Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KAYMAĞI YİYENLER VE (KISACA TAKILDIĞIM!)

Alışkanlık haline gelen pek çok şeyler hayatın rutini olduklarında önemlerini kaybederler.
Kaç zamandır Covid 19 vakalarının günlük dökümlerine bakıyor ve gitgide yukarı dikilen rakamlar görüyorum.
Nüfusumuza, mevcut aşı olanaklarına, tedbirlerde aksamaların olmamasına ve Sağlık Bakanlığının titizliğine karşın özellikle okullarda pandemi vakaları artış gösteriyor..
Tek nedeni de şu oluyor: “Alışkanlık!” Artık virüsle yaşamaya alışmışlık bir yana, kadersel bir kaygısızlıkla da almamız gereken olanca tedbirleri ıskalıyoruz!
Çok kısaca ne mesafe kaldı ne maske ne de “bulaşabilirim” korkusu..
Henüz KKTC’e daha korkunç olduğu söylenen yeni varyantı geldi mi bilmiyoruz. Allah korusun diyoruz da önümüzde sağ selim geçirmemiz gereken “yeni yıl kutlamaları” vardır.. Nasıl kutlandığını da iyi biliyoruz! İnsanların iç içe geçeceği, alkolün de etkisiyle neşelenilirken tedbirlerin nasıl dışlanacağı bilinen gerçek..
Doğrusu bu konuda ve söz konusu “özel gecede” nasıl tedbirler alınır, neler tavsiye edilir bilmiyorum ama şimdiden sorunla ilgili motivasyonu yaratacak yayınlarla açıklamalar yapılmaya başlanırsa her halde faydalı olacaktır..
***
GEÇEN HAFTA: Bilumum emtia “aşırı” oranlarda zamlandıydı.
Mesela adı “Koop.” tescilli “Koop Süte” bir ayda 3. Zam yapıldıydı!
Lafı bilirsiniz. “İmam yellenirse cemaat yaparmış..”
Eğer ülkenin “koop” kuruluşları bile halka fiyat artışlarının başını çekecek zamları dayatırsa hele bu zamlar moralleri iyice bozacak bir acemi tutumla üst üste üç kez gerçekleştirilirse…
Evvel emirde çekiverin Kooperatifçiliğin kuyruğunu, kaldı ki hellimini baskın pahaya satın almak zorunda kaldığımızı yazmadım! ***
SÖZÜ KOOPERATİFLERDEN açmışken devam edeyim: Şöyle: Ben “Kooperatifçiliğe” canı gönülden inanırım. Ülkelerdeki kuruluşlarıyla fiyat istikrarının sağlanmasında büyük katkıları olduğu yadsınamaz gerçektir. BU nedenle diyorum eğer ülkede Koop’lar yaygınlığınca oluşsalardı, bugün ana tüketim maddelerine yapılan zamların tetiklediği dolayısıyla öteki tüm emtianın da pahalanmasına neden olmalarının önüne geçilebilirdi.
ÇÜNKÜ “döviz vurgunu” derken, “iflas etmemek için kârımızı korumak zorundayız” gibilerinden savunmalara sığınılarak yapılan “zam üzerine zamlar” nedeniyle kantarın topuzu çoktan kaçırıldı!
Üstelik bu bulaşıcı virüs gibi yayılan “zamlama” olayı, devleti de sardı! Şöyle ki “iki un fabrikasının” faaliyetlerini durdurmasına neden olacak kadar!
YILLARIN un fabrikaları dıştan ithal un ve mamüllerinin serbest bırakılması sonucu rekabet kabiliyetlerini kaybedince, kendi kapılarına kendileri kilit vurmak zorunda kaldılar..
***
BAŞA DÖNÜYORUM: Öteden beridir büyük sermaye birikimleriyle “büyük işlerin” yapılmasına yönelik ticari ve ekonomik örgütlenmeleri hep ıskaladık.
