Rum Yönetimi Sözcüsü Nikos Hristodulidis, “Türkiye ne yaparsa yapsın, Kuzey Kıbrıs’taki yönetim hiçbir şekilde yükselmez” buyurmuş.
Yine aynı zatı muhterem, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’in, müzakere sürecinin çözüm için son fırsat olduğunu açıklamasına tepki göstermiş… Nasıl yani? Anastasiadis değil miydi ‘bu son fırsat’ diyen..?
Ha, bir elli yıl daha sürsün, Kıbrıs Türkleri erisin yok olsun… Kendileri de istedikleri gibi rahat politikalar üretsinler…
Argo kaçacak ama, canı öyle çeker demek istiyorum…
Yıllar yılı süren insanlık dışı ambargo, izolasyon, her türlü anlaşma fırsatını tepmeleri, gerekirse masadan kaçmaları, gün gelip Kıbrıs Türklerinin eriyip gitmesi, muhtaç olması için değil miydi?
Biz bu sözleri hep duyduk. Dünyayı da buna inandırmak için bütçelerinin büyük bir kısmını anlaşmanın yolunu açacak faaliyetlere değil, propagandaya ayırdılar.
Başarısız oldukları söylenemez tabii…
Türkiye’nin bunca yıldır gönderdikleriyle uçması gereken bizler, o parayla her türlü ambargoya rağmen en azından kendi evimizi düzene koyamadık, aksine bozuk bir düzen yarattık. Har vurduk, harman savurduk. Adaletsizlik yarattık…
Sonuçta da geri kaldık. Hem de Türkiye’nin en geri vilayetinden daha geride.
Belediyelerimiz borç batağından çöpleri bile toplayamaz hale geldi. Devlet maaş ödeyemez duruma geldi kaç kez. En temel KİT’ler, hatta tek havayolumuz, gururumuz bu nedenle battı…
Çünkü kötü yönetildik.
Herşeye ve özellikle bize rağmen şu anda dengeler değişti.
Bizim de tam olarak nedenini anlamadığımız bir konjontür gelişti…
Kuzey Kıbrıs’a büyük bir ilgi var…
Öyle Annan Planı dönemindeki gibi, “anlaşma oluyor” heyecanından değil bu ilgi. Aksine, Kuzey’in bir şekilde kendi başına da yatırım yapılabilecek ortam sağladığı düşüncesi gelişiyor. Bunda Türkiye’nin payı elbette var. Olacak da… Bunu da eleştirmeye kendilerinin hiç hakkı yok…
Onlar susuzluktan kırılırken, elektrikte bize bile muhtaç olurken, biz suya boğulduk, elektrikte belki de onların yapamadığını yapma olasılığı var -olasılık diyorum, çünkü Sunat Atun ne derse desin, bazı teknik konularda kuşkular var-…
Oysa onlar güven yaratıcı önlem olarak dahi elektriğin, telefonun birleşmesine engel çıkarttılar.
Şimdi dertleniyorlar…
Gelişmeleri “entegrasyon” diyerek kötülemeye çalışsalar da, endişeyle izledikleri aşikar.
Neredeyse sonuna geldiği söylenen bir müzakere sürecini daha kazasız belasız atlatmanın telaşı içindeler… Nasıl yapsalar da Türk tarafını suçlasalar. Sanki bunun zemini hazırlanıyormuş gibi…
Ah diyorum, ah… Bunca yıl o paralar akarken, bir sonraki seçimleri kazanmak için değil de, bu devletin ve halkının çıkarına işlerde kullanılsaydı…
Vizyon olsaydı, varolanı batırmaktan korkanlar, taş üstüne taş koymaya çalışanlar tarafından yönetilseydik…
O anlaşmaya çok da ihtiyacımız olmadığını hissettirseydik.
Muhtaç görüntüsü vermeseydik…
Mevcut durumda dahi, yatırım talepleri züccaciye dükkanına girmiş fil gibi etrafı dağıtmadan karşılansa, halkın desteğini alsa, kuralları tam konsa, o yatırımlar doğru yerlere kanalize edilebilse, devlet bu gelişmeden gerçek anlamda gelir elde etse, yine de geç kalınmış sayılmaz…
Ama maalesef, biz bunu bile yüzümüze gözümüze bulaştırdık.
