Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KAVRAM KARGAŞASI: (TOPLUM KADEMELERİNDE HUSUMET VE YARARSIZ TARTIŞMALAR DOĞURUYOR!)

Araya “Noel”in girmesi, yeni yıl hazırlıkları ve yağmurlu havaların da etkisiyle geçen hafta durağan geçti. Tabi bu haftadan da bir şey çıkmaz. Kısaca müzakereler yönünden  “siesta” dönemine girdik!
Buna karşın toplum kademelerinde ufak tefek atışmalar oluyor. Tabi herkesin görüşü kendini bağlar diyemiyorsunuz çünkü sonuçta bir referandum söz konusu olacak ve insanlar kendilerine sunulan “çözüm statüsüne” ya “evet” yahut “hayır” diyecek. Ve çok iyi biliyoruz: Bu durumda çözüm sonrası ya “hayırlı” olacak ya “hayırsız!” 
KAVRAM KARGAŞASI: Herkes kendi siyasi görüşlerine “tapar”  ya! Yanlış! “Ulusal davalarda”  insanların parça körçe hücrelere bölünerek  kendi siyasi çözüm görüşlerini “doğru”  olarak empoze etmeye çalışmaları ancak husumeti yaratır. O husumet de KKTC de fazlası ile var! Mesela ite kaka bakın toplumu kaç parçaya böldüler:
Çözüm isteyenlerle çözüm istemeyenler.

Milliyetçilerle Kıbrıslılar! Yahut globalistlerle ırkçılar!
Türkiyelilerle Kıbrıslılar! Türkiye yanlıları ile AB yanlıları!
Çözümü sadece AB’li olmak için görenlerle,  çözüm uğraşlarına katılıp AB’nin eurolarını cepleyenler!  Vesaire…
ESAS ŞUDUR: Türk halkı için sonunun çözümü “milliyetçilik, fanatizm, globalizm, faşizm, Türkiyecilik, Rumculuk olayı değildir… Bu adada Rum halkı ile Türk halkının eşit egemenlik haklarında  oluşturacakları iki bölgeli bir federal sistemdir. Dün de yazdığımca yanılmıyorsam masada tartışılan da “siyasi eşitlik ilkesinde iki halkın federal sisteme “kurucu yahut oluşturucu devletler” olarak nasıl ve hangi hakları elde ederek katılacaklarıdır… Yahut “hangi haklardan vazgeçerek  federal devleti oluşturacaklardır.
BÜYÜK TEHLİKE: Bu “tehlikeler” gitgide çoğalmaya başladılar.
Bir: Eğer Türk halkı federal devlete Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında nüfus ve mülk azınlığı ile katılır, siyasi eşitliği budanırsa…
İki: Eğer Rum halkı İnsan Hakları dayatmasında Kuzey’e dört özgürlük hakkı ile dönerse…
Üç: Eğer Maliye ile ekonominin,  Merkez Bankası ile vergilerin, doğal kaynaklar kullanımı ile liman ve sahillerin, dış ilişkilerle sürekli kalıcılığı içinde Rum olacak Cumhurbaşkanının, çapraz oylamaların… İpleri, inisiyatif ve denetimleri Rum siyasilerinin iradesinde olursa, Türk tarafı bu adada ayakta duramaz!

BUNLARI DÜŞÜNMEYENLER. Halkı bıçakla doğrar gibi doğrayıp kategorilere ayırdıktan ve her ayrı parçaya kendilerine göre bir “kara yafta” astıktan sonra sadece tek bir şey söylüyorlar: “Çözüm isteriz!”  Sanki ötekileştirdikleri insanlar  kavga etmek yahut savaşmak isterlermiş gibi.. Bu hezeyanlarla dava kazanılmaz!             

**********     

SU MESELESİ:  (KURUM YARATIP BATIRMAKTAN USANMAYANLAR!)   

