Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KASIM AYI: (BAKALIM KİM DAYANACAK KİM KAÇACAK!)

Müzakereler Kasım ayında yoğunlaşacak. Planlamaya göre altı kez görüşme yapılacak. Bu konuda Anastasiadis şunları söylüyor: “Bu yoğunlaştırmadan sonuç almaya çalışacağız. İnşallah öyle olur. Eğer karşı taraf da iyi niyet gösterirse inşallah sonuçlandıracağız.”
Konu tabi ki mülkiyet ve toprak sorunu. Her iki taraf da bu çok zor ve çetrefil konuyu görüşmeye başlarken mistisizmin bam teline vuran “inşallahlı, maşallahlı” dualar yapıyorlar! Ancak Anastasiadis her zamanki sekter  politikasıyla, mülkiyetle ilgili müzakerelerin daha başında, topu Türk tarafına atıyor. “Türk tarafı diyor iyi niyet gösterirse inşallah sonuca gideriz..”
NEDİR BEKLENTİ? Bakın başından beridir ısrarla vurguladığım, müzakerelere “Türk tarafının kazançları” açısından bakan yurttaşların da ısrarla söyledikleri bir yanlış vardır: “Türk tarafı şu veya bu nedenle masaya “mazlum Rum halkının gasp ettiği haklarını en az zararla iade etmek için oturdu!” Bu nedenle  müzakereler Kuzey’in kaybetmesi üzerine denklemleştirilen Güney’in kazanımları için sürüyor!” Dolayısıyle Anastasiadis haklı olarak “Türk tarafından ödün bekliyor.” Bu kadar basit! (Bizse  Rum’un mülkünü işgal etmiş, zavallı insanları göçe zorlamış, şimdilerde artık haklarını hukuklarını teslim etmemiz gerektiğinin alameti farikası  beyaz bayrağı çekmiş, pazarlık yapıyoruz!)  
TALAT’IN DEDİĞİ: Diyor ki “halkı aydınlatma” konuşmasında, “Güney’deki bir anket, halen bir Rum’un bir Türk patronun yanında çalışmak istemediğini ortaya koydu.!”
Dikkat diyor Talat. “Bu da gösteriyor ki henüz her iki toplum da yakınlaşmalara hazır değil. Bu konuda her iki halkın da terapiye ihtiyacı vardır!..”   (Terapi’yi  bilirsiniz?  Psikoanalizin babası sayılan Sigmund Freud’un öğretisidir. Davranış bozuklukları ile psikolojik saplantıların “obje-süje” olarak ve karşılıklı konuşarak sorunların açığa çıkarılması falan…”  Kısaca Sn. Talat şimdi de psikoanalize soyundu!) Ve ekliyor: “Bu terapiyi biz barış yanlıları yapacak!” Neyse toplumu böyle ayrıştırır ve de barış yanlıları ile barış karşıtları olarak kategoriye ayırırken yine de şükür diyorum. İyi ki kendince barışa karşı olanların   “o yere” kapatılmasını önermedi!)
TALAT’A GÖRE: Bugünün ortamı 2004’ler ortamı değildir diyor. Artık Türk halkının gelişimini Rumlar da gördü ve çözüme daha bir yaklaştılar… Mülkiyet konusunu da Komitelerin çözeceğini, garantör ülkeler sorununun ise tarafların zirve toplantısında  anlaşacağını söylüyor.  Garantör ülkelerden bir teki “garantörlüğün kalkmasını isterse, diğerinin de hiçbir garantörlük hakkı kalmayacağını  özellikle belirtiyor! Eh bu durumda Yunanistan yahut İngiltere “kalksın bu garantörlükler” derlerse TC uymak zorunda kalacak… Kısaca şimdilerde Talat cephesinden böylesi sesler işitiliyor!            

