Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KAVGA EZELİDİR (MAL MÜLK EGEMENLİK KAVGASIDIR!)

Anastasiadis  “tek egemenlik”  dedi hep birden   “kabul”  dedik!  Değil mi  ki  “Kıbrıslılarız.” Öyleyse ayrılık gayrılık niye!
Güney  hem kendi içinde egemen  dünya devleti hem adanın tanınmış devleti!  O zaman o  “tek egemenliği”  az biraz yumuşatmak için bir formül buldular.  “Kuzey de kendi içinde egemen olsun hem de   Güney içişlerine karışmasın!”  Tabii Kuzey de Güney’e!  Zaten  ezeli ve ebedi kaderdir,   hangi dönemde Türk,  Rum’un işine,  istese bile karışabildi ki? 
Neyse masaya oturuldu.  Eroğlu diyor ki “son görüşmeden sonra   iki ay geçti  ikincisi için hâlâ tarih bile alamıyorum!  Özersay ile Mavroyannis götürebildikleri kadar götürüyorlar işte!  Ancak Güney’den işitilen “sesler” hayra alamet değil. İşte sonuncusu:  
Anastasiadis’e şu sıralarda bir çift kanat taksanız uçacak!  Rus mafyasının elinde  offshore bankalarında akladığı kara paralarla kasasını doldurup geh geh ederken, işlerin ters gitmesi ile Güney’in de tepetaklak gittiğini unutmuş şöyle diyor:        “Kıbrıs’taki Rum devleti gitgide dünyada itibar kazanmaya başladı…   Güney’in dünyada oynamakta olduğu önemli rol yükselmektedir…  Biden’in ziyareti sırasında bazı açıklamalar yapacak…  Maraş’a en kısa sürede döneceğimizi umarım…    Sn. Biden’i Kıbrıs’a ben davet ettim…  Bir devlet görüşmelerle yükselemez…
OLDU MU?  Var mı Anastasiadis’in açıklamalarında  Biden’ın gelişiyle    ilişkilendirdiği   bir çözüm lafı?  Fakat   “çözüm”  yerine ne vardır?  Önceki açıklamalarında da dilinden düşürmediğince  “Maraş ve Gaz”  vardır!   Gazdan dolayı artık AB’nin  Rusya’ya   büyük ölçüde bağımlı olmayacağını çünkü kendi gazı ile   bu bağımlılığı kıracağının böbürlenmesi var! 
Zaten bu nedenle söylüyor daha doğrusu “gaz” söyletiyor:   “Gitgide yüceliyoruz,  dünyada rolümüz artıyor!” 
FAKAT:  Diyor mu “bu adada Türk kardeşlerimizle birlikte bu doğal gazı da paylaşacağız tüm adanın doğal kaynaklarını da…”  Ya ne diyor?  “Kıbrıs’ın doğal kaynaklarına ilişkin kararları Kıbrıs hükümeti alır!” 
GELDİK Mİ ZURNANIN ZIRT DELİĞİNE:  Ne diyorduk?  Bu adada paylaşım kavgası vardır…
  Siyasi egemenlik kavgası vardır…   Toprak davası vardır…  Türklük  Rumluk,  Hristiyanlık Müslümanlık bu  “sahiplik”  mücadelesinde kullanılan silahlardır!  Çünkü bu ırksal ve dinsel motifleri işlemeden,  Rum tarafı  tüm ada egemenliği üzerine   kurmak istediği   “stratejiyi”  sürdüremez.  Nitekim şimdilerde süregelen müzakerelerin en zor bölümü  “siyasi statüde”  anlaşma sağlamak değil,  mülk sorunudur!  Maraş’ı elde etme sorunudur! Zaten Türkiye de AİHM tarafından Rum’un bu sorunları  nedeniyle mahkûm edilmiştir!  Hem de Mal Tazmin Komisyonu’nun çalışmalarını sürdürmesine tırnak kadar aldırmadan! 
