Hatırlarım da, eskiden doğru dürüst yolumuz yoktu, şimdi şükür olsun dört şeritli yollarımız var ama bir türlü kazaların önünü alacak beceriyi gösteremedik. O yollara milyonlar dökerek lambalar diktik, ama sürekli yanmalarını sağlayamadık. Elektrik Kurumu da, belediyeler de boğazına kadar borç içinde, yollar yine karanlık…
Küçücük belediyelerimiz vardı, Allah için hiç bir sorunu da yoktu. Büyüttük, koca koca binalar yaptık, içine ağzına kadar insan doldurduk, şimdi bırakın hizmet vermeyi, çöp bile toplayamayacak durumdalar…
Ne denizi, ne dağları, ne ağacı, kısaca çevreyi koruyabilecek önlemleri alamadık. Her yıl yeni yeni felaketlerle mahvettik, bitirdik…
Asla gerçek anlamda bir ekonomik planlamamız olmadı. Sadece maliyecilik yaptık. Bir KKTC envanteri bile çıkartamadık. Devlet, kurumların, sektörlerin planlamasını ve koordinasyonunu yapan bir organizmadır. Düzeni sağlayacak adam gibi yasalar çıkartması gerekir. KKTC’de ise ne yazık ki 40 yılda var olan düzen de yerle bir oldu…
Sektörler, sektörler dedik de batmadık, batırmadık sektör bırakmadık. Ama sırasında işimize geldiğini de adamakıllı kayırdık… Kaçağın, kısa yoldan köşe dönmenin yeri oldu KKTC. Birileri zengin olurken, devlet tüm kurumlarıyla iflas etti…
Türkiye’nin gerek alt yapı, gerekse cari bütçe için verdiklerine, kendi küçük üretim kapasitemizi de eklesek, bırakın Güney’le rekabet etmeyi, Monaco’yu çoktan geçmemiz gerekirdi. Düşünün ki bu Türkiye’nin KKTC’ye yaptığı yardımlar onlarca yıldır devam ediyor. Bizim ölçeğimizde bir ülke için inanılmaz bir kaynak… Bu para, doğru, iş bilir, dürüst yönetimlerin elinde olsa, zamanın Maliye Bakanı Tatar’ın dediğinden “uçardık” resmen. Ama biz uçamadık, aksine tepetaklak yere çakıldık…
Zaten esas sorun da burada yatıyor. Yıllardır hibe olarak gönderilen kaynakların kaçta kaçını kalkınma için kullandık, kaçta kaçını bir sonraki seçimleri kazanma adına ona buna dağıttık dersiniz…
Vatandaş olarak daha iyi bir yönetimi istemek, daha güzel bir yaşamı arzulamak en doğal hakkımız. Ama şikayet etmekten başka ne yaptık? Ancak ne gariptir ki, yıllar yılı bu kaosu adım adım yaratanlar da en az bizim kadar şikayetçi… Ama şuna cevap verin, o insanları yine biz seçmedik mi..?
Kızmaya sinirlenmeye hakkımız yok şarkıdaki sözler gibi, “Kendim ettim, kendim buldum, gül gibi sarardım soldum, eyvah ki ne eyvah…”
*****
Okullarımız çok iyi!..
Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu, “Bizde kötü okul yok iyi ve çok iyi okul vardır” diyor. Sayın Bakan çok iyimser. Onun gibi düşünebilmek için neresinden bakalım acaba? ÖSYM’de sınava giren öğrencilerden bir üniversiteye yerleşebilenlerin oranı sadece yüzde 41. Bu nasıl bir başarı?
Orta dereceli okullarda öğretmen açığı 102. Açılan kadro sayısı 40.
İlkokullarda ise, 40 öğretmene ihtiyaç varken, açılan kadro sayısı 10.
Ağustos ayı itibarıyla, tamir bekleyen 50 ilkokul okul vardı. Bakan, tamiratların hızlandırıldığını söylemekle birlikte, eğitim yılına yetişmeyeceğini de ima ediyor, “Tamiratlar eğitimi etkilemeyecek” diyor…
Okullarımızın durumunu, müfredatla ilgili şikayetleri hepimiz biliyoruz. Eğitimin laçkalaştığını tüm veliler söylüyor. Zaten rakamlar da bunu gösteriyor. Öte yandan Türkiye’deki devlet okullarını da TV’lerden görüyoruz. Köy okullarının ekipmanı bile bizimkilerle mukayese edilmeyecek kadar ileri.
Eğitim sistemimizin geri kalmışlığının başlıca nedeni aslında bütçe. Yeterli kaynak ne yazık ki ayrılmıyor. Öyle olunca da, gelen giden bakanlara, iyileştirmek yerine, mevcudu idame ettirmek düşüyor…
Arabacıoğlu çıkan haberlerin abartılı olduğu fikrinde. Ama işte durum ortada. Okullarımız çok iyiyse, neden insanlar bu kadar para döküp, özel okulları tercih etmekteler. Neye göre çok iyi anlayamadık. Bir yerde bir yanlış var demek ki.
