Köşe Yazarları

Kendi kendine konuşmalar

Ece Uslu yazdı...






Tam orası, evet tam orası. Doğru yerde duruyorsun. Tam orda olduğun halinle sevmeye başlamalısın kendini! Ne eksik ne fazla, tam da o halinle…

Ne kadar değerli olduğunu göremiyor musun gerçekten? Hadi ama! Kendine bu denli haksızlık yapmak sence de biraz fazla değil mi? ‘Kim beni neden sevsin ki?’ mi dedin? Doğru mu duydum! Kim seni neden sevmesin ki? Hem sen kimin seni neden sevip sevmediği ile neden ilgileniyorsun ki? Seviyorum diyor işte. Onun sende görüp sevdiği şeyler var demek. Yetmez mi? Sen kendi değerini inkar ediyorsun diye başkaları da mı yok saymalı yani seni. Lütfen izin ver. Seni sevmelerine izin ver. Sana sunulan sevgiyi alma noktasında kendine izin ver. Kendini sevmen için kendine izin ver. Kıymetli olduğunu görmene izin ver…

Yorgun musun yoksa? Tükenmiş? Hırpalanmış? Karamsar? İşte tam da o noktada kucaklamalısın kendini; hem de sımsıkıca. Tam o noktada aradığın şefkati sunmalısın kendine. Başkasının senin başını okşamasını beklemeden önce ilk sen okşamalısın başını. Yaşamın olmazsa olmazı acılar. Hep çıkıp gelecekler bir yerden. İşte o anlar ıstırabını paylaşma anları. Merak etme kimsenin başını şişirmiyorsun anlatarak. Kendini rezil ettiğin falan da yok. Unutma! Istırabını paylaşmadan olmaz, bir başına acı ile mücadele olmaz. Paylaşmadan ne sen bilebilirsin yalnız olmadığını ne de onlar bilebilir yaşadıklarını. Ne yaşadığını bilmeden yanında olamazlar. İzin ver yanında olsunlar. İzin ver acını, yorgunluğunu paylaşsınlar. İzin ver sarılması gereken yaraların varsa sarsınlar… Senle beraber…

Hata mı yaptın? Bir çuval inciri berbat mı ettin? Asla yapmam dediğin şeyin başrolünde mi buldun kendini? Kendini dövmeyi bırak. İçindeki suçlayıcı sesi kıs. Önce sen yargılamamalısın kendini. Öyle olması gerekir ve olur bazen. Hata yapabilirsin… ‘Herşey insanlar için’ demiyor musun başkalarının hatalarından söz ederken? Yani senin için de o zaman; öyle değil mi? Senin de hata yapmaya iznin var.

Yaptığın şey sana iyi geliyor mu ona odaklan. Gelmediği noktada vazgeçme hakkını kullan. Hırpalama kendini, her zaman vazgeçebilirsin ve her zaman hata yapabilirsin. Unutma! Yaşadığın her deneyim seni bugünkü eşsiz varlığına dönüştürdü ve dönüştürmeye devam etmekte…

Duyuyor musun içindeki o büyüyüp kendini bulmak isteyen cılız sesi, hadi ona odaklan. Sen odaklandıkça, onu destekledikçe, elinden tuttukça daha gür çıkacak o ses. Sen yeter ki onu duymaya istekli ol, o kendini anlatmaya çok hazır çünkü. Hadi tut elinden! Önce acılarını paylaş onunla, sonra O anlatsın sana aslında neyin neden olduğunu, aslında neye ihtiyacın olduğunu, ama nasıl olup da göremediğini, görmene engel önyargılarını, korkularını, kaygılarını anlatsın. Kendine ne denli acımasızca yaklaştığını biraz da ondan duy. Anlamaya çalış, kendini nasıl ve ne şekilde tükettiğini, desteksiz kıldığını, yalnız bırakıp, çoğu zaman takdir etmeyi dahi unuttuğunu…

Sadece hüznünü duyma, sevincini de duy, başarını takdir et, şımar yerine göre, kahkaha at, gururlan kendinle… Sen her şeyinle eşsiz bir ruhsun. Sen her halinle mükemmel bir detaysın… Bu halinle de tamamsın, çok kıymetlisin. Yine de değişmek mi istiyorsun? Değişim kendini olduğun halinle kabul ettiğin noktada kendiliğinden başlayacak zaten. Kendini reddettikçe reddettiğin tarafların biz burdayız, bizi de gör ve kabullen deyip kontrolsüzce karşına çıkıyor şu anda. Onları duydukça ehilleştirebileceksin ancak. Onları kontrol edebilmenin yolu onları tanıyıp kabullenmenden geçiyor çünkü.

Lütfen kendinin en yakın arkadaşı ol. Önce kendinin arkasında dur, sev, sar ve sarmala. Hayır bu bir bencillik değil bu bir ihtiyaç. Hem de en temel ihtiyaç!

 

 

 








Başa dön tuşu