Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Keşke yaşasaydın Raif…

 

Ülkede son 40 yılda, siyasetin ve doğal olarak yönetimin hızla yozlaştığına şahit olduk.
Sanırım şu anda da zirvesindeyiz…
Neden yozlaşmanın zirvesindeyiz, çünkü dibe vurduk.
Artık kısık sesle de olsa bundan kurtulmanın çarelerini aramaktayız.
Sevgili dostum, kader arkadaşım Raif Denktaş’ı kaybedeli bugün 29 yıl oluyor…
“Aydın” kelimesinin bence tam anlamı, endişe duyan insandır.
Ve bence tam da Raif’i tarif eden bir tanımdır…
Ülkesi için, halkı için, gelecek için, her bir insan için kaygı duyan, endişelenen bir insandı Raif.
Hükümetlerin yanlışları onu çıldırtırdı. Çareler arardı. Bunları sürekli yazar, yayınlar, herkesin de kendisi gibi endişe duymasını isterdi. Umursamaz insanlara, kendi gündelik çıkarından başka bir şey düşünmeyenlere sinirlenir; “Bak neler oluyor, sen neyin derdindesin” derdi.
Öyleleriyle de yakınlık kurmazdı zaten…
Aklımda birçok kare var…
Lokmacı’da elinde Thomson nöbet beklerken…
Surlariçi’nin arka sokaklarında ihtiyaçlı insanlarla bir arada, cebinde ne varsa onlara verirken… Masasında aynı anda bir kaç kitabı birlikte okuyup, notlar alırken…
Yüksek sesle eleştiriler yaparken…
Kalabalık sosyal ortamlarda sıkılırken…
Geceleri, evdekileri rahatsız etmesin diye, sokak lambasının altında kitap okurken…
Ve tabii yeni besteler yaparken…
İdeolojik yolculuğa birlikte çıkmadık. O belki de yaşadıklarının bir sonucu aşırı milliyetçi uçlarla yakınlık içindeydi bir dönem. Ama sonra; yıllar geçtikçe, okudukça, yaşadıkça ciddi bir evrim geçirdiğine tanık oldum…
Kendini sosyal demokrat olarak tanımlardı. Öyleydi de. İnsan sevgisi, memleket sevgisi onu ideolojik temeli de olan, gerçek bir sosyal demokrat yapmıştı. Sosyal devlete, sosyal adalete inanırdı. Haksızlığa tahammülü yoktu…
Son yıllarında, yönetim sistemleri üzerinde kafa yormaktaydı. Konuya ilgisi olan gençler, Kurucu Meclis’te Anayasa hazırlıklarında yaptığı konuşmaları Meclis’ten bulup okumalılar.
Keşke yaşasaydı. Keşke düşündüklerini hayata geçirecek olanağı bulabilseydi.
Bir insan bir ülkenin kaderini değiştirebilir mi..?
Hem de nasıl. Örneklerini son 30 yılda pekala gördük…
Keşke bu ülkenin kaderi, Raif ve Raif gibilerin elinde şekillenseydi. Buna çok ihtiyacımız vardı…
Kendi kurduğu Yurtsever Aydınlar Birliği’nin yayın organı Arayış Gazetesi’nde 5 Kasım 1982’de yayınlanan Quo Vadimus (Nereye Gidiyoruz) başlıklı yazısında bakın ne diyor:
“Demokrasiyi gerçekten özümlemesine fırsat verilmeyen toplumların bireyleri, kendini katmalar arasındaki ekonomik uçurumlardan faydalanan siyasilerin ağına düşmekten koruyacak bilinç düzeyinde değildir. Gerçekte bu düzeye ulaşması, ister sağda, isterse solda olsun politikacıların pek arzuladıkları ya da amaçladıkları bir husus değildir. Oysa ulusal varlık, ulusal bütünlük kadar gereklidir ve demokrasi, her şey olmakla birlikte, belki de yalnızca fertleri birbirine düşman etmemeyi amaçlayan bir uzlaşı rejimidir.”
Nur içinde yatsın…

