffaflık gibi vaatlerine karşın seçilip göreve başladılar mı ketum olurlar. Bir iki nedeni olmalı:  “Ya siyasi misyonlarını halkın ilgi odağı haline getirmek, yahut   “gizlilik örtüsü” altına sığınıp “çok önemli ve büyük işlerin politikacısı oldukları” izlenimini vermek…
Bu huy Rahmetlik Denktaş’ta da vardı. Öyle sanıldığı kadar şeffaf değildi aksine sırlarını ortaya atarken hem zamanlamayı iyi kullanır hem de muhataplarını boş böğürlerinden vururdu!
Sn. Akıncı’dan söz edecektik. Ortalara bir iki laf attı arada bir iki önemsiz haberi ayazlandı ve geçip gidiverdi.  Fakat maşallah sözcüsü Barış Burcu’nun dili makas! Her halde o da “hazır  Akıncı rölantiye yattı” diyerek yerini doldurayım gailesine düştü ama her lafı memleketi hop kaldırıp hop oturtuyor!
İNSANLARI HUZURSUZ ETTİLER: Doğrusu Eroğlu da ketumdu! Fakat çok konuşmaz, uyarı nitelikli laflarla halkın beklentilerine taş koymazdı!  Zaten Eroğlu’nun siyasi misyonunu bildiğimiz için Anastasiadis’in aşırı isteklerini geri çevireceğini de bilirdik.
Sn. Akıncı öyle yapmadı. Halk zaten Annan planından kalma görüş ayrılıkları içindeydi, Sn. Akıncı “imalı lafları”  ile o ayrılıkları beterince azdırdı!
  Önce ortalara “bu çözümün sonucu çok pahalı”  olacak yollarında laflar attı! Ardından “Zaten geçmişte de  Rum’a ödünler verildiydi”  dedi ve bugün  verileceklerin  “merakını” ateşledi! Bunlar yetmedi sanki kıyamet gününü haber verirmiş gibi   “sıra geldi mülkiyete”  dedi! Ve tatile çıktı! O günden beridir insanlar  “kavga eder gibi mülkiyet konusunu”  tartışıyorlar! Şöyle ki:            TATSIZ GELİŞME: İlk kez bazı  insanlarınız bu  kadar açık seçik “Rum halkının hakkının,  hukukunun nasıl yendiğinin,  1974’te kendilerine nasıl ezgi cefada bulunulduğunun sözcülüğünü yapıyorlar! Olay o kadar büyüdü ki çok kısa sürede sosyal medyayı da kullanarak  sanki Rumların avukatlarıymışlar gibi “davacı” konumuna soyundular! Bu olay “devlet” olma mücadelesi yapan Kuzey’in karinesini nasıl etkiler  bilmiyoruz ama Sn. Akıncı’nın ketumiyeti ile imalı açıklamaları doğrusu ya Kıbrıs Türk insanını hiç de olumlu etkilemedi!         

