Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kamu reformu acil ihtiyaç…

Kamu reformu sözü, yıllardır gelen giden bütün hükümetlerin programlarında başköşede yer aldı.

Özellikle bu son hükümet, öncelik olarak duyurdu.
Deniyordu ki; “AB’ye uyum çalışmalarıyla eş zamanlı olarak, kamu yönetimi reformunun hayata geçirilmesi için gerekli adımlar atılacaktır. Bu çerçevede kamu personel sisteminin verimliliğini artırma, liyakate dayalı yönetim anlayışını getirme ve kamu yönetiminde müşavirlik sistemini sonlandırma hedefiyle AB’deki iyi uygulamalar esas alınarak hazırlanan Kamu Görevlileri Yasa Taslağı gözden geçirilerek ve gerekli değişiklikler yapılarak hayata geçirilecektir. Bununla eş zamanlı olarak, Kamu Hizmeti Komisyonu’nun şeffaf, adil ve etkin çalışabilecek bir yapıya kavuşturulması yönünde gerekli yasal değişiklikler yapılacaktır.
Kamu yönetimi reformu kapsamında ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarının yapısı güçlendirilecektir. Bu bağlamda, kurumlar arası görev, yetki ve sorumluluk çatışmaları ile bir takım mükerrerliklerin ortadan kaldırılması için, Daire ve hizmet birimlerine ait yürürlükteki kuruluş, görev ve çalışma esasları yasaları yeniden gözden geçirilerek düzenlenecektir.
AB uyum çalışmaları ve kamu yönetimi reformu çalışmalarının etkin olarak yürütülmesi ve izlenmesinin sağlanabilmesi yönünde ise bakanlar düzeyinde bir Reform Yönetim Grubu oluşturulacaktır.”
Daha devamı var. Yasanın, bir yıl içinde Meclis’ten geçeceği de vadediliyordu…
Hükümet kurulalı bir yıldan fazla bir süre geçti. Yasa çalışmasını ve buna bağlı olarak dairelerin yasalarının hazırlanmasını, uygulanmasını takip edecek olan “Bakanlar düzeyinde Reform Yönetim Grubu”nun kurulduğunu bile duymadık…
Dahası, bu “reformda” öngörülenlerin tersine uygulamalara hız verildi…
Müşavirlerin sayısı her geçen gün artmakta; Kamu Hizmeti Komisyonu için yeni yasal düzenleme, beklemede; liyakate dayalı yönetim anlayışı, konunun dışında mesleklerden yapılan atamalarla ayaklar altına alınmış durumda; personel verimliliğine dair bir çalışma yok. Kamunun neredeyse yarısı geçici ve kalifiye olmayan eleman dolu…
Daha geçenlerde bütçenin açılış konuşmasında Maliye Bakanı kendisi söylüyordu. Bakanlığındaki münhalleri açıp, orada çalışan geçiciler için kadrolanma fırsatı yaratmayı düşünmüş. Bir de bakmış ki, çoğunluk aranan niteliklere sahip bile değil.
Belki bu son hükümetin suçu değil. Ama bundan önceki tüm hükümetlerin biriktirdiği bir yıkım.
Peki bu durumda hangi verimlilikten, hangi liyakatten söz edilebilir ki…
KTHY ve ETİ’den gelenlerle geçici sayısı artıyor. Bu insanlar yığma bir şekilde dairelere dolduruluyor. Oysa onların da becerileri, tecrübeleri, çoğunun diplomalı meslekleri var. Kadro karşılığı yerlere yerleştirilseler, bir şekilde münhaller açıldığında kadrolanacaklar…
Dün yenile öğrendik ki, Meclis’te bir komite, geçicilere iş güvencesi verilmesi üzerinde çalışıyormuş. Sendikalarla bu konuda toplantı yapmış.
Yine sendikaların baskıları yoğunlaştıkça, yakında “Göç Yasası” denilen yasa konusunda da bir değişikliğe gidileceği anlaşılıyor. Bu da bütünlüklü bir düzenleme yerine, 2011 sonrası alınanlara, ek menfaatler sağlamak yönünde olacak gibi görünüyor.
Yani reform denebilecek, bundan böyle kamu düzeninin bozulmasını önleyecek bir yasa çıkartmak yerine, orasından burasından elleyerek, mevcut yasa, daha da içinden çıkılmaz hale getirilmekte.
Kamu bu yükü artık çekemez durumdadır. Hem mali açıdan, hem de verimlilik açısından.
Bugüne kadar yapılan yanlışları yasal zemine oturtmak ve sil baştan yapmaktan başka çare yoktur.
Bir an önce şu lanet popülizm belasından, oy kaygısından kurtulup, söylenen reform gerçekleştirilmezse, korkarım bir kaç yıla kadar, bırakın artış almayı, memur maaş da alamayacak.
O gün geldiğinde de, suçlanan, geçmiş iktidarlar değil, bu son hükümet olacak…
“UBP’nin yarattığı enkazın birini kaldırdık” diyen Sayın Başbakan’a ve Sayın Denktaş’a soruyorum; peki bu vebali taşımaya hazır mısınız..?

