Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kavga Türklük Rumluk kavgası değildir… Egemenlik kavgasıdır…

1965’ler Mağusa’sı… Kalebentliği yaşıyoruz ki mesela ben akşamları rahmetlik İsmet Kotak’ın yerine Haberler Merkezi’ne bakıyorum, gündüzleri de Sancak Karargâhı Dal 7’de rahmetlik Nalbantoğlu’nun yardımcısı olarak çalışıyorum…
Görevim “Mağusa ilçesinden gelen halk şikâyetlerini derleyip toplayıp Sancaktar’a bildirmek, Merkez Lefkoşa ile gerekli yazışmaları sürdürmek… Kısaca Sancak ile sivil halk arasında irtibat sağlamak,  sorunların çözümüne yardımcı olmak…
İşte ilk defa o dönemde “halkı” öğreniyorum! Öğreniyorum ki ne kimseler sanıldığı kadar milliyetçi ve kahramandır ne de dürüst ve ahlâklıdır!  Aksine en basit olaylar nedeniyle birbirlerini karalayan, mahkûm ettirmek için gammazlayan, çıkarları için yalan söyleyip iftirada bulunan insanların sayısı az değildir!
Nitekim “gelen dosyam” kısa sürede  Karpaz’dan Mesarya’dan mektuplar, mesajlarla dolar. Hep birbirlerini şikâyet edip gammazlayan, çamur atan insanların mektuplarıdır bunlar! Ve dikkatimi çeker: “En çok şikâyet edilen konuların başında toprak ihlalleri gelmektedir. Falan filanın arazisine tutun ki bir santim fazla girmiştir!  Filan tarlayı sürerken komşusunun tarlasından iki santimlik yeri gasp etmiştir!  Kısaca o malum Toprak kavgaları…
BUNLARI NİÇİN ANLATTIM? Şunu söylemek için: “Birbirlerini toprakları yahut kuyuları için Sancaktarlığa şikâyet edip mahkûm ettirmek isteyen insanlar hepten Türk’türler!.. Hatta akraba arkadaştırlar! Komşudurlar!.. Aynı ailedendirler!…
Hayır! Birisi Rum diğeri Türk değildir!.. Hayır, birisinin toprağı Rum’un diğerininki Türk’ün de değildir!.. Ayrı gayrı köylerin, kasabaların insanları da değillerdir!…
O halde neden toprak kavgası, kuyu, hatta avlulardaki fırınların kavgalarını yapıyorlar?
İşte o ezeli ve ebedi “toprak sahipliğinden” dolayı! Ki insanlık var oldukça sürecek bir “egemenlik” kavgasıdır bu!..  Anlatmamıza gerek yok. Zaten tarih hep topraklarına toprak katan İmparatorlukları anlatır! Bundan sonra da  “topraklarının egemeni olmak isteyen ulusların” tarihini yazacaktır.. Kıbrıs adası onlardan birisidir.
SORUN TÜRKLÜK RUMLUK SORUNU DEĞİLDİR: Yukarıda onca lafı bunu söylemek için sıraladım. Sorun Rum halkının ada egemenliğini ele geçirip tüm adanın mutlak sahibi olması sorunudur! Sorun bu nedenle toprak kavgasıdır çünkü topraksız egemenlik olmaz!..
Bu gerçeği görmek istemeyenler Türk Rum birlikteliğinden doğacak “tek egemenliği” savunabilirler… Hatta savlarında başarıya da ulaşabilirler… Şunu bilmek zorundadırlar ama: “Toprak kavgası bitmez… Dolayısıyla kendi içimizde bile kavgadan azade kılamadığımız toprak paylaşımı söz konusu oldukta, Rum Türk kavgası da bitmez!.. 

    **********
TAM FIRSATTIR. MAĞUSA YENİDEN DOĞABİLİR
Geçtiğimiz günlerde Mağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp kanalizasyon ve alt yapı yatırımları nedeniyle bırakın arabaların, artık yayaların bile yürümelerine imkân vermeyen yolların asfaltlanacağı haberini verdiydi…
Haberi okudukta güldümdü: İkinci defadır, çukurlara düşmekten ön düzeni haşat olmuş arabamı tamirciye götürüyorum… Benim gibi bozuk yollar nedeniyle mağdur olmuş yüzlerce insanın zaten üç yıldır şikâyetleri tavan yapmış, medyada salınıyor!
Neyse, Türk insanı kadirişinastır! Bağırır çağırır ama ayakları yere değdi mi hem affeder hem de çektiklerini unutur. Bu nedenle Kayalp’ın hiç kuşkusu olmasın. Halk iyi şeyleri alkışlamasını da bilir.

