Köşe Yazarları

Kararlar, özürlerle Kıbrıs sorunu çözülmez!


Kararlar ve kurallarla kafalar değişseydi, dünya cennet olurdu çünkü insanları bu karar ve kanunlarla   meleklere dönüştürürlerdi! Oysa olmuyor! Olamadığı için de  “Enosis plebisiti” kararı  geri alınsa da  onu Mecliste hortlatan kafa değişmeyeceğinden, çok daha tehlikeli olması gereken “gizlilik” içinde yaşamaya devam edecek.

Buna karşılık başından beridir bu “Enosis” olayın ısınamadım. Çünkü ne Yunanistan’nın ne de Güney Rum’unun buna ihtiyacı yoktur. İki dünya devleti, iki AB ve BM’ler üyesi fakat biri için “yavru” diğeri için “ana” olan  ayni dinin ve dilin insanları neden siyaseten çok daha güçlü olacakları bu avantajı “enosisi” gerçekleştirerek “tekil” hale getirsinler?

Ki biz yıllardır ne diyoruz? Eğer bu adada tanınmış devlet, dolayısıyle AB ve BM’lerin üyesi olsaydık Türkiye ile uluslar arası ilişkilerde iki oy, iki güç oluşturmayacak mıydık? O zaman adadaki halkların Yunanistan’a yahut Türkiye’ye bağlanmak gibi bir dertleri neden olsun, zaten birbirlerine bağlılar!

Tabi bu madalyonun bir yüzüdür. Öteki yüzünde  eğitimde müfredata müdahale hakkında bir kilise vardır ve işte ona meram anlatmak Rum siyasilerinin harcı değildir! Nitekim Rum halkı ve politikacıları açısından çok enteresandır:

GÜNEYLE FARKIMIZ. Hatırlayın, biz Kıbrıs Türk halkı olarak doktorların, avukatların peşinde yürüdük, onları lider yaptık, onların mücadelesine destek verdik.

Bir de Rum tarafına bakın. Bu Enosis belasını başlarına saran iki asır önce yine papazlardı. Bizim tanıdığımız Makarios da papazdı ve adam ömrünü Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak yani Enosisi gerçekleştirmek yollarında tükettiydi!

Öte yandan Eoka’yı kuran, Akritas planlarını hazırlayanlar arasında da hep Makarios vardı. Ancak avukat olan “Kleridis’i çekip alın aralarından, Rum halkını peşlerinden sürükleyenler Yorgacis, Samson, asker kökenli  Grivas  gibi teröristlerdi.

Eee! Kılavuzu karga olanın burnu kakadan kalkmaz! İngiliz’e karşı meşru olan başkaldırıları anlaşılabilirdi ama en az Rumlar kadar adanın sahibi olan Türkler’i de ayni düşüncenin içine katıp “saf dışına itmeye” çalışmak kafasızlıktan başka bir şey değildi! Nitekim  aradan yarım asır geçti Türk Rum kavgası hâlâ bitmedi! Bu nedenle diyoruz: Kafalar değişmelidir ki  Enosis gibi hayaller yaşamasın!

BUNDAN SONRASI. Bir şekilde bu “enosis kararı yumuşatılarak mesela Meclis’ten alınarak Eğitim Bakanlığına verilerek falan müzakerelerin önü açılacak da Allahınızı severseniz ne kaldı o masada görüşülecek?

Bütün başlıklar görüşüldüğü halde  hiç biri için tam tamına, şöyle başarıyı vurgularken haklı bir lafazanlıkta   “üzerinde uzlaşıya varıldı” denecek bir sonuç yok ortada! Hepsinde sürüp giden pürüzler, anlaşmazlıklar var! Masaya yeniden oturulduğunda biline ki yeniden o başlıklarla uğraşılacaktır!


 

      SİYASİ ÇÖZÜM EKONOMİMİZİ KURTARACAK MI?

Bir süre önce  Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından KKTC ekonomisinin 2016-2017 “Rekabet Edebilirlik Raporu” yayımlandı. “Kıyaslamalar  dünyadaki en geri kalmış bazı ülkelerle kendisi gibi küçük adalar dikkate alınarak yapıldı” deniyor! Mesela Malta hatta Singapur gibi adalarla. Ayrıca kıyaslamalar  “BM’lerin “Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri” olarak tanımladığı ülkelerle de yapıldı.

Bu çalışmaların sonuçları bana   tuhaf geliyor. (Çünkü KKTC bir adanın sadece 3 bin 2 yüz 42 kilometre karelik parçasıdır,  çözümsüzlükle ambargolar altındadır ve tüm dünya ülkeleriyle ilişkilerinde yasaklıdır, ekonomisi söz konusu olduğunda tek açık kapısı eğer geçmeyi başarırsa Mersin’dir!) Buna karşın bu tip kıyaslama ve anketler dünyanın neresinde nasıl olduğumuzu bilmemiz yönünden elbette ki  yararlıdır, varsın “bilmemize” karşın KKTC diyarında ol alem devam etse de!

ÖNEMLİ YANI:   Prof. Ali Cevat Taşıran ile Prof. Burçak Özoğlu Tarafından hazırlanan kıyaslı raporda rekabet zayıflığımızın bazı nedenleri de yazılmış.    Bunları okuduğumda  3 bin  kilometre karelik bu küçüK toprak parçasının olası bir çözümün  nasıl esiri olacağını düşündüm ve hayıflandım!  Çünkü 1974’den beridir “devlet olmak için biraz da nüfus ve mülk varlığı gerekir” dediğimi çok söyleyip yazdım!

Oysa tasarlanan çözüme bakıyorum, Türk halkını cemaat esamesinde tutmak için Rum tarafı elinden gelen bütün hokkabazlıkları yapıyor! Sonunda dayata dayata 4 Rum’a karşılık 1 Türk formülünü kabul ettiriyor ki bu adada ilelebet hayır yüzü görmeyelim!                 İşte  KTTO’nın iki Profesöre hazırlattığı rapor  bu savı bir kez daha haklı çıkarıyor ve  KKTC’nin de kapsamında olduğu küçük adaların neden rekabet edebilirliklerinin zayıf olduğunun başına, “nüfus  ve yüzölçümlerinin az oluşlarını” koyuyor!

EKONOMİ DÜŞÜNÜLMÜYOR:   Tabi Sn. Akıncı için çözüm siyasi yönüyle önemlidir. Pekala ama bu siyaset oluşturulurken ekonomik yanını eşdeğerli fayda ve çıkarlarda kim düşünecek? Çünkü KKTC’nin de içinde bulunduğu küçücük adaların neden hayır yüzü görmediklerinin nüfus azlığı yanı sıra diğer  bazı nedenleri de  var,  bakınız nelermiş:

       “Doğal kaynak yetersizliği.. Uluslar arası sermaye ve nitelikli işgücü yetersizliği.. Piyasa darlığı.. Taşıma, ulaştırma, telekomünikasyon maliyetlerinin yüksekliği.. Yüksek oranda İthalat.. İhracatta çeşitlemenin azlığı.. Dış pazarlara erişim güçlüğü, falan…

Kısaca çözüm olduğunda nüfusumuz  sabit kalırken, topraklarımız biraz daha küçülürken, zanneder misiniz ki refah ve saadetten çılgına döneceğiz?


 

   KISACA TAKILDIĞIM:        (MAĞUSA’YI NE ZAMAN KURTARACAKSINIZ)                            

        1970’lerde henüz Mağusa Surlariçi ile Baykal ve Karakol bölgelerinde öbekleşirken bile “Nazım Planına” ihtiyacımız olduğunu söylerdik. Ki  1974’den sonra Rum’un bıraktığı yerlere de  konarken artık bu konuda çok daha büyük kuşku duyduğumuz için feryat etmeye başladıktı çünkü Maraş’tan Glapsides’e kadar uzanan büyük bir iskân alanına ulaştıydık!

Şimdilerde de Mağusa’da inşaat patlaması vardır! Dileyen dilediği gibi kat da çıkıyor istediği sahile villa da konduruyor. İki katlı evlerin başucuna on kat apartman çıkıyor!

Ve öteden beri sahipsizlikten   dolayı “malül” olan  Gazimağusa artık ekilebilir trarlalara da dikilen apartmanlarla genişleyip şişinirken, Girne’yi Lefkoşa’yı aratmayacak çarpık yapılaşmanın rekortmeni olmak için çirkin ve sapık apartmanları dikmedik tek karış toprak bırakmamak için var hızı ile çalışıyor!  Soralım: Mağusa’yı“şehircilik planlaması (nazım planı) içine ne zaman katacaksınız? İkinci bir Girne yarattıktan sonra mı?




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı