Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kendinizi Kıbrıslı hissetmediğiniz için…

Kendini Kıbrıslı hissetmeyenlerin ve adada bulunma nedenlerini bir “ülküye” bağlayanların, Kıbrıs sorununun geldiği aşamadan rahatsız olmaları son derece normal…

Mesela nüfus konusu…
Şu anda, nüfus oranı, 1 Kuzey Kıbrıs vatandaşına, 4 Güney Kıbrıs vatandaşı olacak şekilde…
Gelinen aşamada liderler bir prensip kararına vardılar…
Dediler ki, “Yeni devlet hayata geçtiği gün Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlara oranının 4’te 1 olması ve yeni devletin Yunanlılar ve Türklere vereceği vatandaşlıklarda 4’e 1 oranını koruması gerekiyor… Adanın tarihsel demografik yapısının ve Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki dengenin korunması esas amaçtır…”.
Bunda anlaşılmayacak ne var?
Bunu oraya buraya sündürmenin manası nedir?
Vatandaşlık konusu hassas bir konu…
1974 sonrası, Kuzey’de oluşturulan nüfus politikası, birçok siyasetçi tarafından istismar edilmiş…
Hak edene de, hak etmeyene de vatandaşlık dağıtılmış.
Oysa bu ada, “kendine has bir demografik” yapıya sahip.
Buna saygı duymuyorsanız zaten, ne yapılmaya çalışıldığını da anlamanız beklenemez…
Aslında, ortaya konulan 1’e 4 formülü, Kıbrıs Türk nüfus yapısının adada artan nüfus karşısında erimesini de önlemek için orada…
Ama, bizdeki kafatasçılara sorsanız, KKTC nüfusunu 6 ayda 1 milyona dayayacaklar…
Şu anda KKTC nüfusu 296 bin…
Kıbrıs Cumhuriyeti nüfusu ise 1 milyon civarında…
Bu da ne demek?

Şu anda, halihazırda cebinde KKTC kimliği taşıyanlar,  nereden geldiğine, kökeninin ne olduğuna bakılmaksızın, çözüm ile birlikte federasyonun vatandaşı olacak…
Burada yapılması gereken, “ne yapılmaya çalışıldığını” anlamaktır.
Ben bakınca, iki liderde samimiyet ve iyi niyet görüyorum.
Çünkü, bu sorunun artık çözülmesi gerektiğini düşünüyorum…
Bu belirsizliğin ortadan kalkmasını istiyorum…
Çocuklarımın uluslararası hukuka dahil bir kamu yapısı içerisinde, hak ve adalet temelli yaşamasını istiyorum.
Kafamın arkasında ülkü yok…
Ayin- oyun yok…
Elbette herkesin içinde endişeler olabilir.
Ama, yapılanları gördükçe…
Bir lafa, bir de adama bakarım…
Sonra da “neyi neden söylediğini” anlarım…
Anlamaya çalışırım…
Siz de öyle yapın…
Bir lafa bakın, laf mı diye, bir de söyleyene bakın, adam mı diye?
Aksi durumda…
Adam gibi endişelerini dile getirenlerle, bu statükodan nemalanmak isteyenler arasındaki ayrımı yapamayız…

***
Mülkiyet… Mülkiyet… Mülkiyet…

Kıbrıs sorunu ile başladık…
Öyle de devam edelim…
Liderler, bugün…
Tam da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde bir araya geliyor…
Yaz arasının ardından, ilk görüşme.
Bu nedenle BM de bu görüşmeye ciddi bir önem yüklüyor.
Liderler, altı başlık atında görüşüyor Kıbrıs sorununu…
Yönetim ve Güç Paylaşımı, “Dönüşümlü Başkanlık” dışında, halledildi.
Ki bana göre, “Mülkiyet”ten de daha önemli olan konu bu…
Yönetim nasıl olacak?
Kurumlar içi paylaşım nasıl olacak?
Sistem nasıl yönetilecek?
Yargıda, denetimde, icrada Kıbrıslı Türk ve Rum hangi oranda olacak…
Esas konu bu aslında.
Mülkiyet, “uzlaşması en zor” konu…
Neden?

Çünkü maşlın sahibi var…
Bir de 41 yıllık kullanıcısı…
Verilecek köyler var…
Mallarının üzerine inşaat yapılanlar var…
Var da var.
Mülkiyette “adil bir paylaşım metodu” ortaya çıkarsa, gerisi kolay…
Bunun için de teknik ekipler, “kriterler” üzerinde duruyor.
Taraflar kurulması öngörülen Mülkiyet Komisyonu’nun mülkiyet konularını çok kısa vadede çözebilecek etkin bir yapıda olması konusunda çalışıyor. Bu da çok net kriterler sayesinde olacak. Kriterler görüşülmeye henüz başlanmadı.
Mal kategorileri oluşturuldu. Örneğin toprak düzenlemesine tabi olacak bölgelerdeki mallar, kullanılmayan bölgelerdeki mallar, Kıbrıs Türk kurucu devletindeki Rum malları gibi…
Yani, bulunacak kriterlerle, hangi malın ne olacağı kendiliğinden ortaya çıkacak.
Sorunun ana nedenini mülkiyet oluşturuyor.
Liderleri, önümüzdeki 3 ayı buna harcayacak.
Rum Lider Anastasiadis, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de kararı ile “kullanıcının da hak sahibi olduğunu” kabul etti.

Bu müzakere masasında bir devrim aslında…
Sorunun çözümünü kolaylaştıran, Kıbrıslı Türklerin de lehine olan bir metot…
Tıpkı, Güney’de Türk malı kullanan Rumların lehine olduğu gibi…
Aralık ayına kadar, mülkiyette bir sonuca varılırsa, Nisan-Mayıs 2016’da referandum…
Geriye ne kalıyor?
Yönetim ve güç paylaşımı tamam…
Toprak mülkiyete bağlı…
AB tamam…
Ekonomi tamam…

En son görüşülecek konu ise, güvenlik ve garantiler.
Onu da bir zahmet “Yunanistan-Türkiye ve İngiltere” çözecek artık…
Mülkiyet konusunda, “ganimetçiler” kadar, mağdurlar da düşünülürse, sorunun çözümü hiç de zor değil.
Takas- tazminat da devreye girince…
Adil bir “ortak düzen” kurmak hiç de zor olmayacak…