  Ben işitmedim ama TDP’li Çakıcı’nın iddiasına  göre genç maliye Bakanı Birikim Özgür dobra dobra demiş ki  “bütçesi dışa bağımlı bir ülkenin Maliye Bakanıyım…” İsterseniz bu lafı her tarafından didiklersiniz ama yazık ki gerçek budur.
Ne var ki bu yalın gerçeğe karşın geçen hafta da “su sorununu” çözemeyen bir başka hükümet gerçeği yaşadık! Hatta CTP’nin iplerini ne denli elinde tuttuğunu bilmediğimiz Talat bu konuda Radyo Havadis’e  yaptığı mülakatında  1 buçuk milyarlık bu büyük projeyi “KKTC’nin Su İşleri Dairesi yöntemi ile  çözmek istediklerini” vurgulayarak şunu söyledi:      “Normal su yönetimi Su Dairesinin suyu kuyudan çıkarmasının ardından elektrik parasını ödemesi ve belediyelere 35 kuruşa satması yöntemidir…”
Pekala Türkiye ne istiyor? Ya bir özel şirketin yönetmesini yahut da TC Devlet Su İşleri’nin yönetmesini.
Diyor ki Talat “olamaz! Ve devam ediyor. “Biz Su Dairesini geliştirip onun yerine  bir “Su Kurumu oluşturulmasını ve özerk olmasını teklif ettik.”
ÖTESİ ÖNEMLİ DEĞİL! Alın size çiçeği burnunda nur topu gibi doğacak bir yeni “kurum” daha! Ki hatırlayalım.
1974’lerden beridir kura kura “kurumlara” doyamadık! Sanayi Holdingler mi istersiniz Sypruvex’ler mi? Öncesinde Eti’ler mi sonrasında KTHY mı? Kuzeyi bir baştan bir başa Kooperatiflerle de doldurduktu Peyak’lar gibi büyük oynayanlarla da! Yağ fabrikamız Zeyko da vardı, Binboğa Yem Fabrikamız da!

Sadece 1974’den elimize geçen irili ufaklı tesisler 400’ün üzerindeydi! 600 nüfuslu köylere belediyeler kurduk!
SİMDİ SORALIM: Kaç tanesi ayaktadır? Kaç tanesi batmadı? Kaç tanesi hayatına devam etmektedir? Allah hepsine rahmet eylesin. Doğduklarında hep sevindiydik. Ne var ki hepsi de prematüreydi! Hesapsız kitapsız, plansız programsızdı!  İşletmeleri çapımızı aşıyordu!
BUNA KARŞIN: Kurumlar batarken  “özel sektör” gelişti. Hâlâ dağınıkça da olsa “üniversitelerden sanayie, ticaretten inşaat ve turizm sektörlerine kadar özel sektör damgalı “işletmeler” doğdu doğuyorlar. Buna karşın “hâlâ öğrencilik yıllarından kalma “hantal Merkeziyetçi Devletçilik”  savunucusu statükocuların kafaları değişmemiş ki aynen  Elektrik Kurumu gibi suyu da “özerk Kurum” haline getirmek istiyorlar.  Ki en erken sürede batıversinler!              

   **********
KISACA TAKILDIĞIM. (BU BÜTÇE İLE NE KÖY OLUR NE  KASABA!)      

Geçtiğimiz hafta 2016 Mali yılı bütçesi 4 milyar 155 milyon 833 bin TL olarak onaylandı. Konunun uzmanlarına göre bu bütçe ile 2016 da  büyük “icraatlar”  beklemek mümkün değildir. Zaten Meclis’teki muhalefet parti temsilcileri de  eleştirilerinde “bütçenin tamamen Türkiye’ye dayalı,   gelirlerinin kısır olduğunu”  seslendirirlerken, anlıyoruz ki onlar açısından  da artık bu olay KKTC için  bir kader haline geldi! Yani artık hiçbir siyasi partinin  “biz iktidara geldiğimizde hazineyi uçuracağız” diyecek hali yoktur!

Neyse ki Başbakan Kalyoncu “bütçenin vatandaşların gelirlerinden oluştuğunu unutmadan hareket edeceğini” söyledi ama kör şeytan ayni sıralarda gazete sayfalarında “vergi listeleri”  de yayınlanıyordu! Bu arada Çiftçinin “devlet bize borcunu ödesin” feryatları ayyuka çıkarken, Erenköy Belediyesinin resmen battığı haberi geliyordu! Yani 2016 bütçesi siftah bile yapmadan nasıl bir mali anaforda boğulacağının haberleri işitiliyordu!