Geçen haftanın sonuna denk geldi. Olayı “bir de biz anlatalım” diyemeden atlamak zorunda kaldıktı..Ki toplumdaki bazı kesimlerle bazı medya kuruluşları tarafından bu kez kaşıtılan da “TMT” olduydu!Yani “Türk Mukavemet Teşkilatı.” Yani Rum’un EOKA’sına karşı TC’li Türk subaylarınca kurulan “direniş örgütü.”
OLAYIN esası ise hr halde şuydu: Büyük araştırmacı ve yazar refikim Bülent Fevzioğlu bir vesile ile Sn. Eğitim Bakanı Çavuşoğlu ile görüşürken son zamanlarda Rum tarafında Türk halkına yönelik düşmanca hareketlenmeleri hatırlatır fakat henüz bizde “mücadele tarihimizin” bile okullarda yeterince okutulmadığına.. Bu konuda yeterli tedrisatın olmadığına.. İlgili tarihi belgelerin gereken şekilde değerlendirilmediğine ve artık bu “mücadele tarihinin” de ders kitapları olarak hazırlanıp müfredata dahil edilmesi gerektiğinin…” Çağrışımları ile mi önerilerde bulunur bilemiyorum ama… Sn. Bakan’dan “var mı yazacak biri” yanıtını alınca çılgına döner! ÇILGINA DÖNER çünkü bildiğim Fevzioğlu tam da böylesi araştırmaların yazarı uzmanı.. Sn. Bakanının boyunu aşacak kadar da araştırma kitapları var.. DOLAYISIYLA Sn. Bakan’ın “var mı yazacak biri” sorusuna tepki koyarak sosyal medyada olayı anlatır.. Ve bu vesile ile de TMT’yi “ulusal direniş teşkilatımız” olarak yetişmekte olan yeni nesillerin yeterince bilmediklerinden yakınır.”
VE Bülent’in bu beyanı sosyal medyada dalgalanır dalgalanmaz etki ve tepkileri ile öylesi dalgalanır ki sanırsınız 3. Dünya savaşı koptu! Oysa yalan!
***
ÇÜNKÜ bu ülkede yıllarca TMT’ye faşist teşkilat da dendi masum insanları katleden de! Türk’ü Türk’e kıydırdığı da iddia edildi toplum katlarında korkular saldığı da! Kaldı ki bugüne kadar okullarda ders kitabı olarak, tarihimiz olarak okutulan öğreti haline gelmemişse; nedeni üzerine sıçratılan o çamurların temizlenmeden, aklanıp paklatılmadan hâlâ bazı çevrelerce ve politikacılar tarafından “Denktaş’ın faşist yeraltı Teşkilatı” olarak nitelendirilmesindendir! YANİ “riyakârlığa gerek yok” diyorum ve ekliyorum: Her şeye karşın geç de olsa “mücadele tarihimize” ait ders kitaplarının ve tabi ki TMT’nin de ne olduğu niçin kurulduğu yetişmekte olan çocuklarımıza okutulmalı anlatılmalıdır.. BU konuda Sn. Bakanın “var mı yazacak biri” lafına nazire “hem de çok insanımız vardır” diyorum… Ve geçen haftaya damgasını vuran bir ötesi konuya geçiyorum:
***
Sn. METİN Feyzioğlu’nun Lefkoşa payitahtına TC Büyükelçisi olarak atandığı haberlerinden bu yanadır “evet bu büyükelçimiz daha başka olacaktır” deyişlerimize nazire, “başka” olmaya devam ediyor: Şöyle ki Gözler önünde ve şeffaf..
BİR kere diyor ki “Kıbrıs bir mesele değil milli davadır..”
“TANINMANIN zamanla gerçekleşeceğini düşünüyorum” da diyor..
“MARAŞ’taki mülkiyet hakkını Avrupa İnsan hakları sistemine göre çözeceğiz” diyor..
“KIBRIS’a aşkla bağlıydım şimdi daha çok bağlandım” diyor…
YANİ Sn. Büyükelçi, sanki öncesinde “yanlış anlaşılmış da şimdi kendileri tarafından düzeltilip restore edilecek bir KKTC-TC ilişkileri sorunu vardır” imajını çakarken… Öte yandan “ben despot değilim size sevgi ile bağlanmış özgürlük ve egemenliğinizle devlet olma hakkınıza inanmış, sizleri çok seven bir dostunuzum” diyor..
GERÇEKTEN böylesi bir politik yaklaşıma gerek var mıydı? Doğrusu evet!. Çünkü bizden yani KKTC’den kaynaklı (ister sistematik ister inisiyatifi densin) gitgide daha çok yoğunlaşan ve kendi iç sorunlarımızdan kaynaklı tepkisel bir aksülame içindeydik ki işaret edip ayağa kalk dediğimiz suçlusu da Ankara oluyordu!..
KOLAY DEĞİL AMA!. Çünkü Kıbrıs Türk halkı yarım asırdır siyasi çözüm beklentilerinde dünyadan tecrit edilmiş durumdadır! Tek koruyucusuyla hayatiyetinin devamlılığı Türkiye tarafından sağlanmaktadır. Kıbrıs Türklerinin de dünyada güvenecekleri ne bir başka devlet vardır ne de siyasi güç! Ve yarım asırdır Kıbrıs Türk halkı bu bilinçle bu adada varolma savaşımı vermektedir.. VE BİLDİĞİM kadarıyla Rum tarafının bize tanıdığı en toleranslı ve barışçı çözüma alternatifi , BM’lerin Kıbrıs’la ilgili 541 ve 551 sayılı kararlarının uygulanmasıdır ki sonucunda sağlanacak çözümün adı olsa olsa felaket olur!
YANİ çözümsüzlüğe devam! Bu siyasi kadersizliği ne zaman kırıp kadük hale sokarız bilmiyorum ama mücadeleye devam…
***
VE YEREL SEÇİMLERİN SON ETABI! İleride yazacağız. Bu seçimlerde ilk kez bazı siyasi değişimler yaşandı.. Tutun ki seçimler olup bittikten sonra “ittifaklara” gitmek yerine artık seçimler bitmeden de oluşturula biliniyor..
Yıllardır bu nedenle her seçim sonrasına özellikle Hükümeti kurabilme çalışma ve pazarlıkları nedeniyle harcanan zamanlara nazire; şimdi o “zamanlar” seçim öncesi ittifaklar ve parti içi fedakârlıklarda bulunmalarla daha sıkıntısız atlatıla biliniyor…
UBP buna yerel seçimlerde “eskileri” kenara çekip “yeni adayları” ileri sürmek gibi yeni bir politika daha ekleyince hem oyların bölünmesini hm de parti içi dalaşmayı önledi!
BU seçimlerde asıl dikkat çekici olan ise “bayan Başkan adayları!” Şeytan diyor ki hepten kadınlardan oluşan yerel yöneticileri seçelim.. Görsün erkekler kaç bucaktır dünya!
