  **********     

Dört sorun: (Çözemezsek ayvayı hep beraber yiyeceğiz!)
Turlarla KKTC dışına tatile gidip gelen tanıdıklarla konuşuyorum. Özellikle AB ülkelerine gidenler anlata anlata bitiremiyorlar. Mesela ailemden  bazı insanlar İspanya’ya gitmişler. Hatta  Barselona’da son Kupa maçını da izlemişler, anlatıyorlar:       “İnsanlar hep gülüyorlar.  Eğer taksi dört kişilikse ne yapıp etseniz kanun gereği beşinciyi katiyen almıyorlar. Ve o taksiciler de gülüyorlar, konuşurlarken sizi de güldürüyorlar. Yollar tertemiz. Nizam, intizam, yollarda insanların birbirlerine saygısı sevgisi görülmeye değer…”
Anlatıyorlar ve ekliyorlar: “Dönmek için uçağa girdiğimizde “yine mi o ah vahların, battık mahvolduk sesleri yankılarının bitmediği, kötümserlikle şikâyetlerin tavan yaptığı hır gür memlekete gidiyoruz” diyerek üzüntü duyuyorduk!”  Keza Yunanistan’a gidenler de ayni duygularla dönüyorlar KKTC!  Ki hem Yunanistan hem İspanya ekonomik yönden bataktadırlar.
YA BİZ?  Tabii yel yepelek yaşantıların gülen, gülerken seven  ve sevinen insanları da vardır güne eza cefa ile başlarken kahrolan insanların hayatları da vardır!    Fakat bakıyorum da artık Kıbrıs Türk halkı fena halde kederlidir!  İnsanlar sorunlarını birbirlerine anlata anlata memlekette büyük bir “sorunlar birliği” oluşturacak sosyal örgütlenme yarattılar. Fakat bir yandan da durumlar gerçekten vahim:
DÖVİZ VURGUNU:  Eğer bir süre daha devam ederse hatta yılbaşından bu yana yüzde 27 oranındaki değer kaybı yüzde yirmilere bile gerilese, KKTC bu vurgunu kaldıramaz batar!  Henüz vurgunun başındayız ve maalesef ne Hükümetin ne de   Merkez Bankası’nın  da yapacak bir şeyi yoktur! Bu durumda gülebilir misiniz?
BORÇ SORUNU: Güngünden hem kişisel hem de “müesseseler” kaldıramayacakları borçlarının yükü altında yeni bir finansal krize girmeye başladılar. Kredi kartları olayın en vahim göstergesi! Buna karşılık ekonominin çarkları dönmüyor! Bu durumda gülebilir misiniz?
KAMU HİZMETLERİ SORUNU. Artık iktidara gelen her hükümet programına öncelikli olarak  “Kamu Hizmetleri Reformunu koyuyor.”  Ancak gerçekleştiremeden gidiyor! Çünkü tüm “yapısallığı”  ile kangren oldu!  Sayesinde “devlet” de çalışamıyor  “kurumları” da! Halka hizmet ise sıfır noktasında! Zaten bu kısırlıktır ki “iyileşecek” denen devlet gitgide daha çok hasta oluyor! Bu durumda gülebilir misiniz?
VE KURUMLAR SORUNU: İster özel ister devlete ait sektörler olsunlar! Eldeki Anayasa ile mevcut yasalara karşın  “yasasız intizamsız” çalışıyorlar daha doğrusu çalışmıyorlar! Her biri devlet içinde ayrı bir otorite olmuş! Laf dinlemiyorlar! Bu durumda gülebilir misiniz?
BU DÖRT SORUN: Şu anda KKTC’nin başını yiyeceğe benziyor! Bu sorunlara siyasi çözüm olayını ve spekülasyonlarını da eklediniz mi tam zamanıdır söylenirsiniz:
“Ha babam ha yürümez at, bir yudum su vermez evlat, bir de kötü oldu mu avrat, ölümü nideceksin gir ağla çık ağla…
    **********
Kısaca takıldığım: (Hele şu Slovakya’ya bakın!)

Bilirsiniz yirmi yılı aşkın süredir önceleri Çekoslovakya ardından Slovakya Büyükelçileri Kıbrıs’ta barışa katkı koymak için Tük ve Rum Siyasi partileri ile rutin olarak toplantılar yapmaktadırlar. Ki bir zamanlar Çekoslovakya federasyonu idiler el sıkışarak ayrıldılar iki ayrı devlet oldular. Kıbrıs da Slovakya’nın payına düştü.
İşte bu Slovakya Orta Doğu’dan AB’ye göç edenlerden  200 binini alacaktı ama şimdi şart koşuyor: “Müslümanları almayız, Hristiyan olanları alırız!” Neymiş sebebi? Ülkede cami yokmuş! Ne bahane!
Kıbrıs’ta Türk Rum, Müslüman Hristiyan iki ahaliyi  “birleştirmek için”  deli divane olan Slovakya söz konusu kendi ülkesi olduğunda “Müslüman”  ayırımı da yapar “ırk” ayırımı da! İşte Avrupa işte  Slovakya!