OYSA BU KIBRISLI DEDİĞİNİZİN NE GENLERİ  NE DE CEMAZ ÜL EVVELİYATI SAFTIR!   Geçmişte hem Güney’de hem Kuzey’de genlerle ilgili bir tarama yapıldıydı.  Detayını bilemiyoruz ama   çıkan sonuç şuydu:  “Ne Rum halkı  tertemiz ve Yunan ırkındandır ne Türk su katılmamış Türk ırkındandır!”  Ya nedirler?  Birbirlerinin genlerini taşımaları bir yana dolayısıyla karmakarışıktırlar!   “Kıbrıslılılar”  işte! 
PEKALA:  Genleri ile de ispat bulmuş  “tipik Kıbrıslılar” olarak  neden bu adada  kardeş olmaları gerekirken kavga ediyorlar,  savaşıyorlar,  birbirlerini yiyip bitiriyorlar? 
ÇÜNKÜ:  Kardeşler her zaman kavga edebilirler!  Hatta bir ömür o mal paylaşımı nedeniyle birbirlerine dargın kalır düşman ölürler! Çoğu zaman paylaşamadıkları da babadan anadan kalan mirastır!    Kardeşler bile mal mülk nedeniyle kavga edip birbirlerinin gırtlağına basarlarsa  bu adada Rum’la Türk bu nedenden dolayı  hay hayda cebelleşir de savaşır da. Nitekim öyle olmakta!          

**********      

SİYASİ SORUNLA EKONOMİYİ BİRLİKTE PLANLAMAK GEREKİR 
Şimdilerde sesler yine canhıraş çıkıyor:  Memleketin bilumum esnaf ve zanaatkârı  “ürettiğini pazarlayamamasından,”  Ticaret ve ekonomi ile ilgili yetkili ve sorumlular da    “üretimdeki kalitesizlikten” yakınıyorlar!”  
Dolayısıyla  üretici kesim,  “yerel ürünleri desteklemeniz gerekir ki kendimizi geliştirip büyütme fırsatı bulalım”  dedikçe, ilgili ve yetkiler de  “kaliteye dikkat ederseniz o söylediğiniz kendiliğinden gerçekleşir”  demektedirler…
Ve yılardır taraflar bu kısır tartışma içinde heyamola çekmelerine karşın sorunlar çözülememektedirler…
EKONOMİ DARALIYOR:  Bunu geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Türk Esnaf ve zanaatkâr Odası  Başkanı Hürrem Tulga söylediydi.  Yanı sıra açıklamalarını yaparken kamburlarını oluşturan tüm sorunları da ortalara serdiydi…
MESELA:  “Hazırcılık ülkeyi tüketti diyordu…”   “Küçük ve orta boy işletmeler yok oldu,  büyük işletmeler daha da büyüdü…”  “Tekelleşmeler artmaktadır…”  “Turizm kumarhaneler kapalı devre olmaktan çıkartılmalı halka açılmalıdırlar…”  Diyerek yakınıyordu.   
Gerçekte bir kısmını aktardığımız Tulga’nın seslendirdiği bu sorunların  her biri kendi içlerinde de  ayrı ayrı  “devlet sorunları”  olarak  gelişiyorlar.  Sonuçta bize de  “nasıl bir ekonomik sistem oluşturmalıydık”  düşüncesi basmakta,   “bundan sonra  nasıl bir politika ile Kıbrıs Türk üreticisi ile esnaf ve zanaatkârını,  sanayicisi ve turizmcisini  ayakta tutacak bir sistem geliştirmemiz gerekmektedir” sorgulamasına itmektedir!  
1960’LARDAN BERİDİR TARTIŞILIYOR:  Tartışılan ise yukarıda vurguladığım   “nasıl bir  kalkınma modeli uygulanmalı ki Kıbrıs Türk Ekonomisi icracıları ile birlikte kalkınsın”   sorusuna verilecek cevap ve içeriğidir. 
Hatırlatalım.  1960’larda “Türk’ten Türk’e kampanyaları”  başlattılardı.  O kadar ki Rum’dan alış veriş yapanlar cezalandırılıyorlardı!  İşe yaramadı!   Çünkü Rum tüccarlardan mal alan  “aracılar”  bu malları Türk’lere baskın pahaya satarak hem olayı istismar ettiler hem de haksız kazanç sağlayarak toplum içinde husumet yarattılar!