Mesela bu ülkede tüm ticari kuruluşlar “limitettir.” Hiç “anonim” olanı yoktur ne görüldü ne işitildi. Ha, o Limitet ortaklıklar da katılımcıları itibarıyla aile fertlerinden oluşmaktadırlar..
***
YA UĞRUNA “Bakanlıklar” oluşturulan Koop’lar? Bir zamanlar Havadis gazetesine göre ülkede 130 aktif çalışan Koop. Kuruluşu varmış.
Küçümsenecek bir sayı olmasa da “etkilerine” ne hisseden vardır ne de elleyen! Kaldı ki ekonomik varlıklarının “etkinlik ve ağırlıklarına” tanık olunsun!
Ki KKTC’de hâlâ (her ne kadar iş gücü yaratmış da olsalar) “aracılar ve “tefeciler” vardır. Tüketici kesim sadece üretici ve ithalatçıları değil, bu aracıları da besler! ***
KISACA bundan altmış yıl önce gazetelerde yazmaya başladığımda şimdilerde yazdıklarımı yazıyordum yine!
O yıllarda da yine aracılardan tefecilerden, daha sonraları memlekette tekel yaratan bu nedenle “mütegallibe” dediğim “patronlardan” söz ederdim..
Ve yine İsrail’in Kibuts’larını örnekleyerek Kooperatifçiliğin bir ekonomik model olması gerektiğini yazardım..
Hâlâ ayni minval yazıyorsak demek ki bir arpa boyu yol kat etmemişiz! Sadece daha çok serpilmiş daha çok patronlaşmış, daha çok sermaye birikimi yapmışız ki söz konusu “tüketici” oldu mu hâlâ gariban sınıf oluştan kurtulamadı…
Bu son pahalılık da işte bu gariban sınıfı vuruyor. ***
KISACA TAKILDIĞIM: (TAŞIT ARAÇLARI ÇOĞALIRKEN BÜYÜK SORUN!) Yolların arabalar için kısa yayalar için uzun olduğu ülkede ne “toplu taşımacılık sektörü” hayır yüzü görmekte ne ötesi özel araç sahiplerinin sorunları bitmekte.
BUNA karşın ekonomistler tarafından yapılan son araştırmada 2 bin yılında yapılan ithalat içinde en büyük payı “taşıt araçları” almakta..
Nitekim açıklamada deniyor ki 2021 yılının ilk altı ayında önceki yıla göre yüzde 20.51 artmış. Yani ithal ürünlerin ilk sırasına “taşıt araçları” oturmuş..
Çokluğu itibarıyla bir diğer ithal ürünü de inşaat demiri! ***
ŞİMDİ bu “pahalı ithalatlara” bakıp “memleket kalkınıp gelişiyor” mu diyelim?
Kaldı ki bir yandan da mesela şimdilerde bizim de “köşemizde” ayazlattığımızca “yandık mahvolduk” diyerek feryat ederken; bu araba ve demir ithalatını nasıl izah edeceğiz?
BU çelişkiyi (Yani ya battık ya çıktık olayını) ekonomistlerin değerlendirmelerine bırakıyorum ama ötesini vurgulamak isterim:
Trafik kazaları artık “ölümcül” olanlarını da yoğunluğunca yanına alarak devam ederken arabaların sürekli çoğalması, buna karşın yolların, mevcut altyapının hep ayni kalırken üstelik bozulmaları, yanı sıra artan trafiğe uygunluğunca yollarda gerekli “trafik işaretleriyle kazaları önleyici tedbirlerin alınmaması” bir gün bu ülkede en çok ölümlerin trafik kazası sonucunda gerçekleştiği gibilerinden çok vahim bir durum ortaya koyacaktır!
…SORUN henüz “o büyük felakete” dönüşmeden (evet işinizi gücünüzü bırakıp) sürekli artan taşıt araçlarına karşın sürekli bozulan ve yetersiz kalan ilgili altyapı sorunlarına çözüm getirecek tedbirler almalısınız…