     ********** 

UBP’DEKİ VAZİYETLER: (KURULTAY SONRASINDA DA SORUNLAR DEVAM EDER.)
Tabi bu sabah çoğunluğumuzca her iki seçimin  kesin sonuçlarını merak ederek uyandık. Hemen televizyonları açtık, artık telefonlar bile bizden daha akıllı olduklarından,  onlara sarıldık! Ve öğrendik ki Türkiye’de sonuçlar “şu şu,” UBP Kurultayından çıkan sonuçlar da “bu bu” imiş!  Tabi önümüzdeki günlere kıran girmedi. Yorumlarımızı yapacağız da hazır gündemi meşgul ederken UBP’yi bir daha irdeleyelim:         Ancak önce bir yanlışımızı düzeltelim.. Dünkü yazımda “UBP’nin Parti Meclisinde kadın aday yok demiş ve UBP’ye “erkek, kazak UBP” diye takılmıştım. Beni fena halde bombardımana  tuttular! Meğer  “Parti Meclisine sonradan duhul eyleyecek kadınları, ilçelerdeki Kadın Kolları ile Gençlik Kolları seçermiş!”  Bu konuda Özdemir Tokel sosyal medyada bir açıklama yaptı aktarıyorum:         “Kıymetli üstad aslında size aktaranlar da gerçeği tam anlatamamışlar… Müsaade ederseniz size tüzüğün ne dediğini ama tüzüğü okudukları halde anlamayanların ne yaptıklarını anlatayım…
Tüzük gereği 70 Parti Meclisi  üyesi seçilmeli. Yine tüzük gereği bunların en az 10'unun kadın ve en az 10'unun gençlerden oluşması gerekiyor…  Bazı aklı evveller bunu 50 erkek 10 kadın 10 genç diye yorumlayınca ve  tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de kadın ve gençler için ayrı  listeler  oluşturulunca ortaya tam da sizin dediğiniz gibi haremlik selamlık ve gençlik bir seçim çıktı… Oysa tüzük gereği 70 kişilik listenin 60'ının kadın olması da mümkündür… Tüzük en az 10'u işaret etmekteydi ama gelin görün ki tüzükte ne yazdığı ya da yazılanın neyi kastettiğinden çok onu okuyanların olmayan kapasiteleri ile tüzüğü nasıl anladıkları belirledi durumu… Bir düzeltme daha yapayım, kadınları kadınlar gençleri gençler seçmiyor herkes bu listelere oy verecek… Özetle listeler haremlik selamlık ama oylar karışık. Saygılarımla.”
Vesselam “doğruları” götürsünler diye kendimize özgü yanlışlar icat ettik! Anayasamız da ortada, parti tüzükleri de! Altın harflerle yazılsalar uygulamaya geçildi miydi 25 kuruşa düşerler!     UBP’NİN GELECEĞİ: Yazımı seçim sonuçlarından çok önce yazdım postaladım. Büyük olasılıkla Özgürgün yeniden Başkanlığa seçilecek! Eğer seçilmezse biline ki “UBP’ye kendinin kaydettiği ve  10 bine çıkardım dediği o üyelerden kazık yedi!” Olayın esprisine gelince: Bir partide 8 Başkan adayı seçime katılırsa ve bunun “olumsuz yanını çakan genel Başkan konumundaki Özgürgün ise ve de  Özgürgün yeniden Başkan seçilmişse, biline ki bundan sonra da başı çok ağrıyacaktır. Hatta UBP’den kopmalar olacaktır!                 

   ***********
KISACA TAKILDIĞIM: (SAĞLIKTAKİ ASIL SORUN PARASIZLIK!)

Rakamların ayazlattığı açıklamaları severim çünkü ayakları yere basar! Bu cümleden olduğu için “TDP’nin Genel Sekreteri Suphi Hüdaoğlu’nun “Sağlık sorunlarına” yönelik  şu açıklamasını ayrı bir paranteze koydum. Diyor ki Hüdaoğlu; “Sağlığa ayrılan yüzde 6.6 bütçe ile Sağlıkta reform yapmak imkânsızdır!.. Karşımızda doktorların neden eylem yaptıklarını anlamak istemeyen bir siyasi anlayış ve sağlığa ayrılan bu bütçe varken, değil reform yapmak, sağlık alanında değişim bile yapılamaz!”  Ve ekliyor: “Sağlık alanında değişim dönüşüm isteniyorsa yüzde 15’lik bir bütçe gerekir…” Öylesi bir bütçe de bu hükümette yok!         Ve tekrar edelim. Türlü çeşitli vaatlerle iktidara gelip sonra “tıkanıp kalmak sendromu” devam ediyor! Kısaca vaatlerle icraatlar tutmuyor!