Sonra TC’den teşvikler dönemi başladı.  Mesela bankalar fizibilite raporlarına bile aldırmadan Türkiye’nin turizm yatırımları  için ayırdığı düşük faizli krediler dağıttılardı.   O kredileri kapanlar ise  kendilerine villalar yaptılardı!
Sanayi kesimi de benzer teşviklerden yararlandı benzer açıkgözlüklere sarıldı,  derken ABAT kararları ile birlikte zaten yatırımlar  enten püftendi,  hepsi göçüp  gidiverdi!
Barış Harekâtı’ndan sonra zaten  talan dönemi başladıydı.  Ayakta kalabilen kaldı,  ötesi harcadı battı!  Şu anda da ve hâlâ o ganimet serüveninin aidiyetimize kazıdığımız  nimetleri üzerinde gelişip palazlanan bir ekonomi dalgasının içindeyiz ve  gitgide batanlar  ayakta kalanlardan çok daha fazla olmaya devam ediyorlar…
BU ARADA:  Bilir misiniz?   1974’ten beridir Kuzey Kıbrıs ile TC arasında  sayıları sayılamayacak ve unutulacak kadar çok  “kalkınma  protokolleri”  imzalandı!  Sonuncusu  2013-2015 Mali ve Ekonomik Protokolüydü” ki   esası   Devlet sektörlerinin  “özelleştirmelerini”  içeriyordu.  Koşullarımıza uymaz denilerek kıyametler kopartıldı!  Öncesinde Abdüllatif Şener’in bakan iken KKTC için hazırladığı  Mali ve Ekonomik Protokolü vardı… Pek çok tavsiyeleri bir kulaktan girdi ötekinden çıktıydı! 
ŞİMDİ DİZLERİMİZİ DÖVÜYORUZ.  Çünkü laf dinlemiyoruz!  Mesela bu memlekette   Türk halkının ekonomisine katkıda bulunacağı savı ile  “Maraş’ın Rum’a iadesi” gündeme getirildi. Ne oldu ama?  Türk tarafının masadaki pozisyonunu berhava ederken buna karşılık  ABD Başkanı Yardımcısını bile “belki iade ettirebilirim”  efkârında   Kıbrıs’a taşıyan etkenlerden birisi oldu!  
Bu nedenle desek ki  “Ekonomiyi” siyasi sorunla  birlikte oluşturacak plan ve programlara gereksinmemiz vardır…  Çünkü birbirlerinden azade değillerdir…  Nitekim Ankara’nın onca dayatmasına karşılık,  KKTC ekonomisini  siyasi  koşullar belirlediği için Mali ve Ekonomik protokolün  “Özelleştirmeler”  uygulamaları  bir türlü gerçekleşemiyor!
     ***********
KISACA TAKILDIĞIMIZ:  (TC SERMAYESİ DE KKTC’LİLERE Mİ AYIRIMCILIK YAPIYOR?) 

Birkaç defadır bizzat sorunun içinde olanların şikâyetlerine muhatap oluyorum.  Diyorlar ki TC’li işadamları otel ve işletmelerinde  KKTC yurttaşlarını “özellikle”  dışlanmaktadırlar!  Buna karşın  TC’den  sürekli personel getirip çeşitli alanlarda istihdam etmekte,  bu tutumlarını da  “KKTC’de turizm alanında yeterli elemanın yetişmediği”   iddiasına bağlamaktadırlar!
Onca üniversitenin,  meslek okulunun  turizmle ilgili bölümlerine ve onca mezunlarına,  bu mezunların işsizlikle pençeleşmesine karşın;   “yeterli eleman” yoktur iddiası çok tuhaf olmalıdır!  Hem üniversiteler memleketi olduk dediğimize ters  olduğundan, hem de eğitimimizin ekonomik gerçeklerle bağdaşmadığının ispatını çakması yönünden! Her halde   yetkililer bu işin tuhaflığını da eğitim yönünü de dikkate alacaklardır diyelim…