Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kâmil Paşa ile Şair Eşref

Sanal alem dediğimiz internet dünyası yalan dolanla dolduruluyor. Kimisi bunu cehaletinden kimisi de provokasyon güdüsüyle yapıyor. Kullanılan dil de yakası açılmamış kelimelerle dolu. Yetiştiren içindeki ifrazatı kusuyor.
Bazı kimseler okumamaya yeminli gibiler. Başlıklarla idare ediyorlar. Nasıl olduysa geçenlerde sanal dünyaya “Bu memelekette artık yaşanmaz” başlıklı bir haber düştü. Veriştiren veriştirene. Bir tanesi son darbeyi şöyle indirdi: “Sizin gibilerin havamızı teneffüs etmeleri bile haramdır, cehenneme”.
Kimse haberi okumak ihtiyacını duymamış. Halbuki bu sözler, Fransız aktörü Gerard Depardieu’ya aitti. Bu haberi ben birkaç yıl önce okumuştum. Nerden gündeme geldi, bilmiyorum. Hatta Rusya ile anlaştıklarını ve ona Rus yurttaşlığı verildiğini de okumuştum. Belki de birileri sanal alemdeki ahmakların oranını saptamak istemiştir.
Üç-beş yaşındaki bir çocuğun cesedini taşıyan birkaç kadının fotoğrafı dolaştı bir süre önce. Türk askerinin Cizre’de çocuk öldürdüğünün belgesiymiş. Tuzağa düşen bazı gazeteler, fotoğrafı alıp yayımladılar da. Sonradan ortaya çıktı ki bu fotoğraf, İsrail’in son hava saldırısı sırasında Gazza’da çekilmişti. (Türk askeri Cizre’de çocuk öldürmüş olabilir. Benim anlatmak istediği başka. İnsanlar güpe gündüz kandırılıyorlar.)
Son zamanlarda Kıbrıslı Sadrazam Kâmil Paşa hakkında da yalan yanlış şeyler  dolaşıma sokuldu. Halbuki Arap Ahmet Camiinin avlusunda bulunan kabrindeki kitabede her şey Osmanlıca ve İngilizce olarak iki dilde kaydedilmiştir: “Piroyi (Gaziler) köyünden yüzbaşı Salih Ağa’nın mahdumudur (oğludur). 1833 yılında Lefkoşa’da tevellüt etmiştir (doğmuştur) ve 1913 yılında Lefkoşa’da irtihal-i dar-ı beka eylemiştir (ahrete göç etmiştir)”. Nereli olduğunu tartışmaya gerek var mı?
Kâmil Paşa 1885 ile 1913 yılları arasında dört defa (toplam 8 yıl dolayında) Sadrazamlık yapmıştı yani Osmanlı İmparatorluğu’nda Padişah’tan sonra ikinci adamdı. Şimdiki politikacılarımız sakın duymasın ama Kâmil Paşa’dan geriye altın çerçeveli gözlük, altın enfiye kutusu ve altın bir kalem gibi toplam 26 Kıbrıs Lirası değerinde eşya kaldı. Osmanlı Bankası’nın Larnaka şubesinde de 5 küsur Lira’lık bir hesabı bulundu. Bu paranın 21 Lira’sı cenaze masraflarına harcandı. Geriye kalan 10 küsur Lira da Paşa’nın 56 Lira’lık borcu bulunan Tayyip Efendi’ye verildi. O da imza karşılığı bu parayı alıp borcu sildi ve hakkını Kâmil Paşa’ya helâl etti.
Kâmil Paşa’nın mezarı ölümünden 14 yıl sonra vali Sir Ronald Storrs tarafından yaptırılmıştı. Kabrin küşadı sırasında valinin yaptığı konuşmadan Kâmil Paşa’nın Lord Kitchener ve vali Storrs ile dost olduğu anlaşılıyor. Zaten sadareti süresince İngilizlere yakın bir politika sürdürmüştü. Almancı olan Enver Paşa’nın 1913’te Kâmil Paşa’nın makam odasına girerek şakağına dayadığı tabanca ile istifa etmesini emretmesi bir rastlantı olmasa gerek. (İngiliz politikası güden en ünlü sadrazamlar arasında Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa ve Kâmil Paşa sayılabilir.) Bu nedenle İngilizlerin Kâmil Paşa’nın kabrini yaptırmalarına şaşırmamak gerekir.
İkinci sadaret dönemi ile üçüncüsü arasında Kâmil Paşa Aydın’da valilik yapmıştı. Aydın vilâyeti o zamanlar tüm Ege bölgesini kaplıyordu ve merkezi de elbette İzmir’di. O sıralarda hiciv ustası Şair Eşref de Aydın vilâyeti kazalarından birinde kaymakamlık yapıyordu.
Bu iki zeki ve kültürlü insanın yolları kesiştiği zamanlarda espri yapmamaları veya birbirlerine lâf sokuşturmamaları mümkün olabilir mi? Anlatılan anektotların hangileri gerçek, hangileri uydurmadır kestirmek kolay değil ama önemli olan esprilerin hoş olması. [Köylümüz Bodamyalızade Mehmet Munir Bey’in çıkardığı Seyf (Kılıç) gazetesinden öğrendiğimize göre, 1913’te “Foni dis Kipru” (Kıbrıs’ın Sesi) gazetesi, Kâmil Paşa ile yaptığı söyleşide Rum gazeteci mealen şöyle yazmıştı: “Paşa 90’ına merdiven dayamış bir ihtiyar olmasına rağmen zekâsından hiçbir cevvaliyet kaybetmemiştir.”]  
Bir gün Şair Eşref eşek üzerinde giderken karşıdan bir atlı araba gelir. Yol üzerinde bir çukur gören eşek durur ve arabanın geçmesini bekler. Yaylı araba yanlarında durur, vali Kâmil Paşa başını uzatır ve Ziya Paşa’nın “Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim / Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde” (Nice acemi müneccim/astrolog gökte yıldız ararken gafletle/aymazlıkla yolları üzerindeki kuyuyu görmezlar) beytini ima ederek şöyle devam eder:
– Aman Eşref’im dikkat et, düşersen sana bir şey olur, üzülürüm.
– Merak buyurmayın Paşam, bir şey olmaz. Bizim merkep kâmildir (yetkin, olgun, eksiksiz, mükemmel).
İzmir saat kulesinin inşaatı sırasında Kâmil Paşa, kaymakam Eşref Bey’e bir sonraki projesinin İzmir-Aydın yolunda bir helâ yaptırmak olacağını anlatır. Kaymakam projeyi onaylar ve “Münasiptir Paşam” der. Vali şöyle devam eder “Senden bir istirhamım olacak. Bu eserin kitabesini sen yazıp tarih düşeceksin”. Şair de “Olur” der.
Şair Eşref valinin dalga geçtiğini sanır ve işi ciddiye almaz. Bir süre sonra bir ulak kaymakamlığa dayanır ve valinin kitabeyi beklediğini söyler. Şair Eşref bir kâğıda şunları karalayıp valiye gönderir: “Vali yaptı bu hayratı / ki kazurat (dışkı) kalmasın tende / Gelen sıçsın, giden sıçsın / Sıçayım hayratına ben de”. Vali de rakıcı olduğunu bildiği şaire bir şişe rakı parası gönderir.  
Bu da vali, şimdilerde sopa yutmuş gibi duranlar da vali. Siz hangi tipi tercih ederdiniz?