MAĞUSA İYİ BİR KENT OLMAYI ÖZLEDİ:  Şehircilik konusunda Mağusa bugüne kadar eline geçen fırsatları da harcayarak geldi bugünlere. Şimdilerde ise “yeni bir fırsat” diyoruz… Mağusa yeniden doğabilir…
Kanalizasyonu şöyle böyle tamamlandı… Kayalp’ın açıklamasından öğreniyoruz yüz yıllık su boruları tümden değiştirildi… Elektrik telefon yerin altına indirildi… Geçen zaman içinde iskân alanları hızla genişlerken oto parklar, Pazar yerleri yapıldı… Halka memleketin en iyi plajları hediye edildi… Akmazsa damlar çocuk ve halk parkları yapıldı… Son aşamada Mağusa’ya Rauf Raif Denktaş Kültür Sarayı kazandırıldı…
Buna karşın Mağusa hep eksik hep “malül” görünümünden bir türlü kurtulamadı… Boşluğu ne DAÜ doldurabildi ne de ötesi yatırımlar…
Kısaca Mağusa ne turizm ne üniversite ne liman kenti olabildi! Hatta “MAGEM” gibi belediyeye bağlı spor tesisleri ve gençliğe yönelik çalışmalara karşın mesela “spor alanında” ses soluk getirecek isim haline de gelemedi…
Üç ana yoluna alternatif yollar açılamadı, Mağusa artan araçlar nedeniyle trafiğe yenik düştü…

İŞTE YENİ FIRSAT:  Şimdi asfaltlama çalışmaları yapılacak. Mağusa’yı kendine özgü tarihi ve doğasal konumu içinde yeni bir kent yapmanın  tam sırasıdır diyoruz. Hani dillere pelesenkti ya!  “Avrupa kenti olacaktır” söylemlerini gerçekleştirmek için…
Nitekim geçen gün arkadaşlarla konuşuyoruz: Eskiden hem de en berbat zamanlarda bile Mağusa’da koordinasyon komiteleri oluşturulurdu. Belediye, kaymakamlık, emniyet, daire müdürleri ile STÖ’leri bir araya gelirler “ne yapmalıyız” diyerek konuşurlardı…
Yine yapılabilir!  En azından Mağusa’daki duyarlı STÖ’leri devreye sokulabilir… Görüşlere görüşler katılır… Kısaca Mağusa yeniden yaratılabilir… Tabi bizimkisi sadece temenni… Yahut bir umut!     

   **********     

ÇARŞI PAZARI HÂLÂ KAMU GÖREVLİLERİNİN MAAŞLARI AYAKTA TUTMAKTADIR
Başbakanlığı döneminde, Hakkı Atun’un makamına uğramış konuşuyoruz. Laf lafı açıp da  konu vergilendirmelere geldikte “kâğıt üzerinde de olsa memurlardan vergi kesiyorsunuz. Bizi özel sektör gibi serbest bırakın, Vergi Dairesi ile muhatap olalım… Eğer parasal giderlerimizi anlattıkta bize acıyarak üstünden para da vermezlerse…
Hakkı Atun güldüydü… Çünkü öncesinde serzenişte bulunuyor ve şöyle diyordum. “Anamıza babamıza bakan biz. Çocuklarımızı okutan rehabilite etmeye çalışan biz, en küçük sosyal hakkı olmayan da biz…”  Atun da “iyi ya demişti sevaba giriyorsun!”
Vergi olayı tabii ki bunlar değillerdir. Fakat kamu görevlilerinin aldıklarını söyledikleri ve bütçenin en büyük kalemini tutan maaşları da değildir…
Tam aksine “çarşı pazarı ayakta tutan, akmazsa damlar Kuzey ekonomisini besleyen o kamu görevlilerinin astronomik denen maaşlarıdır.”
Ve bu gerçek yılların müzmin sorunudur çünkü “alternatifi” olması gereken “özel sektör” yaratılamamıştır…  Mevcutlar ise mesela geçen gün Havadis’in ayazlatıldığınca vergi vermemek için sürekli zarar beyan etmektedirler.. O zaman devlet “dolaylı vergilere” dayanmaktadır ki sonuçta o dolaylı vergileri de ödeyen alış gücü yüksek olan memur kesimi olmaktadır…
Çare elbette ki “özel sektörü öne çıkaran bir yeni ekonomik programdır.”   Hem istihdamları yüklenmesi hem de hazinenin vergi gelirlerini artırması için…
Tabi bu yapılamayınca tüm gözler  “kamu görevlisinin” astronomik denilen maaşına çevrilir. Ki o da artık “Tek Sosyal güvenlik Sistemi” ile tarihe karışmıştır!
KISACA: Hükümetin elinde uygulanması gereken “Ekonomik ve Mali Tedbirler Paketi” vardır. Özelleştirmeler bu paketin içindedir, gel gelelim “asla olamaz” sesleri ayyuka çıkmaktadır. Fakat aynı seslerin insanları bu kez de  “özel sektör” desteklensin, geliştirilsin demektedirler…
YANİ: Ekmek bütün kalsın denirken karınların da tok olması istenmektedir… Mümkün değildir. Ya liberal ekonomi kuralları ile uygulanacak yahut bizim “yapısallığımız bunu gerektiriyor” denilerek istihdamların ağırlığı “devletin kamburunda” taşınmaya devam edecektir…
Tabii hatırlatalım. Ankara ile ilişkiler her zaman iyi tutulmalıdır ki para bittiğinde “istenebilsin!”