Devekuşu’nun başını kuma gömme hikayesini bugünlerde sık sık HATIRLATIYORLAR.
Dünya, bizim görmek istediğimiz şekilde dönmüyor. Yüzyılların insanlığa kazandırdığı birikimler, çeşitli kurumlarla artık herkesin malı olmuş.
Evrensel hukuk ve Sarayönü Hukuku, ben yaptım oldu hukuku çelişmekte, bu çelişme ise Kıbrıs Türk Toplumunu sık sık zor duruma sokmaktadır.
İnsan Hakları Mahkemesi’nin son olarak, Türkiye’ye verdiği 90 milyon Euro’luk ceza çok öğreticidir.
Mahkeme, geçmiş yıllarda, Türkiye’nin müdahalesinden etkilenenlere karşı geniş çaplı insan hakları ihlallerinin gerçekleştirildiğine karar vermişti. Yargıçlar söz konusu dönemde tazminat taleplerine karar veremeyeceklerini açıklamıştı.
Son Kararla, Strasbourg’daki mahkeme 30 milyon Euro’nun müdahale sırasında ortadan kaybolan 1456 kişinin akrabalarına, 60 milyon Euro’nun ise Karpaz yarımadasında yaşayan Kıbrıslı Rumlara verilmesine karar verdi.
Bu kararın, Kıbrıs Türk Toplumu içerisinde ayrıntılı olarak tartışılması gerekirken, çeşitli geçiştirmelerle önemsizleştirilmesi, DEVEKUŞU hikayesini yeniden hatırlattı.
İnsan Hakları Mahkemesinin kararı, Karpaz’da Rumlara karşı yapılan kanunsuzluklara karşı bir tokattır.
Karpaz’ın, tüm görüşmelerde özel bir statüsünün olduğunu halka unutturmaya çalışanlar, özellikle III. VİYANA ANTLAŞMASI’nı toplumun bilincinden silmeye çalışmaktadırlar.
Bu Antlaşma, 2 Ağustos 1975’te, uzun bir peryod olarak devam eden Viyana Görüşmelerinden sonra, Denktaş ve Kleridis arasında imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre
“Adanın güneyinde bulunan Türklerin, istedikleri takdirde, organize edilmiş bir program dâhilinde ve UNFICYP’in yardımlarıyla, eşyaları ile birlikte Kuzeye gitmelerine izin verilecektir.
Denktaş, adanın kuzeyinde bulunan Rumların, kuzeyde kalmakta serbest olduklarına, normal bir yaşam sürdürmeleri için kendilerine her tür yardım yapılacağını, eğitim için gerekli kolaylık, dinsel görevlerini ve ibadetlerini yerine getirmek, kendi doktorları tarafından bakımları ile tedavileri ve kuzey bölgelerinde hareket serbestîsi olacağını tekrar teyit etmiş ve mutabakata varılmıştır.
Kuzeyde bulunmakta olan Rumlardan her hangi birisi, her hangi bir baskıya maruz kalmadan kendi isteği üzerine Güneye gitmek isterse, kendisine izin verilecektir.
UNFICYP, Kuzey’deki Rum köylerine ve yerleşim birimlerine serbest ve normal erişim hakkına sahip olacaktır…”
3. Viyana Antlaşması, 2 Ağustos 1975’te imzalandıktan sonra, Karpaz’daki Rumlar rahat bırakılmamış ve Rumların Karpaz’dan kaçırılması için sistemli MİLLİYETÇİ bir politika izlenmiştir.
Rumların seyahat hakkı YASAKLANARAK, bir yerden bir yere, polis kontrolünde yer değiştirebilecekleri uygulaması getirilmiştir.
Orta Okul ve Liseleri kapatılarak, eğitim hakları engellenmiş ve Rumlardan genç olanlar göçe zorlanmıştır.
Bu politikalar yetmezmiş gibi, 1976-1977 yılında, Dillirgalı göçmenler YALUSA’ya (şimdiki Yenierenköy) getirtilerek, Rumların evlerine yerleştirilmiştir.
Dipkarpaz, Sipahi Yeşilköy, Zeamet köylerindeki Rumları Karpaz bölgesinden kovmak için, buralara Türkiye’den göçmenler getirtilip, zorla Türkleştirme politikası uygulanmıştır.
Denktaş’ın bu uygulamaları, Osmanlı dönemindeki, sınır boylarına Türk yerleştirme siyasetinin aynısıdır.
Savaş sırasında her iki tarafça uygulanan insanlık dışı politikalar yetmezmiş gibi, SAVAŞ DURDUKTAN SONRA, yapılan bu insanlık dışı uygulamaların, uluslararası hukuk tarafından NORMAL UYGULAMA olarak karşılanması nasıl beklenebilir?
Türkiye ve Kıbrıs toplumuna acı gerçekleri söylemeden, halkı koyu bir milliyetçilikle, nereye kadar kandırabilirsiniz.
Kıbrıs Türk aydınları, Karpaz bölgesinin, diğer bölgelerden farklı olarak, özel bir statüsü olduğunu niye halka açıklamamaktadır.
Karpaz, Kıbrıs Türklerinin bir tatil veya stratejik bölgesi değil, milliyetçi uygulamaların alabildiğine uygulandığı bir yerdir. Karpaz’da geçmişte yapılan uygulamaların uluslararası hukuk karşısında savunulabilecek hiçbir haklı yanı yoktur.
Uluslararası hukuk herkese gerekmektedir. Türkiye, İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir kurucu üyesi olarak, İnsan Hakları Mahkemesi’nin aleyhine verdiği kararlara daima uymuştur.
Kıbrıslı Türklere gelince…
Bizim, Rumlar tarafından ihlal edilen insan haklarımız için, şimdiye kadar ciddi bir çalışma yapmayan yöneticilerimiz, aleyhimize çıkan kararlara karşı, kuru bir gürültüden başka, ne yapmaktadırlar?

Önceki Haber
Sonraki Haber

