İşin kötüsü sayın bakan, halihazırdaki durumdan çok memnun…
YERİN KULAĞI VAR
SU SORUNU BAKANLAR KURULUNDA ELE ALINMALI:
Aylardır yazıyoruz, “eldeki su bitmek üzere, bir program çıkartın, tamamen susuz kalacağız” diye. Nasıl olsa Türkiye’den su gelecek rahatlığıyla kimse kılını kıpırdatmadı. İşte Lefkoşa ve Gazimağusa susuzlukla karşı karşıya. Lefkoşa Belediyesi, hem arıza olduğunu, hem de, suyun azaldığını, bölgelere ne kadar su verileceğinin belli olmadığını açıkladı. Durum, acil ve sert tedbirler gerektiriyor. Ve hatta belki de ağır yaptırımlar. Malum, Akköprü Barajı da su tutmadığına göre, Türkiye’den bir kaç ay sonra su gelmesini beklemek de hayal oldu. Bu iş Su Dairesi’ni falan aşmış durumda. Bakanlar Kurulu’nun konuyu ciddiyetle ele alması şart…
HENÜZ ÇALIŞMA YOKMUŞ:
CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, Türkiye’den gelecek suyun nerede ve nasıl kullanılacağı konusunda henüz bir çalışmanın yapılmadığını söyledi. İyi de suyun adaya gelmesinin eli kulağında, üç aşağı beş yukarı tarih belli. Hala daha neyi bekliyorlar anlamadım. Hani hükümet tüm önlemleri almış, planlar yapılmıştı? Çevre Bakanı’nın yaptığı açıklamalar, toplasanız, kitap olur. İşimiz gücümüz hava civa…
İLLE BİR ŞEY Mİ OLMASI GEREKİR:
Dikkat edin, ne zaman ülkede ciddi bir olay, ölümlü bir kaza yaşansa, hemen ardından ülke çapında “huzur operasyonlarına” başlanıyor. Bu tür operasyonları yapmak için ille de bir şeylerin olması mı gerekir, sürekli denetleyip kazaların yaşanmadan önlenmesi bu kadar mı zor?..
ÇOCUKLARIN SUÇU NE:
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu, Kamu Hizmeti Komisyonu’nun, öğretmenlik sınavlarını okulların açılmasından sonra yapmasından dolayı, sıkıntı yaşanabileceğini dile getirmiş. İyi de bunun suçunu çocuklar mı çekmeli, Programın daha önceden yapılması ve eğer sorun varsa önlem alınması gerekmez miydi?..
BOŞUNA UĞRAŞMAYALIM:
Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis, “Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinde Kıbrıs Türk ile Kıbrıs Rum tarafları arasındaki görüş ayrılıklarının büyük olduğunu ancak çaba gösterilmeye devam edilmesi gerektiğini” söyledi. Bizimkilerin de pek umudu yok gibi. Durum böyle ise, sırf “dostlar alışverişte görsün” misali ısrarla bu görüşmeleri sürdürmenin anlamı kalmadı demek ki. İyisi mi çıksınlar, “bu iş olmuyor, herkes başının çaresine baksın” desinler, biz de boşuna heveslenmeyelim…
ZİRVEDEKİLER
Ünal Akifler: Ekonomist Akifler, kayıtsız işçi sorununun haksız rekabete yol açtığı için işverenleri “sahtekar davranmaya” ittiğini belirterek, “Kayıtsız işçi çalıştırmak, dürüst çalışan iş yerlerinin de yoldan sapmasına neden oluyor. Artık öyle bir ülke haline geldik ki sistem maalesef insanları dürüst olmamaya zorluyor” diyor… Yasalar, tüzükler, denetimler… Alın size yeni hikaye.
DİPTEKİLER
Denetimsizlik: Kermiya’daki yoldan kasisleri kaldıran ihmalkarlık, inşaatlarda da sürüyor ve göz göre göre canlar alıyor. Girne’de çok katlı binaların yapımı hız kazandı. Ancak meslek örgütleri, bu tür inşaatların, geleneksel yöntemlerle yapılamayacağını, yeni teknikler kullanılması gerektiğini söylüyorlar. Nitekim, geçtiğimiz gün yaşanan ve bir gencin ölümüyle sonuçlanan çökme olayı, uyarılara rağmen göstere göstere meydana gelmiş. Oda’ların sözünü ettiği “Mesleki Hizmet ve Denetim Tüzüğü”nün derhal çıkarılması, inşaatlar sürerken de denetim yapılması gerekiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Gürpınar, önümüzdeki hafta üçlü denetim için harekete geçeceklerini söylüyor. Umarız lafta kalmaz.
