YERİN KULAĞI VAR
BAŞKANLIK MI?:
Kudret Özersay diyor ki: “Bizim ülkemizde siyasi partiler öyle bir yapı içindedirler ki, maalesef ülkede adam kayırmacılık olmaksızın, particilik olmaksızın birisinin hakkını alabilmesi çok mümkün değil. Bunu kırmanın yolu gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız bir devlet başkanından geçer diye düşündüğümde ve buna samimiyetle inandığım için adaylığı gündeme getirdim.” Aynen öyle, partili değilsen, ağzınla kuş tutsan diğerleriyle eşit haklara sahip olamazsın bu ülkede. Şimdilik var olan sistemde cumhurbaşkanının bunu ortadan kaldırmaya yetkisi yok. Ancak başkanlık sisteminde mümkün. Acaba Özersay bunu mu demek istiyor..?

AH BU SEÇİMLER:
Daha birkaç ay önce randevu almak için aylarca bekleyen kurumlara, ne hal ise bugünlerde adeta randevu vermek için sıraya giriyor siyasilerimiz. Önceleri zar zor randevu alanlar, şimdilerde krallar gibi karşılanıyorlar. Bir süreliğine bile olsa, sorunlarını dinleyecek makam bulanlar, bu işten oldukça memnun. Ah bu seçim yok mu, bu seçim? Birilerini gökten yere indiriyor…

AYAKLAR MASADA:
CTP milletvekili Biray Hamzaoğulları, “Meclis’te ayakları masada olan memurlar gördük” dedi, bu açıklama nedeniyle greve giden Mec-Sen üyeleri, Hamzaoğulları’nın özür dilemesini talep ederek Meclis’in toplanmasını engelledi. Olmaz demeyin, burası KKTC, olmayacak olayların yaşandığı bir ülke…

KEMERLER SIKILACAK:
Yeni yılla birlikte hem hükümet, hem de vatandaş kemerleri biraz daha sıkacak. Fuzuli harcamalar minimuma düşürülürken, bütçe dışı harcamalara da izin verilmeyecek. Sendikalar şimdiden eylem hazırlıklarına başladı bile. Hani bu ülke bizimdi, biz yönetecektik?

HARCAMA REKORU:
Hükümetin maaşları ödemesiyle birlikte hem çarşıda, hem de trafikte izdiham yaşanıyor. Önümüzdeki hafta alacakları 13. maaşın rahatlığıyla da harcamalarında sınır tanımayan tüketiciler, önlerindeki uzun Ocak ayını düşünmek bile istemiyorlar. Vatandaş, “Varsın yılda bir gün bile olsa, rahat harcama yapalım” diyor… Bu resmen bir harcama çılgınlığı…

BİR HAFTALIK DA OLSA:
Her yıl olduğu gibi bu yıl da vatandaş umudunu piyangoya bağladı. En az bir hafta büyük ikramiyenin hayali ile yaşayacağız. Evler, arabalar, seyahatler ve daha neler neler. Ama sonuçların açıklanmasıyla birlikte kurulan hayaller bir balon gibi sönecek ve yeni umutlar yeni bir yıla ertelenecek. Bir haftalığına bile olsa, güzel hayaller kurmak bile insana iyi geliyor…

ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: Olaylara yaptığı ilginç ve esprili yorumlarıyla dikkat çeken CTP Milletvekili Ferdi Sabit Soyer’in son tweet’i de hayli ilginçti. “Bir hiç uğruna Kıbrıslılar yorganı da döşeği de yakmanın ustasıdır. Barbaros’un görevi bitiyor. Kıbrıs Rum tarafı da gaz bulamadı. Maşallah bize. Onca para, papara ne içindi. Bir hiç uğruna yazık…”

DİPTEKİLER
Biray Hamzaoğulları: Milletvekili dokunulmazlığının, insanlara çamur atma yetkisi vermediğini öğrenecek… Üstelik de hep birden töhmet altında bıraktığı kitle; çatısı altında çalıştığı Meclis’in, kendisi de dahil tüm milletvekillerine hizmet veren çalışanları… Mec-Sen’in dünkü eylemi umarım bu dersi almasına yardımcı olmuştur…