Hayvan seven insanlara hayvansever derler,
İnsan seven hayvanlara da insancıl…
…
İnsanlar için insansever diye bir yakıştırma yoktur, insanları seven insanların varlığına rağmen.
Vatansever var da insansever yok
Olmadığına göre,
İnsanlar arasında insanseverliğin çok zayıf olduğu bir gerçek.
Hele de dünya oldu olalı insanların birbirileri ile savaşmalarına bakılırsa…
…
Bizim bir kedimiz var insancıldan öte insansever.
Her gelenin kucağına atlar bir sırnaşmadır gider.
Hani, biri alıp gitse,
Bizi arayacağından emin değilim…
…
Böyle insanlar da var her gelenin kucağına atlayan insansever olmadıklarına rağmen.
İnsanlar arasında bu durum hoş karşılanmaz.
Siyaseten yapılıyorsa fırıldak denir,
Erkekse ve kadınlara yapılırsa çapkın falan denir.
Kadınsa ve erkeklere yapılırsa orospu denir…
…
Fahişelik üzerinde bir yazımızda durmuştuk.
Bu durumun en eski mesleklerden biri olması bir yana,
Konu ile ilgili bir düşünür şunları yazar:
“Fahişelik, şimdiki gibi hep gizli tutulmuş ve hor görülmüş değildir. Başlangıç pek yüksektir. İlkin fahişe, bir tanrı veya tanrıçaya adanmış bir rahibeydi. Ve yoldan geçen yabancının hizmetine girerek, bir tapınma eyleminde bulunuyordu. O zamanlarda saygı görürdü. Erkekler onları kullanırken saygı gösterirlerdi.”
…
Bir başka düşünür bu konuyu ele alırken,
İngiltere’de Victorya döneminde,
Fahişelere “koruyucu” gözle bakıldığını söyler.
Çünkü onlar, aile kızlarının namusunu korumak gibi bir görev üstlenmişlerdir.
Bu durum Hıristiyanlığın geleneksel ahlakçı anlayışına ne kadar ters geliyorsa da,
Gerçek bundan başka bir şey değildi…
…
Bizim kedi ile bu konunun herhangi bir ilgisi yoktur.
Kedi erkektir zaten.
Ama insanseverdir.
İnsan ayırt etmeden her gelene yanaşıyor.
Bu durum bir insan olarak benim canımı sıkıyor nedense…
…
Günümüzde bir siyasetçiyi düşünün.
İçinde bulunduğu nedenlerden ötürü fahişelerle düşüp kalkmış,
Ama kamuoyuna yönelik olarak yaptığı konuşmalarda,
Geleneksel ahlakçı bir tutum sergiliyor olsun.
Böyle bir siyasetçi,
O rahibe orospudan daha şeydir…
…
Eski Lefkoşa sokaklarında dolaşırken bazen bu doğup büyüdüğüm yerleri cam bir kavanozun içindeymiş gibi hissederim.
Her tarafı çatlamış,
Ha düştü ha düşecek.
Toprak ve beyaz renkli duvarları bir zamanlar rengarenk görünürdü yaseminlerden, fesleğenlerden, sardunyalardan, hanımellerinden, nar, limon ve akasya ağaçlarından.
Bisikletli çocuklar saçlarını yandan tararlar,
Kızlar ayak bileklerine kadar beyaz çorap giyerlerdi.
Okullar evlerine yakındı öğrencilerin,
Bu yüzden öğrenci sesleri seyyar satıcıların seslerine karışır,
Lefkoşa sokakları kendi kalabalığında neşeli günler yaşardı…
…
Aslında yazacağım konu bu olacaktı da,
Bizim kedi ile fahişler nereden aklıma geldiyse,
Üstelik bu “kalkışma” günlerinde…
