Yapabilseydik, Rumlar kendileri için, şimdikinden çok kötü şartlarda bir anlaşmayı bile mumla arayacaklardı…
Baksanıza Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Putin’le bir toplantı el sıkışması bile kendilerini delirtmeye yetti…
İyidir biraz telaşa düşsünler. Belki akıl koyarlar…
YERİN KULAĞI VAR
İŞE YARAMAMIŞ:
CTP’nin Genel Başkanlığında son günlerini yaşayan Mehmet Ali Talat, “Mağusa’daki bölünmeyi engellemeliyiz” diyor. Benim bildiğim bu bölünme ilk olarak zaten Mağusa’da başlamıştı. Kendi adaylarına seçim kaybettiren en alevli tartışmalar, Mağusa’da yaşanmıştı. Demek ki, o günden bugüne izlenen yöntemler işe yaramamış…
BU DAVA DA KAZANILIR:
Artık ucunu kaçırdık, kaç icraat hakkında dava açıldı, kaçı durduruldu, ara emri alındı, kim açtı bilemiyoruz. Zira Bakanlar Kurulu’nun Perşembe günleri ürettiği neredeyse her karar davalık oldu. Şimdi de CTP, Bakanlar Kurulu’nun verdiği vatandaşlıkları dava etmiş. Bu kararlar da düşecek göreceksiniz, çünkü Yasa’nın gösterdiği yol izlenmedi. Aranan niteliklere bakılmadan verildiler, sonra da bazıları ‘sakıncalı’ bulunduğu için geri alındı… Sonuç, hükümet bir kez daha güven yitirecek, kurunun yanında yaş da yanacak…
ZAMANSIZ OLMUŞ:
CTP milletvekili Armağan Candan’ın yaptığı açılım zamansız. “Güzelyurt tabu değil, ara bölge olabilir, ara bölgedeki topraklar ve Maraş hemen verilebilir” demiş. Daha toprak konusu görüşülmeden bu tür spekülatif açıklamalar, hem masadaki görüşmeciyi sıkıntıya sokar, hem de sanırım kendi partisini… Parti adına böyle bir politikaları varsa, bunu başkan dile getirmeli… Ama Saray’daki görüşmelerde…
DÜNYADA TEK:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Saner, dünyada eşi olmayan bir uygulamanın; 12 prim ödeyip, 13 maaş veren tek ülkenin KKTC olduğunu ifade etti. Sadece 13. maaş değil, peşin ödeme, erken emeklilik de bu ülkenin yüz karası kararlardı. Bunların hepsinin, Onursal Başkanınız Eroğlu’nun Başbakanlığı döneminde sırf seçim kazanmak adına hayata geçirildiğini de bilirsiniz herhalde…
CTP BUNU BİLMEZ MİYDİ?:
İthal tarım ürünlerine TÜK’ü kurtarma adına fon konmasına hepimiz karşı çıktık. Ancak şimdi Ali Baturay’ın haberinden öğrendik ki, yine TÜK için 2009’dan beri et ve karkas et ithalinden katkı payı alınarak, Maliye’ye kaynak aktarılmaktaymış. Bu sürede 14 milyon lira da gelir elde edilmiş… Tamam bizler bunu bilemezdik ama, bu sürede bir kaç kez iktidara gelen CTP bilmez miydi? Fon kararını Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Yüksek İdare Mahkemesi’ne taşıyan CTP değil miydi? Ne İlginçtir ki, bu konuda tek bir yorumlarını görmedik…
NASIL OLACAK:
Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun,”Türkiye’ye bağlandıktan sonra biz hiç elektrik üretmeyeceğiz. Uzun vadeli fotoğrafta AKSA’yı düşünmüyorum. Kıb-Tek tesislerini hazır, canlı kurulu merkez olarak bekleteceğiz. Petrolü ile hazır bekleyecek” demiş. Peki ama, yüzlerce personeli olan kurum çalışanı ne olacak? Üretmeden, iş yapmadan onları ödemeye devam mı edeceğiz o zaman. Benim aklım pek almıyor ama, yakında işin gerçeği ortaya çıkar…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Bu memlekette barış olur. Anlaşma da olur. Yeter ki iki toplum karar versin, onca zorluğuna rağmen harkulade güzel bir uzlaşma ve anlaşma da olur. İlk defa tabulardan sıyrılmış, ‘kırmızı çizgileri’ minimuma indirilmiş, her iki tarafın da evet diyeceği bir anlaşmaya bu denli yakınız.
Ve bu denli destek var her iki tarafta da. Fakat şunu kestiremiyorum; Topal ördekten farksız bir hale dönüştürülen CTP’siz bu iş nasıl olacak..?”.
DİPTEKİLER
Şehircilikte 70 Yıl Geriye Gidiyoruz: Yandık ki ne yandık. Serdar Denktaş, “Bu emirnameleri geri çekme adına talimat verdim. Bugüne kadar geçirilen emirnamelerin tümünü kaldırıyorum. Bu sefer de İngiliz döneminden kalma emirname kalıyor” demiş. Ben onu Maliye Bakanı sanıyordum, emri Çevre Bakanı niye vermemiş, ya da İçişleri Bakanı? Neyse, sözlerinin içeriği daha korkunç. Fasıl 96’dan bahsediyor, yani “Yollar ve Binaları Düzenleme Yasası”… 1946’dan kalma. Sadece yolların ve binaların niteliklerini içerir. Yani sizin anlayacağınız herkesin kafasına göre takılabileceği bir düzene dönüyoruz. Fasıl 96’nın “yapılmalı” dediği Ülkesel Fiziksel Planın da kaynatıp, suyunu içerler…
