YERİN KULAĞI VAR
UNUTTURULMAMALI: DP-UG’den istifa edenlere toplumun tüm kesimlerinden büyük tepki ve öfke var. Havadis gazetesi dün, ülkenin dört bir yanını ziyaret ederek, vatandaşın olaya bakışını tespit etti. Vatandaşın tepkisini çok net olarak gördük. Bundan sonra yapılması gereken, bu tepkilerin ilk seçimlerde sandığa yansımasıdır. Geçmişte olduğu gibi kimse bu olayı unutmamalı ve unutturmamalıdır…
MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy’un, çalışma izniyle minibüs ve taksi sürücülüğü yapılmasını önleyen kararı, hem denetim, hem kalite açısından doğru bir karar. Ancak bir yönü daha var. Taksi şirketleri, “çalıştıracak adam bulamayacağız” diyorlar. Toplu taşımacılığa bir düzen getirilmesine karşı olmadıklarını ancak, beyaz kimlik hak sahibi olanlara, ciddi bir sınavdan geçtikten sonra izin verilmesinin daha doğru olacağını söylüyorlar. Bunun yapılmaması halinde, sektörde büyük sıkıntı yaşanacağına dikkat çeken işletmeler, yasağın daraltılması konusunda hükümetten anlayış bekliyorlar. Bizden iletmesi…
GÖZLER EROĞLU’NDA: Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağını 15 Kasım sonrasında açıklayacağını söyleyen Eroğlu, henüz kararını vermedi anlaşılan. İddialar bunun, Eroğlu’nun kendi oy deposu olarak gördüğü, UBP ve DP’deki bilinmezlikle ilgili olduğu yönünde. Her iki parti Eroğlu’na destek vereceğini açıklasa da, tabanlarda ciddi bir karşı duruş var. Özellikle de kendi seçim bölgesi Mağusa’da ilginç seçim iddiaları konuşuluyor. Sanırım Eroğlu’nun adaylık açıklamasını bir müddet daha bekleyeceğiz…
KAFALAR KARIŞIK: Polisin sivil otoriteye bağlanması konusuna hem partiler, hem de vatandaş ilkesel olarak destek veriyor. Tek sorun ülkemizi kangren gibi saran partizanlık hastalığı. En büyük endişe, kurumun, bugüne kadar başka birçok kurumda örneğini gördüğümüz siyasi ikbale kurban edileceği yönünde. Çünkü siyasilere teslim edilen birçok kurum, ya batırıldı, ya da iflas etti. İşte bu örnekler vatandaşın kafasını karıştırıyor…
HESAP SORAN YOK NASILSA: Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, bu bütçeyle yılın zor geçeceğini söylüyor. Revize sözü verdikleri Ekonomik Protokol içinse, “Delip geçmek kolay değil, imzalanan protokolün uygun olmadığında ısrar ediyoruz ancak değiştirmiyorlar” yorumunu yaptı. İyi de seçim öncesi bu sözleri verirken, bunları bilmiyor muydu..? Yoksa “salla gitsin, nasıl olmasa hesap soran olmaz” diye mi düşünmüştü…
AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI: Aylardır DAÜ’de yaşanan rektör krizine Yüksek Mahkeme noktayı koydu. Mahkeme, Prof. Dr. Necdet Osam’ın DAÜ Rektör Vekilliği’ne atanmasının yasal olmadığına karar verdi. Bu kararla birlikte Osam’ın rektör vekilliği de düşmüş oldu. DAÜ’de hukuku görmezden gelenler şimdi ne yapacaklar? İyi ki bu ülkede hala hukuk var…

ZİRVEDEKİLER
Ahmet Kaptan: “Ya Yasa Ya Barra!” yazılı bavullar ile bugün Meclis önüne yürüyecek olan sendikalar adına açıklama yapan Kaptan, “Çıkarılan vergi affı ile sermayeye milyonlarca TL af uygulayan hükümet, sıra Göç Yasası’na geldi mi, kaynak yok demekte ve hükümet koltuklarında kime hizmet ettiklerini kamuoyuna göstermektedirler” görüşünü ileri sürdü…

DİPTEKİLER
Bertan Zaroğlu: Hataylılar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Zaroğlu, yeni vatandaşlık yasasının adil ve kalıcı bir yasa olduğunu düşünmediğini söyledi. Yeni vatandaşlık yasasında ülkeye gelecek yatırımcılar için çok yüksek meblağların istendiğine dikkat çeken Zaroğlu, “Bakan istediği takdirde 11 mühürlüyü bekletip 13 mühürlüye vatandaşlık verebilecek. Yani keyfi bir uygulama” değerlendirmesinde de bulundu. Sormak lazım Sayın Zaroğlu vatandaşlığı kaç mühürle almıştı hatırlıyor mu acaba..?