KıbrısKöşe YazarlarıSürmanşet

Kanayan yara: Orman



Japonya her yıl meydana gelen büyük depremlerde ayakta kalabilmektedir. Dünyanın en aktif deprem kuşaklarının bulunduğu bir lokasyonda yer alması nedeniyle her yıl Japonya’da irili ufaklı bir çok deprem meydana gelmektedir. Ancak bu kadar çok depremin meydan geldiği bu adalar ülkesinde depremde meydan gelen yıkım yok denecek kadar azdır. Çünkü, her yıl meydana gelen depremlerden dolayı binalar depreme karşı dayanıklı hale getirilmiş, ona göre tasarlanmış ve en önemlisi halk bu konuda oldukça bilinçlendirilmiştir.

Durumun özü şu, bir yerde sıklıkla meydana gelen bir afet varsa, o afetlere karşı tedbirler mutlaka alınmalıdır. Fakat her yıl ülkemizde meydana gelen yangınlar, hektar hektar ormanlarımızı tüketirken, bu konuda hala daha önlem alamıyor oluşumuz yaşadıklarından ders çıkaramayan bir yapıda olduğumuzu ortaya koyuyor. Yarı kurak bir iklime sahip ülkemizde aniden bastıran aşırı sıcaklar ve bilinçsiz insanoğlu varlığı, ülkenin sınırlı doğal kaynaklarından olan ormanlarımız için oldukça tehlikeli olmaktadır. Ülkede ki orman alanı toplamı 76,7 bin hektar olmakta bu da ülke yüzölçümünün ancak %23,1’ine tekabül etmektedir. Bu oranlar bize ülkenin tam bir orman fakiri olduğunu göstermektedir.

Sınırlı orman varlığına sahip bir ülke olarak ormanlarımıza sahip çıkma refleksi geliştirmemiz gerekirken, maalesef yanıp kül olmalarındaki en önemli rolü yine bizler oynuyoruz. Kaynakları etkin bir şekilde kullanıp elzem ihtiyaçları gidermek yerine gereksiz alanlara yapılan harcamalar neticesinde ortaya çıkan bilanço oldukça ağır olmaktadır. Hala daha yangına anında müdahale edecek bir yangın söndürme uçağı veya helikopterinin olmayışı çaresizliğimizi gözler önüne sermektedir. Fakat sorunun sadece yangın söndürme uçağı veya helikopteri almakla çözüleceğini sanıyorsak büyük bir yanılgıya düşeriz.

Memleketin her yöresinde farklı farklı yangın haberleriyle açıyoruz yeni güne gözlerimizi. Daha geçen gün Tepebaşı-Kalkanlı mevkiinde meydana gelen yangın ciğerlerimizi yakmış, Kalkanlı’da ki tarihe tanıklık eden asırlık zeytin ağaçları maalesef küle dönmüştü. Bugün ise Altınova ve Kalecik-Çayırova mevkiinde meydan gelen yangınlarda çiftçimizin el emeği göz nuru ekinleri ile Harup ve Zeytin ağaçları maalesef yanmıştır. Yangın nereden gelirse gelsin günah keçisi aramaktan vazgeçin. Asıl sorumlular bizleriz. Çevre bilinci kazandıramayan bir eğitim sisteminden çevreye duyarlı, yeşili seven ve koruma güdüsü geliştiren bir toplum yaratılmasını bekleyemeyiz. Bir önceki hükümet pratiğinde, duyarlı eğitim yöneticilerimizin uzun uğraşları sonucunda 9. sınıflar için “ekoloji ve çevre” dersi zorunlu hale getirilmiştir.

Ama tek başına bu da yetmez. Çevre bilinci kazandırmak için ilkokul çağından itibaren çevre eğitimi diğer ders konuları içerisine, tematik olarak çevre bilincini geliştirebilecek şekilde entegre edilmelidir. Yani, Türkçe dersinde çevre kirliliğini anlatan bir kompozisyon yazdırırken, resim dersinde çevre kirliliğinin zararlarını veya ağaçlandırmanın önemini ortaya koyan resimler çizdirilmelidir. Matematik derslerinde çevre kirliliğinin ülke ekonomisine verdiği zararlar hesaplatılırken, uygulamalı derslerde mutlaka fidan dikim faaliyetleri gerçekleştirilmelidir. Sadece okullarda değil, köy enstitülerinde, köy kurslarında ailelerde de çevre bilinci oluşturacak eğitimler verilmelidir. Ancak çevre eğitimini hayatın her alanına yayarsak çevreye karşı duyarlı ve bilinçli bireyler yetiştirebiliriz. Franklin Roosevelt’in “Bir ulusun uygarlık düzeyi, üzerinde yaşadığı toprakları ağaçlandırmasıyla ölçülür” öğretisinden hareketle uygar bir toplum olma ve varoluş mücadelesi veren bir toplum olarak önce yeşili var etmeli ve onu korumalıyız.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı